Cadılar Meclisi, iblisler, vampirler, cadılar okulu gibi konulara sahip The Coven beni, daha okumadan heyecanlandırmıştı. Büyük olmasa da seveceğime inandığım bir beklenti ile başlamıştım kitaba. Ancak ilk 3-4 bölüm heyecanlanma sebep olsa da son üç bölüme kadar sıfır heyecanla okudum kitabı. Açık konuşayım okuması inanılmaz akıcı. Başına oturduğum vakit çok rahat okuyordum ancak kitap bana o gotik havayı vermediği için belli bir sayfadan sonra biraz ara verip öyle devam ettim hep okumaya. Karakterler arasındaki tutku, kurgunun o gotik havası asla geçmedi bana ki bazı olayları anlamakta zorluk çektim. Sahne içinde bir şey oluyordu ancak o olayın oluş şekli çok hızlıydı *bana göre*. Kurgu da bir şeyler tam oturmamış, bazı sahneler okurken sonradan eklenmiş gibi bir duyguyu üstümden atamadım okuduğum süre boyunca.
Karakterler de aynı şekilde kafamı karıştırdı. Gray evet, kötü adam ancak karakteri özümseyecek bir sahne, bir olay okumadım ben. Normalde Gray karakterine düşerdim ancak o kadar havada kaldı ki ben de. Willow da çok dengesiz geldi aynı şekilde. Bir hedefi var, sürekli o hedefi vurguluyor. Bu tamam ama tutku ve çekim yerine salt öfke vardı benim okuduğum kısımlarda. Daha doğrusu başlarda. Daha sonra Willow da başka bir karaktere evrildi sanki. Kısacası Gray ve Willow arasındaki o tutkuyu, nefreti ve karakterleri ikinci kitaba götüren olayları hissedecek tek bir duygu bile hissetmedim ben.
Genel olarak eleştirdiğim kısımlara değindiğime göre gelelim son üç bölüme. Şaşırmadım, gidişat o yöne doğruydu ancak son kısımlar kitap boyunca bulamadığım şeyleri verdi bana. Hâlâ favorim değil kitap ancak giriş kitabı olarak eh işte diyebilirim. Kötü değildi ancak fantastik ve gotik olarak bence olmamıştı. Daha çok romance olabilecek şekilde yazılmış gibi bir his verdi, oturmamış bazı şeyler vardı ve sanki bazı olaylar sonradan eklenmiş gibiydi.