·184 syf.····Okunma: 04 Ekim 2023 14:01 · Kitaba tek kelimeyle Ba-yıl-dım. Yeni favori yaAram Amin Maalouf. Semerkant kitabından sonra Doğu'nun Limanları'nı merak edip almıştım. Uzun zamandır okunmayi bekliyordu. Daha önce nasıl okumamıştım dedim kitabı okuduğumda. Bu yılın açık ara en sevdiğim kitabı oldu. Nasıl başladı? Nasılsın bitti? Olaylar nasıl buralara geldi? Hiç anlamadım doğrusu. Kitap aktı gitti. Kitap hakkında övgüm bitmez o yüzden gelelim kitabın kısa bir ozetine. Daha doğrusu kısa tutmaya çalışacağım ama çok Zor olacak. Kitap aslında genel anlamıyla bir röportajın gölgesinde ilerliyor. Tarihe ve Osmanlı'nın son dönemindeki direniş hareketlerine ilgisi olan anlatıcı karakterimiz bir Fotoğraftaki direnişçi ile Paris'te karşılaşır. Onu tanır ve tarihi bilgiler edinmek için ana karakterimize yanaşır. Fakat beklemediği bir hikayenin ortasında bulur kendini. Ana karakterimizin adı İsyan. Ne garip değil mi? Kendisi de utanıyor bu isimden. Babası bir isyancı olmasını istediği için ona bu adı vermiş. İsyan'ın büyük dedesi bir Osmanlı şehzadesi. Daha doğrusu tahttan indirilmiş bir hükümdar. Daha sonra intihar ediyor ama şüpheli bir intihar bu. Cesedini kızı İffet buluyor ve deliriyor. İffet sonuçta bir Osmanlı kızı. Annesi kızının itibarını korumaya çalışıyor. O zamanın doktorlarından biri İffet'i iyilestirecegini söylüyor. Ama tımarhaneye yatırılmasına karşı çıkıyor anne. Doktor Kitabdar ise anneye Iffet'i kendi himayesinde Adana'daki götürüp iyileştirmeyi öneriyor. Anne bunu kabul ediyor. İffet ve Kitabdar arasında nikah kıyılıyor. Kitabdar Iffet'i iyileştirme çabalarına devam ederken kız hamile kalıyor. İnsanlar bu konudan rahatsız. Bu hamilelikle dünyaya Isyan'ın babası geliyor. Baba hep evde eğitim görmüş. Çünkü insanlar bu aileden vebalı gibi kaçmış. Hekim Kitabdar ölünce evin yönetimi babaya geçiyor. Baba o zamanın isyancıları ,devrimcileriyle iç içe. Ermeni dostları var. Ermeni olayları başladığı sırada Nubar adlı arkadaşına yardım ediyor. Bir nevi hayatını kurtarıyor ve kızı ile evleniyor. Bu evlilikten ilk önce Abla Iffet, sonra da İsyan doğuyor. Kardeşi Sabit'in doğumu sırasında ise Anne ölüyor. İsyan annesiz kalıyor. Baba , İsyan'dan çok şey bekliyor. Bu onun üzerinde büyük bir baskı uyandırıyor. İsyan ise beklenen hiç bir şeyi yapmamaya yemin etmiş. Ama asla ,asla deme derler ya. O hesap kader ağlarını örüyor aslında. Doktor olmak isteyen İsyan, ablasının babasını ikna etmesi ile Fransa'ya gidiyor. İnek bir öğrenci İsyan. Çok başarılı. Ama işte kaçtığı şey ayağının dibine geliyor ya insanın. İsyan adı gibi bir isyanın içinde buluyor kendini. Hiç bir çaba sarfetmeden dilden dile adi efsane gibi olan bir isyancı oluyor. Bakü takma adıyla bir çok olayın içinde oluyor. Şans eseri hiç bir sorun yaşamıyor. Okulu bırakıyor ve tam bir isyancı olarak çalışıyor. Bu süreçte hayatının aşkı Clara ile tanışıyor. İsyan, ülkesine döndüğünde bir kahraman gibi karşılanıyor. Babası çok mutlu oluyor bu durumdan. Küçük kardeşi Sabit ise bir kaçakçı olarak hapse düşmüş. Ailenin şerefini İsyan kurtarıyor. Clara ile evlenen İsyan mesleğine dönemiyor . Çiftimiz devrim ruhundan uzak kalamıyor. Bir Yahudi ve bir yarı Ermeni yarı Türk insan dönemin sorunlarından nasıl uzak dursun. İşte bence hikaye iki karakterimizin evliliği sonrası başlıyor. Kitapta Osmanlı son dönemi isyanları, Ermeni olayları, Nazi Almanyasının Yahudi katliamı, Arap olayları, Filistin ayaklanmalar vesaire vesaire... O kadar konu işlenmiş ki... Bu kadar az sayfada bu kadar konuyu islemek kolay değil. Sonu beni çok etkiledi. Son elli sayfayı nasıl okudum anlamadım. Kah sinirlendim. Kah üzüldü. Kah umutlandım. Bir çok duyguyu yaşatan bu kitap benim en sevdiğim kitaplar arasına girdi. Okursanız beni anlayacaksınız.