Yazar kitapta doğayı tek gerçeklik olarak kabul ediyor neredeyse. Ona göre medeniyete dair her şey uydurma. Doğayı fazla romantize ettiğini ve doğaya şehirli bakış açısıyla yaklaştığını düşünüyorum. Evet, yazar kendini doğanın bir parçası görürken aslında zihninin ötekine özlem duyan bir şehirli zihni olduğunun farkında değil. Yine de keyif almadım diyemem. Ama sanırım ben, doğanın bir parçası olduğumu yazardan daha ileri bir boyutta hissediyorum.
Bu arada Hz. Muhammed’le ilgili bir cümle geçiyordu, ilgimi çekti. “Belki adını duyunca çığlık atacaksınız ama Muhammed’in bile uğruna yaşadığı hatta belki uğruna öleceği bir hedefi vardı” diyor. At gözlükleriyle etrafına bakınan bir kültürden çıkan, övgüye mazhar bir cümle denebilir. “Muhammed’in bile” demesi kendisini de o kültürün bir parçası yapıyor tabi.