Kitabı iki kelimeyle anlatmak istesem; 'bilgi kumbarası' derdim. Kitabın içerisinde deyimler, atasözleri, etimoloji, kültür, efsaneler, doğru bilinen yanlışlar ve tarih ile ilgili birçok bilgi mevcut. Kitabın başında ve sonunda, yazarın bu kitap için yola çıkış amacı ve verdiği emekle ilgili açıklamalar mevcut. Yazarımızın da tekrar tekrar belirttiği gibi; bilmek önemli, çünkü bilgi en büyük güç.
Kitapta anlatımdaki enerjiyi hemen yakalıyorsunuz. Tarihin kara lekeleri size hüzün verdiyse, yazar hemen daha eğlenceli bir bilgiyle bu hüznü dengeliyor. Tam da bu noktada okurla birlikte kitabı yaşayan bir anlatıcının, yani yazarın da bizimle sohbet ve iletişim hâlinde olduğunun farkına varıyoruz. Sohbet ilerledikçe, konuların içindeki bir kelime bile yeni bir konuya geçiş sağlayabiliyor. O yüzden kopukluk olmadan, akıcı bir okuma keyfi sağlıyor.
Kitaptaki tüm bilgileri özetlemek mümkün değil, zaten okuyup kendi bilgilerinizi toplamanız en doğrusu. O yüzden ben sadece kendi açımdan dikkat çeken bir yanından bahsetmek istiyorum. Teknoloji çağındayız ve bilgiye ulaşmak daha kolay gibi geliyor. Ama maalesef bu kolaylık, bilgi kirliliğine ve doğru bilgiye de ulaşmaya engel oluyor. Aslında tam tersi, yanlış bilgi için yönlendiriliyoruz. Bu açıdan kitapta en çok dikkatimi çeken, doğru zannettiğimiz tarihi bilgiler oldu. Mesela Mevlana ile ilgili ilginç detaylar. Okullardaki tarih ders kitaplarının bile ilk konusu budur. Tarihçi objektif olmalı ve tarihi bilgiler olduğu gibi aktarılmalıdır. Dünya tarihinde olsun, kendi tarihimizde olsun değiştirilmiş, farklı şekillerde aksettirilmiş bilgiler var ve olmaya da devam edecek.
İşte bu anlamda, yazarın emeği ayrı bir anlam kazanıyor. Çünkü sadece bilmek değil doğru bilgiyi aramak, bulmak ve kabul etmek de gerekiyor. Benim için çok keyifli bir okuma oldu, kesinlikle tavsiyemdir.