Puan vermedi·168 syf.····Okunma: 09 Ekim 2023 01:14 spoiler
Baktım ki satırlarının üzerinden geçmeye fosforlu kalemim dayanamayacak, sayfaların numaralarını işaretlediğim bir kitap oldu. Doğrusu benim için bir ilkti. Kitabı bitirdiğimde ise “Bu aşk mıydı yoksa bir takıntı mı?” diye üzerine derin derin düşündüm ama hala bir yanıt veremiyorum. İki seçenek için de fazlasıyla nedenlerim var. Nedenleri hakkında yazmak istiyorum tabii ama yalnız aşk veya takıntı üzerine konuşulacak bir kitap olduğunu asla düşünmüyorum.
Öncelikle kitap gerçek bir hikayeye tamamıyla dayalı değildir. Hakkında çok bir şey bilmediğim kitabı okurken “Milena’ya Mektuplar” gibi gerçek mektuplar veya bir çeşit günlük düşüncesiyle okuyordum. Meğer Goethe’nin biraz otobiyografik biraz da kurgusal bir romanıymış. Yani tamamen bir kurgu da sayılmaz.
Betimlemeler muazzam kaleme alınmış. Bazen anısı olan bir şarkıyı dinlediğimiz zamanlarda, sanki o ana gider gibi hissederiz ya hani… kışın dinlediğimiz o şarkıyı, yazın dinlesek bile o kışı hissettirir gibi olur. Böyle şarkılar çok güçlü şarkılardır, insan beynine resmen bir başkaldırı yapar ve kendi istediğini yaşatır. İşte bazı kalemler de böylesine sağlamdır. Ve bu roman başından sonuna kadar kesinlikle bu tarife uygun bir biçimde kaleme alınmış. Mekanlar, mevsimler bir kenara dursun Werther’in acılarından, sevinçlerine tüm duygularını yüreğimde hissettim.
Ve iliklerime dek hissettiğim esas duygu aslında edebiyatın gücü oldu. Duygusal zeka, farkındalık ve dolusuyla edebiyat. İnsan bunları bir kere tattığında, ömrünün sonuna dek bir yük gibi taşıyor. Werther da onlardandı. Ve aslında Lotte’den önce de o aslında çoktan ölmüş biriydi. Uzaklaşmak istiyordu, kaçmak istiyordu hayatına bir anlam bulmak ve bir şeyleri sevmek istiyordu. Başta bunu doğayla denedi, doğayı sevdi. Onları resmetme ve betimleme isteğiyle yüreği pır pır etti. Sonrasında ne oldu? Yalnızlığı kaldıramadı. Birini sevmeyi istedi. İnsan insana maalesef derttir de, devadır da. Ve Werther’in devasız derdi, sevgili Lotte. Öylesine güzel, naif biriydi ki tıpkı Werther’in yüreğini heyecanlandıran doğadan bir parça gibiydi sanki. Bir çiçek kadar doğal, rüzgar okşadıkça savrulan ve hiçbir davranışının sırıtmadığı biriydi. Birini sevmek, birine tutunmak için seçeceği insan ancak bu kadar olabilirdi. Ama ne yazık ki, bu aşk çaresizdi.
Gel gelelim aşk veya bir takıntı mı sorusuna, aşk zaten çaresiz olan değil miydi? Yoksa biz her şeye bir anlam ve değer yüklemeye çalışan edebiyat tutkunlarının öylesine uydurduğu bir zırvalık mıydı? Aslında bu soru işaretinin karşısında böylesine afallamamın ve bir türlü kafamda cevabını bulamamamın nedeni, benim hayata karşı sorduğum soruların temeliydi. Yoksa sorular sormayı bırakıp Tolstoy’un da dediği gibi inanç, yemek ve başımı sokacak bir ev ile mi yaşamalıydım? Bilemiyorum, her türlü de ölene dek yaşıyoruz zaten. Ne için yaşadığımız, nasıl, ne ile yaşadığımız, hangi davayı bağrımıza bastığımızın bizden başka kimin için önemi var ki? Bizi üzen şeyler de, mutlu eden şeyler de, bize insan olduğumuzu hissettiren tüm o duyguları sadece yaşamak için mi hissediyoruz? Ölmek de yaşamaya dair değil miydi zaten? Werther’ın da dediği gibi “…-insanları kendi hallerinde bırakmayı yeğliyorum; keşke beni de kendi halime bırakabilseler.”
Hayata anlam arayışı içinde olmak hiçbir zaman benimseyemediğim bir durum olmuştur. Dünyevi tüm amaçlar benim için bir zırvalıktan ibaretti ve o amaçlara ulaşınca ne olacaktı diye sormadan edemiyorum. Yeni bir amaç daha mı arayacaktık ve bu hep böyle sürüp gidecek miydi? Neden hep geleceğe bu kadar yük bindirip, acımasızca kamçılarız bilmiyorum. Bazı insanlar o anda
kalmak ister. O anı doya doya yaşamayı ister. Gelecekteki olacak, yapacağım dediği hiçbir şey kendilerini tatmin etmez. O an gözünü parlatan şey ne ise, onun için çabalar. Onu ister. Sonra değil çünkü sonralar gelmez bilmez ki! O anda ölmek ister belki ve sonra biz edebiyat düşkünlerine ekmek çıkar. Her şeyin bir amacı var, en amaçsız olanının bile. Aşk için ölmekte bir amaçtır. Belki bu bir hastalıktır bilemiyorum ama bana kalırsa sürekli her şeyi iyiye yorup, devam etmekte kesinlikle bir hastalıktır.
O aşkı için ölmeyi seçti. Bize ise onun hikayesini dinleyip kederlenmek düşer. Geceme dem katan muhteşem bir romandı, diğer okur arkadaşlarıma da selam olsun.