Füruzan'ın kalemiyle tanışmama vesile olan 12 Mart'ı anlatan Kırk Yedi'liler romanının her ne kadar dili sade ve anlaşılır olsa da akıcı olmayan sıcak ve soğuk ilişkilerin yer aldığı uzun bir sergüzeşte sahip.
Uzak yolun töresidir ağlamak.
Ne marifetleri ne günahları vardır ki insanoğlunun başkalarınca ayan olmadığında kişim kişim kişileyiverir ortaya.
Niye sıkılıyoruz demeyiz de, çoğunluk 'canım sıkılıyor' deriz. Çünkü özümüzü duyarız sıkılırken. Acı duyarken, severken, sevilirken.
Sevginin ölmezliği doğrudur.
İnsanlık bilincine varmış, varma hakkını elde etmiş, emeği ile dünyayı her gün kuran bütün insanları kapsayan bir sevgi anlattığımız, önerdiğimiz. Sevmenin kadın erkek ilişkisinde de yücelticiliğini yadsımıyoruz. Asıl geçici olan etsel tutkudur. Sizse sanırım sevgi diye bunu tanımlıyorsunuz.
Sevgisiz yapılan her şey insanları sonunda kötüleştiriyor.
Sanırım susarak yatıştırılmış hüzünler, acılar kişiye giderek daha derinden koyuyor.Söylenecek sözlerin hepsinin canı cehenneme. Ben sana yakıştırıp söyleyeceğim sözleri uygun bulamadım.
Ölüm yaşamayı bilince anlam kazanıyor. Sana, seni ne çok sevdiğimi desem de istediğimce anlamıyorsundur. Seni dehşetli seviyorum. Niye sevdalara sakınmadan yer bırakmadık içimizde? Has güzellikleri yumuşatırız diye görmezlendik. Nasıl şeydir? Sorarım. Yaşamayı özüyle, insana yatkın doğruluğuyla tutmaya gönül vermiş bizim gt gibiler, sevmeyi arkaya ittik. Katı bir yanım var, onu koruyorum. Acımak yerinde harcanacağı günü bekliyor. O ezik duruşum, uzun sürmüş bir düşüncenin arasındaki yerde sabırla bekleyiştir. Bazan yüreğin en iyi gördüğü söylenir. Benim yüreğimle gördüğüm insanlarım bırakılmışlığın kör karanlığındalar.