Gönderi

DARÜLFÜNUNUN KARA, DAHA DOĞRU BİR TABİRLE, YÜZ KIZARTACAK LİSTESİ
Darülfünunun ıslahatının zamanı yaklaştıkça darülfünunun müderrisleri ve muallimleri arasında gittikçe artan telaş ve dedikoduları yakından seyretmek, ibretle bakılacak bir levhadır. Memleketin ilim ve irfan ordusunun bu başı bozuk erkânı harpleri yeni yapılacak darülfünunun kadrosunda bir yer alabilmek, yahut da arkadaşının ayağını kaydırarak onun yerine geçebilmek için sürekli bir kompas halinde bulunuyorlardı. Biz bu heyetin büyük kısmının ilminin, daha doğrusu cehaletinin derecesini pek yakından bildiğimiz için bunların eserlerinin listesini yapmayı düşündük. Fakat maalesef bu listeyi bütün darülfünunun fakültelerine teşmil edemedik. Tıbbiye hocalarının eserleri hakkında malûmat almak için bu müesseseye mensup bir doktor arkadaşa müracaat ettiğimiz zaman kendi mensup bulunduğu fakültenin cehalet hüccetini kendi eliyle veremeyeceğini, bununla beraber kendi fakültesinin diğer fakültelerden üstün olduğuna emin bulunduğunu söyledi. Hukukçuların eserleri için hukuku bitirmiş üç arkadaşa müracaat ettik. Birincisi, kendisinden hukuk müderrislerinin eserlerinin listesini istediğimiz zaman, hayretle bakarak "eserleri yok ki listesi olsun" dedi. "Hiç bir şeyleri de mi yoktur?" diye sorduk. "Bazı öteberileri vardır ama insan onlara eser diyemez" cevabını verdi. Şu halde kendilerinin nasıl hukuktan mezun oldukları ve imtihana hangi kitapları okuyarak girdikleri hakkındaki sualimize de sadece güldü. Hukuktan mezun olan diğer iki arkadaştan hukuk müderrislerinin eserlerini öğrendik. Bu arkadaşlar dersi sıkıcı, takriri fena olmakla beraber profesör denmeye lâyık yegâne hocalarının "hukuk usulü muhakemeleri" müderrisi Mustafa Reşit Bey olduğunu söylediler. Bu müderrisin eserleri istisna edilirse diğerlerinin eseri olarak, talebe tarafından taş basması olarak bastırılan, notlardan başka hemen hemen bir şeyleri olmadığını ilâve ettiler. Hukuk hocalarının eserleri Muammer Raşit B. (Hukuku hususiyeti düvel): Bugün darülfünunun emini olan bu kıdemli müderrisin yegâne eseri 16 sayfalık bir hülâsadır. Bir de kendi mesuliyeti altında olmaksızın talebesi tarafından basılmış taş basması notlar. Mithat B. (Hukuku âmme): Taş basması notlar. Etem Akif B. (Tıbbı adli): Bir ders kitabı. Etem Akif B. (Tıbbi adlî): Bir ders kitabı. Ebülülâ B. (Hukuku medeniye): Takrirlerini talebe bastırmaktadır. Samiın B. (Hukuku medeniye): Takrirlerini talebe bastırmaktadır. Hasan Tahsin B. (İlmi mali): Eski yazı ile eski bir kitabı vardır. Bu listeyi veren hukukçu arkadaşlar bu kitabı "feci bir kitap‐tır" diye tavsif ettiler. Fazıl B. (İktisat): Matbu bir kitabı vardır. Zühtü B. (Ihsa): Taşbasması notlar. Mustafa Reşit B. (Hukuk usulü muhakemeleri: Hukuk usulü muhakemeleri (3 basım), dört cilt Kanunu Medenî şerhi, İcra Kanunu şerhi (3 basım), eski Ceza kanunu şerhi, hukuk ansiklopedisi, Vatandaşlık kanunu şerhi. Bu müderrisin Fransızca makaleleri de Fransız hukuk mecmualarında neşrolunmaktadır. Bu listede hukuk müderrisleri tamam olmuyordu. Meselâ Muslihiddin Adil Bey’in hangi eserleri olduğunu sorduk. Hukukçu arkadaşlarımız "Alman hayatı irfanı" adındaki eserinden bahsettiler. Bunun mevzua temas etmediğini, Köprülüzade Fuat Beyin şiirlerini nasıl eserleri arasında saymıyorsak bunu da saymayacağımızı söyledik. Hukukçu arkadaşlar bir sözümüze karşı, merhum maarif vekili Necati Bey zamanında, ders ayları esnasında, bir davanın avukatlığını yapmak üzere Eskişehir’e giden Muslihiddin