·352 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Haziran 2017 00:00 Kitabın tanıtımının ardından ilk satırlara başladığımda Sigourney Weaver'ın baş rolünde oynadığı "Kopya Cinayetler - Copy Cat" adlı filmin bir versiyonunu okuyacağımı düşündüm. Ne denli yanılmışım. Psikoloji unsuru o denli iyi kullanılmıştı ki baş kahraman Linda Conrads'ın aklından ondan daha fazla kuşkuya düşerek, bir noktadan sonra onunla birlikte ne gerçek ne doğru iyice birbirine karıştırarak bir yandan da içinizden kahramanımızın masum oluşunu dileyerek okudum. Konusu gayet açık bir şekilde tanıtımda anlatılmış olan romanımızda kahramanın içsel devinimleri bu tarzı sevmeyenler için oldukça sıkıcı gelebilir. O nedenle bu uyarıyı dikkate alarak başlamanızı öneririm. Çünkü romanı bu denli etkileyici kılan zaten Linda'nın hem anda hem de geriye dönük olarak yaşadığı bu içsel gel gitleri idi. Yazarın karakterleri bir anda göklere taşıma ve bir süre sonra idrak edilen gerçeklerle yerlere çarpma sürecindeki başarısı muhteşemdi. Linda'nın evine davet ettiği gazeteci ile geçirdiği o birkaç saatlik sürece ilişkin anlatım inanılmaz derecede okuyucuyu o ortama çekebilme başarısına sahipti. Yazarın kaleminin bu psikolojik tahlilleme becerisi olmasa zaten romanda kayda değer bir cinayet, koşuşturmaca ya da bu tarz bir romandan umulacak tarzda bir tat bulunamazdı. Dediğim gibi olayın psikoloji üzerine kurgulandığı romanları seviyorsanız emin olun daha ilk satırdan itibaren Linda ile birlikte saçınızı başınızı yolacak, onunla birlikte uykusuz kalacak, onunla birlikte depresyonun dibine batıp aydınlanma ile birlikte güce kuvvete kavuşacaksınız. Geri planda ama gerçekten çooook geri planda işlenen mazide kalmış bir hoş sada tadındaki duygusal ilişki ile de hem kendinizi hem de Linda'yı su üzerinde tutmak için dualar edeceksiniz.