·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Ekim 2023 01:09 "Kara Kışın Tam Ortası" bir öykü okyanusundan seçilmiş öykülerden mürekkeb bir eser. (Kaynak: Yazarla mülakat.) Fakat bu seçkide öyküler sanki biri bitince o ilhamla bir diğeri kaleme alınmış gibi hissettiren bir akrabalık içindeler. Öykü türünde bir eser demek eksik kalacaktır, türler arası bir tür diyebilirim bu esere. Öyküler adeta bir romanın bölümleri gibi duygu ve tema yönünden birbirine eklemlenmiş hissettiriyor. Kimileri ise bir deneme, bir oyun metni tadında.
Okuma sürecinde öykülerin teknik olarak iki bölümde sıralandığı seziliyor. İlk bölümde Maupassant tarzı yazılmış, okuyucuyu bekleyen sürpriz sonlar ve gizil bir ders çıkarma sağlayan öyküler varken ikinci bölümde modernist öyküler akışı teslim alıyor.
Öyküler öyle kurgulanmış ki elime isimsiz bir şekilde dosya hâlinde geçse kesinlikle bu coğrafyada üretilmeyen bir edebiyattan çıkmış derdim. Çünkü öykülerde evrensel bir üslubun tadı, keyfi var: olay örgüsünde, duygularda, karakter yaratımında, mekânlarda, izlenimlerde... Bir noktada okuyucu bir mağarada kendi kendine "İyi de Neden?" öyküsünün ismiyle müsemma sorular sorarken işitilen ses misali kitabın yaratıcısı bu öykü içinden size sesleniyor. Bu sesleniş, öykülerdeki evrensel tadın bir sebebinin de yazarının öznelliğinin eserinin önüne geçmesini önleme çabasının ödülü olduğunu düşündürüyor.
Öykülerin içlerindeki küçük evrenlerden edebî damağımıza uzanan bir tat çeşitliliği var ki uzun süredir öykü okumamışım dedirtti. Akıcı bir dilde, zihni anlamlı yoran, doğal, berrak, bu duygu veya durum bu kadar net ifade edilebilir miymiş diye hayran bırakan tespitler, sırıtmayan bir mizah dikişi kitabın en büyük cazibesi. Öykülerdeki başka bir cazibe de konu seçimi ve kurgu zembereği.
Kitap adını içinde geçen 9 öyküden birinden alıyor. 9 öykünün de izleği, toplumsallığın bireydeki ve bireylerin ilişkilerindeki izdüşümü. Bakış açıma göre insan iki kez yaratılmıştır. Çünkü toplum onu bir kez daha yaratır. Ne var ki aslı gibi değildir; insan toplumun değer yargılarını, korkularını, çatışmalarını, düşünce sistemini, kalıplaşmış çözüm yollarını ve davranış eğilimlerini bir sünger gibi çeker. Bünye yaşadığı müddetçe bunları yaşama tarzına, ilişkilerine ve seçimlerine sızdırır.
Gururlar ve Önyargılar, Seçim Meselesi, Vazoyu Kırmak, Kara Kışın Tam Ortası, Kesişim Kümesi=Boş, Otobiyografik Senaryo, Yansıma, Anımsama, İyi de Neden? öykülerinin temel çatışması, bireyin yaşadığı toplumun şişkin hafızasıyla beraber ruh hâline, karakterine ve ilişkilerine sızdırdıklarından oluşan zehirlenmelerdir. Öykülerdeki bu dışavurum, kitabın adında ve kapak tasarımında da yansıtılmıştır. Kitabın ön kapağında Edvard Munch'un "Kaygı" eserine yer verilmiştir. Munch'un birçok tablosunda hakim tema; doğal, eşsiz tabiat manzaraları fonunda kaygılı, çaresiz, mutsuz insanların yer almasıdır. İnsan da tabiattandır fakat parçası olmakta zorlanır çünkü tabiattaki hangi unsur varoluşuna ayak uyduramaz, doğal akışın ritmini bozar! Kitabın arka kapağında "Vazoyu Kırmak" öyküsünden kesite yer verilişi de anlatıcının ve ona o sesi veren yazarın dünyanın döngüsü ve insanlar üzerine yaptığı sorgulamayı vurgulamaktadır.
Stendhal'ın "...yol boyunca gezdirdiği ayna misali" ben, sen, o, biz, siz, onlar; öykülerde filtreden geçirilmeden, herkes beğensin radarına göre ayıklanmadan yaşadıklarımızın ve yaşayacaklarımızın yansıması olarak sunulmuş.
Kitabı iki bölüm gibi düşünebiliriz demiştim kitaptaki pitoresk unsurlar da bu düşüncemi asiste ediyor: İlk üç öyküde kırsal yaşam, doğadan manzaralar, geniş ahşaptan sanat galerisi gibi evler, Bruges tarzı sokaklar, masumiyette ve sadelikte aranan mutluluk, sohbeti, keyfi ısıtan şaraplar ve bir hayat dersi canlanıyor zihnimizde. "Kara Kışın Tam Ortası" ise bir geçiş öyküsü ilk bölümü ikinci bölüme bağlayan. Belki de bu yüzden bu sırada ve kitabın isim babası. İkinci bölümde ise kent ve insan keşmekeşliği, yalnızlığıyla ev arkadaşı apartman bireyleri, ilişkilerle ve kimliklerle yaşanan köşe kapmacalar, her şeye yabancılaşmış insanın yakıtı gibi viskiler, bastırılmışlıklar, arzular... Elbetteki tasvir değişince fırça da teknik de değişiyor. Geçiş öyküsünden sonraki öyküler deneysel teknikle kaleme alınmış. Diri bir okuyucu zihni istiyor. Cortázar'ın Seksek romanını andırıyor bazı öykülerdeki matematiksel bağıntı. "Yansıma" öyküsünün epigrafında hatırlatıldığı gibi "Her şey tekdüze olmak zorunda değil. Öyküler de bazen hayat gibi sıralı olmayabilir." (s. 93) Kesişim Kümesi=Boş, Otobiyografik Senaryo, Yansıma öykülerinde de okuyucuya buyur istediğin yoldan git imkanı sunuluyor. "Anımsama" öyküsü de dahil bu öyküleri okurken akıl oyunlarına davet ediliyoruz.
Öykülerdeki zihin ve dil işçiliği hayranlık uyandırıyor. Öykü ve şiir türlerinin kalem sahibinin yazma becerisinin kalitesini, yetkinliğini gösterdiği alanlar olduğunu düşünürüm. Konsantre bu 9 anlatının hacminin ötesinde düşündürdükleri, okuyucunun kurgunun devamını tahmin etme yetisini sekteye uğratıp özgünlüğü ile beklenmezlik heyecanını yaşatması, çağrışımsallığı zengin edebi hazzı ile gönle, akla hitap etmesi beklentinin üstünde bir okuma deneyimi vaat ediyor, bir de: "Anlamıyorum gerçekten, neden mekanik öyküler istiyorlar." (s. 119) serzenişindeki gibi herkesin benzemeye çalıştığı öykücülerin öykülerinin gölgesi olmayan, kendi yatağını kazıp kendisini besleyen, başka sulara karışmayan bir akarsu gibi özgün ve olgun öyküler...