Asla beraber olamayacağız. Aynı evi, aynı teni paylaşamayacağız. Aynı masada oturmayacağız. Hatta aynı şehirde bile oturmayacağız. Belki bir gün son kez görüşeceğiz, ikimiz de bunun son olduğundan habersiz. Son kez el ele gezeceğiz, belki de son kez söyleyeceğiz birbirimizi sevdiğimizi. Yine beraber planlar yapıp, tutamayacağımız. Ve elbette yollarımız yine ayrılacak bir gün.
Sonra aramıza şehirler girecek, hiç karşılaşmayacağız. Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek. Sonra da belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek.
Ben de sıyrılabildiğim her şeyden sıyrıldım, daha uzağa gidebilecek kadar hafif olmak için ama olmadı. Terk ettiğim her şeyin ağırlığı binle çarpılıp, beynime yerleşti. Hafiflemek bir tarafa, daha da ağırlaştım. Söküp attıklarım, tonlarca kâbus olup döndüler bana.
Bir şey sona ermek üzere. Oturmuş sigaranı tüttürürken, içini kemiren, seni tedirgin eden bir şey olduğunu seziyorsun. Gündelik hayatın dertleri mi seni korkutan? Hayır. Seni korkutan içindeki boşluk. Anılar yok bu şehirde.
Bazı şeylere hüngür hüngür ağlanmaz oğlum. Bazı şeylere öyle susa susa çığlık atılmaz. Ya sigaranı yakacaksın bir kaldırımda ya da kafana sıkacaksın köhne bir sokakta.
-Ölmüş abi. -Sen de yaşamıyorsun zaten. -Abi o ölmüş. -Sen yaşamıyorsun. -Sıkayım şu kafama desem kurşun patlamaz. Urgan bulsam boynumdan geçmez. İlaç içsem mideme varmadan geri çıkar. bak abi. Sana diyorum o ölmüş. Sen bana yaşamıyorsun diyorsun. Ya abi, sikeyim yaşamını. O öldü. Ben şimdi iki metre toprağın altına girip onu arasam yine bulamam. -Küllüğü ver. -Tamam.