Mezhep’e bağlı olmak ehliyet ile alakalı bir durumdur. Eğer kişi, kendisi içtihat edecek donanıma sahip ise yani kaynaklardan nasıl hüküm çıkartacağını biliyor ise elbette mezhebe bağlı olmak onun için gerekli değildir. Ancak kişinin günlük hayatında buna ayıracak vakti yok ve genel olarak kapasite ve donanımı da buna yeterli değilse onun için mezhebe uymaktan daha doğal ne olabilir ki?
Genel olarak mütefekkirler tarafından itiraz edilen ise mezhep değil, mezhepçiliktir. Yani bir mezhep imamının içtihadını dinin kendisi kabul edip diğer mezhebi bidatçılık (dinsizlik) olarak tanımlamak ve hatta bunu abartım mezhebi için savaşmak vs.dir. Yoksa mezhep, din için bidat değil; bilakis bir renktir. Ve din dediğin, var etttiği renkler kadar zengindir.
İslam söz konusu olduğunda şöyle düşünebiliriz; dört büyük halifenin dördünün de dini yorumlayışı farklıdır ve bu dört halifenin dördü de hz Muhammed'in en yetkin öğrencileridir. Öyleyse farklı düşünmek, din ve hz peygamber tarafından da desteklenen bir şeydir. Desteklenmeyen ise farklılıklar için dövüşmektir. Yani problem mezhep değil, mezhepçilik yapmaktır.
Bu ayrımı yapmadan konuyu ele almak demagojik söylemlerden başka bir şey üretmez.
Eser; mezhepler tarihi olduğu için bu mevzudan farklı olarak sadece tarihte var olmuş mezhepleri, düşüncelerini ve düşünürlerini ele alır. Mezhep olgusunun bizatihi kendisi kitabın konusu değildir. Bu yüzden iletiyi eklemek gerekti.