Adil Bey’in Necati Bey tarafından: "Bir müderrise yakışmaz" diye İstanbul’a gönderilmesi hakkındaki hikâyeyi anlatmakla mukabele ettiler. Edebiyat hocalarının eserleri Zeki Velidî, Köprülüzade, Ahmet Refik Beyler: Bu üçünün eserleri saymakla tükenir gibi olmadığı için burada en mühimlerinin bile zikrine girişemeyeceğiz. Bunların eserleri muhtelif dillerde çıktığı gibi muhtelif dillere de tercüme olunmuştur. Eserleri hakkında bir fikir vermek için yalnızca şu kadarını söyleyelim ki, meselâ Köprülüzade’nin eserleri tartılsa, yüksek tahsil görmediği için baremdeki derecesinin indirilmesi hakkındaki ilk teklifi yapan İzmirli İsmail Hakkı Bey’den ağır gelir. Ahmet Refik Bey’in eserleri ise, bu eserlere kıymet biçmek için darülfünunda içtima yapan tarih hocalarının boyundan aşkındır. Zeki Velidî Beye gelince eski ve yeni bütün Türk lehçelerinden başka Arapça, Acemce, Rusça ve Almanca bilen İngilizce ve Fransızca’dan da eser takip edebilen bu hoca Avrupa ve Amerika’nın her yerinde(ilim muhitlerinde) birinci sınıf âlim olarak tanınmıştır. Çıkanlardan başka tamamen hazırlanmış olup, çıkmak için maddî imkân bekleyen en mühim eserleri şunlardır: dört ciltlik Türkistan’ın tarihî coğrafyası, Temür ve Temürlüler devri, Yedinci asırda garbî Asya vekayii ve Türkler, Türk destanlarının tetkiki, Elbîrûnî... Temür oğullarının siyasî tarihine dair vaktiyle Özbekçe yazılan hülâsa, benimle beraber Türkiyat Enstitüsünün diğer asistanları Kıvameddin, Abdülkadir ve Pertev Naili Beyler tarafından Türkiye Türkçe’sine çevrildikten sonra Türk tarih cemiyetine verilmiştir. Yine asistanlar ve talebeler tarafından tebyiz edilen Çağatay oğulları tarihi de Zeki Bey Avrupa’ya gitmeden biraz önce kendisi tarafından vaki olan talep üzeri Riyaseticumhur Başkâtibi Hikmet Bey’e verilmiştir. Hamit Sadi B. : İktisadî coğrafya; İktisadî Türkiye; Beş kıta coğrafyası; muhtelif makaleler ve duvar haritaları. Şerif Bey: 16 yıllık hocadır. Eserleri tercümelerdir: Edebiyat tarihinde usul; Avrupa edebiyatı muhtasar tarihi [1], Fransız edebiyatı tarihi. Ali Ekrem bey: Nazariyatı edebiye; Edebî meslekler; ve muhtelif makaleler. Ferit bey: İran edebiyatı tarihi (bu kitap altı Farisî membadan toplanmış malûmatın birbirine eklenmesinden hasıl olmuştur). Hamit bey: Yegâne eseri lise muallimlerinden Muhsin Beyle müşterek liseler için yazılan "Türkiye tarihi"dir. Fakat bu tarihin de asıl Türkiye kısmını Muhsin bey, onun arasına serpiştirilen Avrupa vakayii kısmını da Hamit Bey yazmıştır. ________________ [1] Şerif Bey, Giritli olmak dolayısıyla vâkıf olduğu Rumca’dan başka Fransızca’yı bir Fransız kadar bilir. Fakat buna mukabil Türkçe’yi pekiyi bilmediği, bu kitabın tercümesine koyduğu isimden anlaşılıyor. Avram Galanti Efendi: 16 yıllık hocadır. Zeki Velidî ve Ahmet Refik Beyler çıkarıl‐dıktan sonra hiç şüphesiz tarih zümresinin en kıymetli hocası budur. Yahudi olduğu için çok lisan bilir. Fakat diğer lisanları da Türkçe kadar biliyorsa zayıf demektir. Makalelerden mürekkep bir eserinin adı "Küçük Türk tetebbüler"dir. Görülüyor ki Galanti efendi Türkçe’yi bilmek hususunda "kol düğmeler, kahve fincanlar" diye bağıran Yahudi esnafından farksızdır. Eserlerinin en mühimleri "Üç Sâmî Vâzı Kanun", "Hitit Kanunu", "Hamurabi Kanunu"dur. Bir de Türkiye Yahudilerine dair mühim bir eseri vardır. Galanti efendi fırsat düştükçe "Türk" olduğunu öne sürüyorsa da hakikatte kendisi gayri meş'ur bir Yahudi ve Sâmî milliyetperverdir. Türklüğe dair en mühim ve eski meseleleri Tevrat’la