Okumaya başlamadan önce her kitabında "Nihan KAYA beni daha fazla şaşırtamaz, sarsamaz, etkileyemez." diyorum ve kitabı okurken tam tersi yaşanıyor. Nitekim bu kitapta da öyle oldu.
Daha önce yazarın pek çok kitabını okumuş ve bakış açısına hayran kalmıştım. Aynı görüşte olmadığım zamanlar yok değildi fakat bende yeni pencereler açmış olması bakımından kendisine teşekkürü borç bilirim. Emretmeden bir şeyleri aşılamayı başaran, düşüncesini sunan ve açıklamalarla (bakın dayatmalarla ve emirvari demiyorum) aktaran güçlü bir zekâ, güçlü bir kalem.
Kitaba gelecek olursak...
Kitapta yaralarımız var. Senin, benim ve bizden meydana gelen toplumun. Bizden oluştuğu hâlde sorgulamadığımız toplumun...
Mitler, kıssalar ve toplumsal gerçekliklerle geliyor Nihan KAYA ve sorular soruyor. Bugün pek çok insanın cüret edip soramayacağı sorular bunlar.
Sorgulanamaz olan bir şey var mı bu gezegende? Din diyenler çıkacaktır. Peki, soruyorum onlara: İbrahim sorgulayarak bulmamış mıydı?
İbrahim'den çok uzaklaşmayalım. Kitabın kapağına odaklanalım. Çünkü bağlantı çok iyi. August Friedrich SCHENCK'in Angoisses (Acı) adlı tablosunu seçmiş bu kitap için Nihan KAYA. Bilmeyenler için bu tabloyu tasvir etmek isterim. Bir koyun, yavrusunun ölüsünün önünde acı çekip feryat ediyor. Etrafta da onları izleyen karga sürüsü var. Koyunun ebeveyn olan biz ve ölü yavrusunun da çocuklarımız olduğunu söylersem yanlış olmaz. Etrafında durup onları izleyen karga sürüsünün de toplum olduğunu düşünüyorum. Kitabın ismine gelelim: Seni Feda Etmeyeceğim. Oldukça çarpıcı değil mi? Zihninizde bir şeylerin oturduğunu düşünüyorum.
Bu tablo sadece bu anlattıklarımdan ibaret değil. Kitapta sıkça bahsi geçen İbrahim'in İsmail'i kurban etme kıssası ile düşünüldüğünde yine değer kazanıyor.
Bu kitabın herkesçe okunmasını istiyorum fakat özellikle kadınlar muhakkak edinmeli. Toplumumuzda kadının bulunduğu yeri çarpıcı örneklerle anlatmış yazar. Bunu yaparken kendi hikâyesini de dâhil etmiş.
Kitabı okurken pek çok soru sordum kendime. Biri çok sevdiğim Yılmaz ERDOĞAN filminde geçiyor. Şöyle diyor: Kadın olmak bir ceza mı baba?
Bu soru neredeyse her sayfada zihnimde yankılanıyordu. Özellikle neden kadın peygamber gelmediğini kendime sorarken. Peygamber dediğin "mucize" ile anılır. Tek tanrılı dinlerin hiçbirinde böyle bir hikâye yok. Bir kadın peygambere rastlamıyoruz. Tanrı neden dünyaya bir kadının mucizesini göstermeyi çok gördü acaba? Bu soru üzerine kafa yormak lazım bence.
Kitabın bitmesini hiç istemedim. O yüzden Nihan KAYA okumalarım bitmeyecek. Burada sık sık alıntı ve incelemelerine maruz bırakacağım sizi. Çünkü bizi bize anlatan eserler hep yazılsın ve bunlardan ders çıkaralım istiyorum. Nihan Hanım gibi ben de yeryüzünde tek bir çocuğun acı çekmesini istemiyorum. İçimizdeki çocuk da dâhil.
Bir sonraki incelemede görüşmek üzere. Kitapla kalın.