9/10
·124 syf.··
2023 486. kitabı
“yarının daha sıcak olmayacağını” bile bile elinde kibrit, yakacak odun yokken yangın çıkartmaya kalkan karakterlerin kitabı. bitmek bilmeyen savaşlar, sanayi devrimi, bunun yanı sıra gelişmekte olan bilimle tanrı’nın öldürülmesi gibi konular insanları dibi görünmeyen bir kuyuya itmiştir: öze ulaşmak. tohumdan ne çıkacağı bellidir; fakat insan böyle değildir. o, istediği olabilir, kendi kendini seçebilir. insandır o, ama asıl soru hangi insan olduğudur. bütün hayatı arayışla geçmiş bir adamın, samuel beckett’in bu kitabında, 20. yüzyılda, özüne ulaşmaya çalışan, bu bireyselleşme sürecinde eylemsizliğini koruyan, sorgulayan ve şüphe eden insanlardan çıkar karşımıza. “bekleme”nin anlamı vardır onlar için. sadece beklerler; serim, düğüm, çözüm bölümlerinden yoksun, olay(cık) bile olamayan, kendini yineleyen zamanın içinde kaybolup giderler. absürd tiyatro: “gerçek bakanın gözündedir.” artık. nitekim herkese ulaşan tek bir mesaj içermez bu kitap. düşünüp sorgularız. tıpkı zıtlıklarıyla birbirlerini vurgulayan, bir yandan da sorgulayan estragon’la vladimir’in yaptığı gibi. ikisi farklı kutupları temsil etmektedir. saf, zayıf, hayalperest ve unutkan estragon’a karşın; gerçekçi, güçlü ve akıllı vladimir. bekliyorlar… bunun farkındadır vladimir, bilinçlidir. hatta bekledikleri süre boyunca da neler olabileceğini bilmektedir: “vladimir: bekliyoruz. sıkılıyoruz. (elini kaldırır.) hayır itiraz etme, sıkıntıdan patlayacağız, inkâr edemeyiz bunu. güzel. peki. bir değişiklik oluverince ne yapıyoruz? fırsatı kaçırıyoruz. hadi işe koyulalım birazdan her şey bitecek ve biz yeniden yalnız kalacağız, hiçliğin orta yerinde.” hepimiz bir şeyleri umarak yaşarız, ilerde ne olacağımızı da az çok tahmin ederiz. beklerken bir sürü fırsatı kaçırabiliriz de, elde etmek istediğimiz şeylere sahip olabiliriz de. en azından bunun farkındayız. beklemek ya da beklememek… bu bizim seçimimize kalmış. oysa estragon, ne bizim ne de vladimir gibi bunları görebilmektedir. üstelik o, bekleyip beklemediğinin bile farkında değildir. "estragon: şimdi n’apıyoruz? vladimir: godot’yu bekliyoruz. estragon: ha! " uzam, zamandan bağımsız. belli bir olay akışı yok. bu adamların tüm hayatı beklemek. gerçi biz sadece, ışığın suya tutulmasıyla kırılan parçalarını görebiliyoruz. yani beklerken gerçekleştirdikleri sınırlı sayıdaki eylemleri görüyoruz. bu insanlar yalnızca konuşmalarıyla ve birkaç eylemle varoluşlarını kanıtlamaya çalışırlar. kitap boyunca yaptıkları havuç yemek, çizme çıkarmak, şapkayla oynamak ve birkaç tane daha eylemden ibarettir. yine de soru soran, kendi kendilerini irdeleyen insanlardır onlar. "vladimir: bütün bildiğim şu: saatler geçmek bilmez ve bu koşullarda bizi, vakit geçirmek için türlü türlü -nasıl desem- ilk bakışta makul gözüken, ama zamanla monotonluğa dönüşecek oyunlara başvurmaya zorlar. böylece aklımızı kaybetmekten kurtulduğumuzu söyleyebilirsin. kuşkusuz doğru. ama aklımız uzun süredir dipsiz derinliklerin bitimsiz gecelerinde dolanıp durmuyor mu zaten? bazen bunu soruyorum kendime. akıl yürütüşümü takip edebiliyor musun?" dünya’nın ya da evrenin saçmalıklarına bir serzeniş. her zaman daha da fazlası istemek. aç gözlülük müdür bu? bu değişmez kaderi midir insanların? kim olursa olsun, bu kısır döngüden kurtulamaz mı? estragon ve vladimir de bu döngünün kurbanlarındandır; sonsuza kadar godot’yu bekleyeceklerdir. bu süreçte grotesk bir anlatım, saçma diyebileceğimiz konuşmalar çıkar karşımıza. saçmayı saçmalayarak anlatmak. bunun yanı sıra kitap boyunca birkaç kez araya sokulan normal konuşmalarla, bekleyiş dile getirilmektedir. insanların kaderi, tüm yardım çığlıklarına karşın bu döngüde yaşamak belki. bunu tüm insanlığa mal etmek de estragon ve vladimir’in işi. "vladimir: adı pozzo diyorum sana. estragon: bir defada bildim! vladimir: bu konu bıkkınlık vermeye başladı. estragon: belki ötekinin adı da kabil’dir? kabil! kabil! pozzo: imdat! estragon: bu adam bütün insanlık!" gel zaman, git zaman. onlar hala beklemekteler. beklerken ister alakasız diyaloglara girsinler; isterse sadece havuç yesinler. ya da kemerle intihar etmeye kalksınlar. ne zor beklemek, ne de kolay. biliyorlar ki; istediklerine ulaşmak zaman alacak, sonra yine isteyecekler. insanlığa, insanların ne yaptığını anlatmak. yardım etmek zorundalar. körebe gözündeki bağı çözmeli artık. ister gülünç olsunlar, isterse ağlatsınlar; yaptıkları şey ortada. tüm insanlığın yaptığı, ama farkında olmadığı şey: "vladimir: burada vaktimizi ziyan etmeyelim. fırsat çıkmışken bir şeyler yapalım! her gün bize ihtiyaç duyan biri çıkmaz. yo yo, şahsen bize ihtiyaç duyulduğunu söylüyor değilim. başkaları belki çok daha fazla yarar işe. kulaklarımızda hala çınlayan imdat çığlıkları bütün insanlığa dönük! ama burada, zamanın bu noktasında insanlık biziz. hoşumuza gitsin gitmesin. bunun değerini bilelim, çok geç olmadan! hadi gidip, bir kere olsun acımasız kaderin bize sunduğu bu görevi hakkıyla yerine getirelim. ne dersin? kollarımızı kavuşturup durumun eğrisini doğrusunu ölçüp biçerken de, türümüzü onurlandırdığımız doğrudur. kaplan kaplanın yardımına hiç düşünmeden koşar ya da balta girmemiş ormanların derinliklerinde kaybolur. ama mesele bu değil. burada ne yapmaktayız, işte bütün mesele bu. ne mutlu bize ki, yanıtı biliyoruz. evet bu muazzam karışıklığın içinde açık seçik olan bir şey var: godot’yu bekliyoruz." onların elleri kolları bağlı. sürekli kendini yineleyen bekleme sürecinde, yaptıkları hiçbir şey yok. sorgulamaları, şüpheleri, sınırlı sayıdaki eylemleriyle ve birbirlerinin zıtlıklarıyla varoluşlarını göstermeye çalışmaktadırlar. bu hiçliğin içinde hala godot’yu beklediklerine göre, onlar hala kuyunun dibine ulaşmak için uğraşıyorlardır.
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınevi · 200010,1bin okunma
·
131 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.