halletmek istemesi de bunun delilidir. Fazıl Nazmi Bey: Roma ve Yunan tarihi müderrisi olan Fazıl Nazmi Bey’in kendisi de hakikî bir yunanlıdır. Türkçe’yi az bilir ve Atina’dan yeni gelmiş bir Rumun şivesiyle konuşur. Aynı zamanda Yunanlılığa karşı duyduğu hürmet ve rabıtayı ifadeden de çekinmez. Yunanlı talebe İstanbul’a geldiği gün sevincinden fazla heyecana kapılmış ve talebesine "duyduğu sevinç ders yapmasına mani olduğu için ders yapamayacağını" söyleyerek o günü derssiz geçirmiştir. *** Yunanlı talebeye Rumca konferans vererek Rumluğa merbutiyetini gösterdiği gibi Venizelos İstanbul’a geldiği zaman da vatandaşlık hislerini ifadeye giden heyetin reisliğinde bulunmuştur. Herşeyi Yunanlılık gözüyle gördüğünden, kız talebesinden birine de bir Yunan ilahesinin adını takmıştı. Fazıl Nazmi Bey kendi ifadesine göre çok çalışkandır. Bir gün, derse girmeyip de koridorda dolaştığını gördüğü bir kız talebesine: "Kızım! insan daima çalışmalı. Ben uyurken bile çalışırım" dediğini ben kendim işittim. Fakat bu günde 24 saatlik mesainin verdiği mahsul nedir bilir misiniz? Edebiyat Fakültesi mecmuasında çıkmış iki küçük makale... Macit bey: 14 yıllık hocadır. Eserleri Avrupa coğrafyası (lise için); Umumî coğrafya (İbrahim Hakkı Beyle müşterek) Fakülte mecmuasında muhtelif makaleler. İbrahim Hakkı bey: 10 yıllık hocadır. Eserleri: Tabiî coğrafya; orta mekteplere mahsus coğrafya serisi, muhtelif makaleler ve Mösyö Chaput ile birlikte hazırlanmış kıymetli risalecikler. Sekip Bey: 16 yıllık hocadır. Eserlerinin başlıcaları "terbiye musahabeleri", "terakki fikri", "froydizm"dir. Muhtelif mecmualarda bir hayli makaleleri çıkmıştır. Ribo’nun "hissiyat ruhiyat "mı da, Şerif Bey’in yardımıyla, tercüme etmiştir. Eserleri diğer bazı hocalardan çoktur. Fakat bu Sekip Bey’in cahilliğine bir mani teşkil etmez. Çünkü Sekip Bey ruhiyat hocası olmakla beraber ömründe bir defa dimağın teşrihini yapmamıştır. Dimağı nazarî olarak bilir. Hatta Sekip Bey derslerinin birinde erkek ve dişi "amip"lerin "ehdâbı mühtezze"leri vasıtası ile birbirlerini cezbettiklerini söyleyerek bir orta mektep talebesinden daha cahil olduğunu ispat etmiştir. Amiplerde erkeklik dişilik olmadığını felsefe tarihi hocası bilmezse ayıp değildir. Fakat ruhiyat müderrisi bilmezse bu, ilmî gafların şaheserini teşkil eder. Bununla beraber Sekip Bey’in kırdığı potlar bu kadar değildir. "Türkçe yerine başka bir dil kabul etmek", "Hıristiyanlık dinine girmek" gibi fikirler de Sekip Bey’in efkârı felsefiyesi arasında vardır. Her ne kadar Sekip Beyin fikirleri arasında eskiden beri "Lâtin harflerini kabul etmek" gibi memlekete faydalı olanlar da varsa da bu Sekip Bey’in memleketten ziyade kendisini düşünmesinin neticesidir. Çünkü Sekip Bey’den not alan talebeleri de pekiyi bilirler ki Sekip Bey’in eski harflerle olan imlâsı bir ilk mektep çocuğundan farksızdır. Orhan Sadettin Bey: 3‐4 yıllık müderris muavinidir. Almanya’da okumuştur. Karl Furlanderin felsefe tarihinin bir cildini lisanımıza çevirmiştir. Bu tercüme pek muvaffakiyetli bir Türkçe ile çevrilmemiştir. Fakat eserin aslının da ağır olduğunu söylüyorlar. **** Caferoğlu Ahmet Bey: Türk Lisanı tarihi müderris muavininin en az bildiği şey Türk lisanıdır. Kendisi çalışkan ise de telâşı ve Türkçe’yi bilmemesi yüzünden her yaptığı iş yanlış oluyor. Belli başlı eserleri "Ebü Hayyân lügati", "Tukyu ve Uygurlarda han unvanları" ve "Türk lisanı tarihi notları”dır. Takriben 2500 kelimeden ibaret olan Ebû Hayyan lügatinde, A. Battal Bey 145 kelimeye yanlış mana verildiğini tespit etmiş ve bu tenkit "Azerbaycan Yurt Bilgisi"nde çıkmıştır. 