·168 syf.····Okunma: 27 Haziran 2023 00:33 Kitap, Filistin direnişinin sembol isimlerinden biri olarak anılan Abdullah Gâlip Bergusi’nin, siyonist İsrail askerleri tarafından esir alındıktan sonra tek kişilik bir hücrede geçen hayatını anlatıyor. Bu eser sadece bir hatırat değil; sabrın, inancın ve insan ruhunun en dar alanlarda bile nasıl ayakta kalabildiğinin çarpıcı bir tanıklığı niteliğinde.
Bergusi’nin satır aralarında verdiği en güçlü mesajlardan biri şu:
Allah rızası uğruna yaşanan bir hayat, en ağır imtihanları bile anlamlı kılar. Öyle ki insan, inandığı dava uğruna çektiği acıyı bile bir lütuf gibi görebilir. Çünkü direniş yalnızca dua etmek değildir; aynı zamanda sabretmek, direnmek ve hak bildiği yolda sebat etmektir. İslam kardeşliği de zaten böyle zamanlarda anlam kazanır.
Bu yönüyle kitap; Filistin’i, Mescid-i Aksa’yı kalbinde bir yara gibi taşıyan, ümmet bilincini diri tutmaya çalışan herkes için sarsıcı ve düşündürücü bir okuma sunuyor.
Rabbim, Mekke’nin fethini ve Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasını kolay kıldığı gibi; Filistin topraklarında da adaletin, huzurun ve özgürlüğün hâkim olduğu günleri bizlere göstersin. Mescid-i Aksa’nın esenliğe kavuştuğu günlere şahit olmayı nasip etsin. Âmin.
Ve belki de kitabın en derin çağrısı şu cümlede saklı:
Bazı hücreler taş duvarlardan değil, insanın kendi içinden örülür. İnsan bazen en büyük yalnızlığı kalabalıkların içinde yaşar ve hakikati kendi içindeki karanlıkta arar. Her insanın bir Hira’sı vardır; kimi dağ başında, kimi zindanda, kimi de kalbinin en sessiz köşesinde…