Şevket, şehrin gürültüsünden kaçıp, eşi ve kızı ile birlikte bir sahil kasabasına yerleşir. Günlerini sürekli yazarak geçirir. Eşi artık bu duruma dayanamaz ve kızını da alıp, annesinin yanına gider. Şevket, burada tanıştığı, herkesin deli diye dalga geçtiği Hamdi ve balıkçı Eşref Kaptan ile arkadaşlık kurar. Hamdi'nin neden bu duruma düştüğü ile ilgili sorular sormaya başlar. Eşref Kaptan, hep zamanı var, zamanı gelmedi diyerek oyalar Şevket'i. Kahveci Kamil'den Hamdi'nin başına neler geldiğini öğrenir ancak Eşref Kaptan ısrarla konuşmak istemez bu konuda. Sen yazılarını yaz diye geçiştirir.
Hamdi neden bu hale gelmişti?
Eşref Kaptan, neden sürekli zamanı var diyerek oyalıyordu Şevket'i?
Şevket'in eşi ve kızı tekrar dönecek mi?
Bazı acılar, hayal ile gerçeği ayırmamızı engeller. Bu olayda gerçek neydi?
Şimdi burada işim neydi? Bir rüya mı görmüştüm,? Nasıl bu kadar gerçek olabilirdi? Düşle gerçek iyice karıştı kafamda. Gerçek nerede başlıyor, düşler nerede bitiyordu?
Oysa onları görerek evimde yaşasaydım daha evvel olmaz mıydı bu uyanış? Neden geçmişim, hiçbir iz bırakılmamışçasına, bu kadar silinmiş? Beni, bana anımsatan tek bir söz, tek bir eşya olmadan?
"Hatırlamak, unutmaktan daha acılıymış."
“Hepimiz, hayatımızı yazıp yönetip oynamıyor muyuz? Bana düşen hayat kırıntısı da bu. Bir ben var sadece, gerisi belki de bir hayalden ibaret. Kim yaşadıklarının gerçek olduğunu ispat edebilir?”