2500 kelimeden ibaret bir lügatin 145 kelimesi yanlış olursa o eser pek feci bir eserdir. "Tukyu ve Uygurlarda han unvanları" adlı makalesinin başında da fahiş bir tarihî hata var. Caferoğlu Ahmet Bey Gök Türk hükümdarlarının ilki olan "Tumen'i Şimal Türk kabileleri müttehidesinin başında olarak "Cücen"lere karşı isyan etmiş olarak gösteriyor. Hakikatte ise Şimal Türk kabilelerinin Cücenler’e karşı olan isyanını bastıran "Tumen" dir. Tumen'in Cücenler’e isyanı bu vakadan sonradır. "Türk lisanı tarihi notları" ise biri ilim faciasıdır. Bu notlardaki ilmî palavralar saymakla tükenir gibi değildir. Meselâ bu notlarda "İlhanlılar devleti" "Karahanlılar Devleti'nin devamı olarak gösterilmiştir. 13. asırda kurulan İlhanlılar Devletini 11. asırda siyasî hâkimiyeti biten ve 12. asırda sülâlesi ortadan kalkan Karahanlılar'la birleştirmek için insanın kara cahil olması lâzımdır. Kendisinden ders alan bütün talebe şahittir ki Ahmet Bey her hangi bir eski metni okuyup anlamaktan acizdir. Hele aruzu katiyen bilmez. Türkçe "suna" ile Rusça "sonia" (kadın adı)yı birleştirmek gibi yaptığı gülünç iştikakları bir tarafa bırakırsak bile "bilemeyince atmak" düsturu ile bu iş yürümez. Denilebilir ki Köprülüzade’nin en berbat eseri Caferoğlu Ahmet Beydir. Reşer Efendi: Arap edebiyatı tarihi müderrisi olan bu zat bir Alman Yahudisidir. Fakat Ramazanlarda bazen oruç tuttuğuna bakarak kendisinin Müslüman olduğunu söyleyenler varsa da, bunun Arapça’da kendisine çok büyük yardımları dokunan Beyazıt kütüphanesi müdürü İsmail Saip Efendinin teveccühünü kazanmak için yapılmış bir tabiye olduğunu temin edenler de vardır. Bu müderrisin Türkçe eseri yoktur. Çünkü Türkçe’yi Fazıl Nazmi Bey kadar da konuşamıyor. Fakat Almanca neşriyatı çoktur ve iyidir. Fakat eserlerini yalnız yetmiş nüsha bastırdığından ve satılığa çıkarmayıp yalnız muayyen kütüphane ve bayilerle mübadele yaptığından bu eserleri görmek her kula müyesser olmaz. Talebesine verdiği dersler bir Arap edebiyatı tarihi olmaktan ziyade bir "Arap şairleri biyografisi" mahiyetindedir. Reşer Efendinin buradaki bir vazifesi de nadide yazma kitapları toplayıp Almanya’ya göndermektir. Almanca’da "sch" şeklinde üç harfle yazılan "şe" harfi için Türklerin bir tek "ş" harfini kabul etmelerini de Türkler’in en büyük muvaffakiyeti saymaktadır. Ali Muzaffer Bey: 17 yıllık hocadır. Kitap, makale veya makalecik şeklindeki eserlerinin adedi: 000. [2] *** Görülüyor ki darülfünunun hocaları arasında Ali Muzaffer Bey Amerikanvarî bir rekor kırmıştır. Halbuki biz öyle zannediyoruz ki bu kürsüye "Zaro Ağa" bile getirilseydi 17 yılda bir iki eser, hiç olmazsa öteki hocalar gibi bir lise kitabı yazardı. Bu neticeye göre şu tasnif kendiliğinden doğuyor: [2] "Balkanlarda içtimaî ilimler" diye İngilizce çıkan bir kitapta kendisine birkaç eser isnat olunuyorsa da aslı yoktur. Birinci: Ali Muzaffer Bey İkinci : Fazıl Nazmi Üçüncü : Muammer Raşit Bey Bu üç şampiyondan birisinin Edebiyat Fa‐kültesi reisi, birisinin de darülfünun emini olduğunu gördükten sonra darülfünunun nasıl bir "cehelehâne" olduğu anlaşılmıştır zannederim. Ben bu şampiyonların kalacağı bir darülfü‐nunda yapılacak ıslahatın boşa gideceğine kaniyimm. Bu hocaların yeri olsa olsa akal‐liyet mekteplerinde hocalık olabilir. Onu da başarabilirler mi. Tanrı bilir... H. NİHÂL
251 görüntüleme
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.