Arkadaşlarla sohbetler, romanın anlatıcısı 21 yaşındaki komunist şair Frances ve onun en yakın arkadaşı (eski kız arkadaşı) Bobbi hakkındadır. Frances, duygusal ve daha içe dönük olan, umursamaz, ruhsal sorunları olan, yalnız -Hatta yalnızlığını “Kimseye söylemedim, söyleyecek kimsem yoktu.”şeklinde ifade eder- benim “knk aynı ben ” karakterim, Bobbi ise daha neşeli ve dışa dönük olan. Bu iki arkadaş bir şiir gecesinde evli bir çift olan Melissa ve Nick ile tanışırlar ve roman bu dört kişinin ilişki çatışmalarını ve aralarında geçen dramayı çok doğal ve akıcı bir dille anlatır.
Kitabın Aşkı memnu vari konusuna rağmen kitabın hiç bitmemesini ve sonsuza kadar bu kitabı okumayı istedim. Yazarın sade, keskin ve gerçekçi yazım dili beni büyüledi. Ve farkettim ki Sally Rooney ne yazsa okurum. Okuduğum iki kitabında da “işte benim tarzım bu ya” demekten kendimi alamadım. Bu kadın yazsın, ben okuyim.
Özellikle karakterlerin arasındaki sohbetleri okumaktan aşırı keyif aldım. Sadece ana karakterler ve ana olaylar değil arka plandaki materyaller bile o kadar gerçekçiydi ki, benim için tam bir “comfort book” oldu.
Örnek olarak şu alıntıyı paylaşmak isterim:
Bobbi: Sevgiye insanlar arası bir olgu dışında bir şey olarak bakarsan ve toplumsal değerler sistemi olarak anlamaya çalışırsan, hem eşitsizliğin bütün mantığını dikte eden bencillik belitine meydan okuyor ve bu yüzden kapitalizme bir antitez gibi hem de buna rağmen boyun eğdirici ve kolaylaştırıcı bir tarafı var. Örn. annelerin çocuklarını fedakâr bir şekilde ve herhangi bir kâr amacı gütmeyen yetiştirmesi. Bir açıdan piyasanın talepleriyle çelişiyor gibi ama aslında bildiğin bedavaya işçi temin etmeye yarıyor.
Frances: Evet, kapitalizm sevgi’yi kar emeline alet etmiş. sevgi söylemsel pratik, ücretsiz emek de bunun sonucu dediğini anlıyorum ama bu şekilde düşünülen sevgiye karşıyım
Bobbi: Bu dediğin bomboş, Frances. Bir şeylere karşı olduğunu söylemekten daha fazlasını yapman lazım.
(syf.154-155)
Kitabı bu kadar sevmemin sebebi tamamen hayatın içinden olması. Aksiyon yok, belli kalıplar yok. Hiçbir karaktere yüzde yüz iyi veya kötü diyemiyoruz. Çünkü onları anlıyoruz ve bazen de hak veriyoruz.
Ve ben bu tür okumaya bayılıyorum. Yazarla henüz tanışmadıysanız. Bu kitabı vesilesiyle tanışmanızı öneririm. Ve sonra başka harika kitabı “Normal People”ı da okuyabilirsiniz.
(İki kitabında dizisi var bu arada)