"Peri, Külkedisine ne zamandan beri demirden ayakkabılar verir oldu? Anlattığın masalda Külkedisi demir ayakkabısının tekini merdivende kaybediyor ve prens ayakkabıyı alacağı esnada Külkedisi uzun menzilde diğer ayakkabıyı atıp prensi öldürüyor!"
"O da kızı kovalamasaydı. Saat on iki olmuş ne peşinden geliyorsun, değil mi?"
"Bige, Pamuk prenses uyandığı an sen beni nasıl öpersin deyip, zehirli hançeri prensin kalbine sapladı!"
"Öpmeseymiş!" diye ona çıkıştım. "Tacize girer bu bir kere!"
"Rapunzel saçlarıyla prensi tavana asıp öldürdü!"
"Müstehak o prense. Kızın saçlarına asılıp kuleye tırmanırken iyiydi ama!"
"Prenses kurbağayı öpmek yerine ona tekme atıp göle fırlattığı için prens hiç insan olmadı!" diye bana kızıp yumruk yaptığı elini yatağa vurdu. "Yediği tekmeden dolayı baygınlık geçiren kurbağa prens, gölde boğulup öldü!"
"Bunda benim ne suçum var ya, o kadar çirkin görünürken prensesin onu öpmesini beklemek hata olur. Bence tekme yerinde bir karardı."
"Pinokyo doğruyu söylediğinde bile burnu uzamayı hiç bırakmadı. Masalın sonunda tahta kuruları onu yedi!"
"O da zamanında az yalan söyleseydi." Bunda benim ne suçum vardı ki.
Büyükbabam baygınlık geçirir gibi bana bakarken sinirden üzerine attığım pikeyi sıkıyordu. "Üç silahşörler birbirini çapraz ateşe tuttuğu için üçü de öldü!"
"Ha, ben onlara dedim o kadar içip birbirinizi vurun diye, öyle mi? Sana inanamıyorum büyükbaba." Beni neyle suçladığına dikkat etmeliydi.
"Ama Kibritçi Kız ölmedi." dediğinde bir açığımı yakalamış gibi üzerime gelmeye devam ediyordu. "Son kibrit çöpü söndükten sonra kız kendini sıcak ve güvenli bir evin içinde buldu."