Üç kutsal bakire..Üç kutsal gelin.
Hayatı boyunca o özel gün için yetiştirilen, Tanrı Apollon'a gelin olarak sunulacağı güne hazırlanan Mara...
Sevgili Dilara Özçelik kalemiyle tanıştığım kitabı oldu #ölütanrınınşarkısı ve tek kelime ile Bayıldım.Yunan mitolojisiyle yoğrulmuş bildiğimiz çoğu tanrıların olduğu, mitolojik sevmeyenlerin bile rahatlıkla okuyabileceği harika bir kitaptı.
Kurgusunun güzelliğine bittim ilk başta. Kesinlikle yabancı bir yazardan okuyormuş gibi hissettim. Hiç mi fazla, sıkıcı ya da gereksiz yer olmaz bir hikayede. Kesinlikle yoktu. Tertemiz yazılmış yağ gibi akan hemde bu türde okuma bile zorlarken yazmak başlı başına bir başarı diye düşünüyorum..
Savaştan sonra Tanrı Apollon'a sunulmak üzere her 17 yıl 17 ay 17 günde bir şehirde doğan kızlardan üç tanesi yetiştirilir. Günü geldiğinde üç kutsal bakireden biri seçilecektir.Fakat hiçbir tanrıya inanmayan Mara seçilmeyeceğine çok emindir yalnızca sevdiğiyle evlenip normal bir hayat yaşamak istemektedir. Fakat günü geldiğinde güneşin Mara'nin üstüne doğmasıyla seçilen kişi olur ve tapınağa gönderilir.
Orda yapması gereken tek görevi vardır kanını sunarak tanrısını çağırmak. Fakat karşısına gelen Apollon değil onun ikiz kardeşi Kehanet Tanrısı Rae'dir.
Mara yanlış tanrıyı çağırdığı ( ya da gerçekten yanlış mıydı?) farkettiginde geri dönmekten korkar ve Rae'i kendisine bağlamak için yapar büyüsünü.Üstüne üstlük bir başka büyü ile ondan kehanetlerini de alınca ikisi artık tekti ve asla ayrılamazlardı.
Buraya kadar bile okuyanı heyecan icinde bırakan kitap bundan sonra tepe taklak gidiyor.Ters köşeler, sürekli olan olaylar, dur durak bilmeyen yeni gelişmeler ve açığa çıkan sırlar ile enfes bir okuma oluyor.Büyük savaş yaklaşırken Rae ve Mara nasıl bir yol izliyor okuyup öğreniyoruz.
Mara ve Rae kesinlikle favori karakterlerimden oldular ve ben şimdiden ikinci kitap için delirenler safına geçtim bile. Mitoloji, aşk, entrikalar, savaş, kehanet ile dopdolu bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim