dönemin tarihi olayları, edebi akımlar, felsefi görüşlerin yanı sıra aşk, hayatın anlamı gibi pek çok konuda fikri olan yüzünüzü güldüren, meraklandıran, heyecanlandıran harika bir eser. uzun zamandır okuduğum klasikler arasında en çok beğendiklerim arasında yerini aldı. hem de Fransızcanın bir diğer adı olan voltaire'in dilini, bu kadar sevmem bana çok şaşırtıcı geliyor. çünkü ilk yayın tarihi 1759 imiş ve benim fransız edebiyatıyla aram pek iyi değildir.
en sevdiğim klasiklerden biri de don quijote, batı edebiyatının ilk modern romanı ve 1605te yayınlandığı biliniyor. aslında iki eserin de ölümsüzlüklerinin yanı sıra başka ortak özellikleri de var. candide de don quijote gibi dünyayı geziyor, maceradan maceraya koşuyor. pek çok farklı düşünce yapısında arkadaşları oluyor. ilk dostu ve akıl hocası, dünyadaki her şeyin olabileceğinin en iyisi olduğunu düşünen pangloss. bir diğer dostu akılcılığı savunan martin. candide aşkı cunegonde'yi bulmak için diyar diyar gezerken; yolu bir ara eski inka diyarı olarak bilinen temsili cennet vatan "eldorado"ya bile düşüyor. ama aşkı uğruna veya gördüklerini başkalarına anlatmak uğruna orayı bile terkediyor.
" İnsan gezmeyi, tanıdıklarının yanında övünmeyi, yolculuklarında gördüklerini anlatmayı o kadar sever ki, bizim iki mutlu kişimiz de, artık daha fazla mutlu olmamaya, gitmek için için hükümdardan izin istemeye karar verdiler"
dünyanın en iyisi olduğunu ispat etmeye çalışırken candide, finalde ülkelerinden sürülen pek çok ülkenin krallarıyla aynı yemek masasında bulunuyor. ve kendini 3 .ahmet ile aynı gemide istanbula giderken buluyor. aşkına istanbulda kavuşan candide, hayatın anlamını orada da aramaya devam ediyor. dervişlere bile danışıyor ve sonunda arkadaşlarıyla çalışarak üreterek yaşamın anlam bulacağına karar veriyor. " bahçemizi yeşertelim" felsefesini benimsiyor.