12 Eylül darbesi sonrasını bir çocuğun gözünden koğuştan yazılan mektuplarla anlatıyor. O zamanları yaşamayanlara dahî o atmosferi hissettirebilen kitap, oldukça yalın ve sürükleyici. Koğuşta annesinin yanında kalan küçük Barış'ın minik bedeninin hapsolması ancak ruhunun hiçbir şekilde hapsolmaması ve çocuk saflığıyla sorduğu sorular hem insana kendini hem de toplumu sorgulattırıyor. Suçu yalnızca 'düşünebilmek', fikir üretmek ya da dur denilmesi gerekene 'dur' demek olan mahkumlara yapılanın bizzat yine biz, kendi toplumumuz, tarafından yapıldığını unutsak da tekrar bu kitapla hatırlamış oluyoruz.