·304 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Haziran 2023 03:50 hayatımız boyunca hangimiz bir kez bile olsa diyet yapmadı ki? büyüğümüzden küçüğümüze herkesin şok diyetler araştırdığı, denediği bir dönem olmuştur.
diyet başta göze hoş gelir, verilen kilolar, incelen bacaklar.
ama insan vücudu kısıtlanmaya karşıdır, bundan ilerleyen noktalarda bahsedeceğim.
önce kendi hikayeme değinmek (çünkü aramızda buna ihtiyacı olanların olduğunu hissediyorum)
yaklaşık beş senedir yeme bozukluklarıyla savaşan ve yaşayan bir insan olarak, takıntılı derece de kiloma bağlıydım.
değerim kiloma aitmiş gibi hissediyordum. “kilolu olursam kimse beni sevmez”, “basenlerim ince olsaydı daha güzel olurdum.”, “göbeğim daha düz olmalıydı.” gibi saçma düşünceler beynimi işgal etmiş, artık gördüğüm her besinin kalorisini saymaya, diyet videoları izlemeye, ağır sporlar yapıp günde oldukça düşük kalorilerle beslenmeye başladım.
başta her şey yolundaydı.
sonra tıkanırcasına yeme atakları başladı
(bkz: Tıkınırcasına yeme bozukluğu, sık görülerin yeme bozukluğu türlerinden biridir. Bu tür yeme bozukluğuna sahip olan kişiler, yeme atakları sırasında kontrolü kaybederek aralıksız yemek yiyebilirler. Hastalar, normalde tüketecekleri miktarın iki veya üç katı fazlasını 1-2 saat içerisinde tüketebilirler. )
ve verdiğim tüm kiloları kısa zaman içinde geri aldım.
döngü olarak devam eden bu düzen, ruhsal sağlığımı da iyice bozmuş, kafayı yiyeceklerle mahvetmiştim.
oysa yemek sadece besindir, üstüne etiketler kondurmak saçmalıktır.
bu incelemede küfür bulunur!!!
siktiğimin modasına ayak uydurmak için mahvettiğimiz sağlıklarımızın sonucudur.
gelelim kitaba.
insan vücudu atalarından kalma bir kıtlık anlayışına sahiptir.
yeryüzünde yaşamaya başladığımız ilk günden bugüne tek bir gaye için çabaladık. O da karnımızı doyurmaktır.
Bütün gayretlerine rağmen zaman zaman yıllarca süren kıtlık ve açlıktan milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir.
ve insan bir süre kıtlıkta kalırsa (bu basit bir diyet bile olabilir çünkü atalarımızdan kalma genetiklerimiz hemen uyarı vermeye başlar)
ve kısıtlanırsa önce metabolizma yavaşlar sonra ise vücudu sağlıklı tutmak için yenilen her yiyecek yağ olarak depolanır.
bu durumdan çıkıp sağlıklı olmanın tek bir yolu vardır o da siktiğimin diyet kültürüne ayak uydurmayıp, o besinleri doyasıya yemektir.
tabii bu günümüz çağında öyle kolay değildir,
kilolu insanlara bakış açımız genelde olumsuzdur, iş bulmaları, arkadaş edinmeleri çok zordur, bu da kendilerini değersiz hissetmelerine neden olur.
değersiz hissettikçe kendilerini daha fazla kısıtlayan bu bireyler sonucunda tıkanırcasına yeme döngüsüne girmiş bir halde kendilerini bulurlar.
peki, çözüm ne?
siktir et diyeti, bir yaşam biçimidir.
kibar tabiriyle buna sezgisel beslenme diyebiliriz.
(bkz: Sezgisel beslenme terimi ilk kez 1995 tarihinde Evelyn Tribole ve Elyse Resch tarafından yazılmış bir kitabın adı olarak ortaya çıkmıştır. İlk öncüleri arasında, 1978 yılında Dr. Orbach ve 1982’den bu yana duygusal beslenme hakkında yazılar yazan Geneen Roth yer alır. Belirli kalıplara sokulan diyetlerin hiçbir işe yaramadığı, bunun yerine yaşam tarzının değiştirilmesi ve duygusal yeme nedenlerini düzeltmenin doğru yol olduğu düşüncesiyle sezgisel beslenme fikri hayata geçirilmiştir.
Sezgisel beslenme bir diyet programından daha çok bedeninizin uyarılarını dinlemektir. Temelde geleneksel diyete karşıdır. Ne yiyeceğiniz, ne kadar ve ne zaman tüketeceğiniz konusunda kurallar vermez. Sezgisel beslenme, vücudunuz ve açlık ve tokluk sinyalleriniz konusunda sizi uzmanlaştırır. Seçimleri size bırakır.)
kitapta bu beslenme biçimini nasıl uygulayabileceğimiz konusunda bilgi verilmekte bunu hayata geçirme konusunda destek olabilecek tavsiyeler bulunmaktadır.
ben kitabı sevdim, işe yaradığını da düşünüyorum.
artık kaçış noktası arıyorsanız, belki bir şans verebilirsiniz.