Yine haritam elimde bir seyahatnamenin daha sonuna geldim. O kadar büyüleyici ve keyifli bir yolculuktu ki çevirmen Ramazan Şeşen'e teşekkür etmek isterim. İbn Cübeyr bir Endülüslü. Yolculuğumuz Akdeniz'in batı kıyılarında başlıyor. Oradan Sicilya ve Güney Ege üzerinden İskenderiye'ye varıyoruz. Henüz Selahattin Eyyubi hüküm sürmekte ve Eyyubiler döneminde Mısır'ı gözlemliyoruz. Nil Nehri boyunca güneye doğru inerken Piramitleri ve Sfenks'i görüyoruz. Sfenks'in o dönem başı hariç tüm gövdesinin kumlar altında olduğunu Cübeyr'in tasvirlerinden anlayıp şasırıyoruz. Nil boyunca gördüğü her ne varsa aktarıyor. Ardından Kızıldeniz üzerinden Cidde'ye ve Mekke'ye ulaşıyoruz. Cübeyr'in burada yaptığı Hac anlatısı oldukça detaylı. Öyle ki ben güncel kaynaklarda bile bu kadar incelikli bir Hac anlatısı görmedim. Bu bakımdan eser çok ama çok kıymetli. Çok uzun bir süre Hicaz bölgesinin her detayını biz aktarıyor ve ardından Bağdat'a doğru yolculuk başlıyor. Moğol istilası öncesi Bağdat'ın son durumunu yansıtan çok nadide bilgiler sunuyor. Ardından Halep ve Lübnan üzerinden tekrar Batı Akdeniz'e dönerek yolculuğu tamamlıyor.
Tek kelimeyle mükemmel bir seyahatname okudum. Seyahatnameleri kıymetli yapan şey döneme dair pek çok tartışmalı bilgiye açıklık sunmalarıdır. Bu seyahatnamede tarafsız ve objektif bir Endülüslünün Selahaddin Eyyubi hakkında sunduğu kaynak bilgiler bize güncel tartışmalardan birinin cevabını veriyor: Selahaddin Eyyubi Türk müydü yoksa Kürt müydü?
Cübeyr çok açık bir şekilde Eyyubi'nin Oğuz boyundan olduğunu belirtiyor. Eyyubi'nin kardeşi Tuğtigin ile karşılaşması ve onun da Oğuz olduğunu belirtmesi oldukça açık bir delil niteliğinde. Hatta Oğuzların 13. Yüzyılda Nil'in güneyinden Mekke'ye, Bağdat'a kadar çok geniş bir alanda kalabalıklar halinde bulunduğu konusunda bizi aydınlatmakta. Cübeyr yolculuğu sırasında 2. Kılıç Arslan'ın kızı Selçuka Hatun ile de karşılaşmasını oldukça ilginç anlatmakta.
Cübeyr'in Türkler ve Oğuzlar hakkında bahsettiği hemen her yerde kavga çıkması da oldukça ilginç. Türklerin oldukça kavgacı olduklarını hissettiriyor. Hac yolunda ve dönüş güzergahlarında Türkler sürekli farklı gruplarla kavga ederken tasvir edilmekte. Pek de şaşırtıcı değil. Kavgacı bir ulus olduğumuzu reddetmek mümkün olmasa gerek.
Yine Cübeyr'in anlatılarından dönemin Abbasi devletinin Türklerden oldukça etkilendiklerini anlamak mümkün. Türklerin giyim kuşamı ve yaşayış şekilleri dönemin Arap dünyasını bir hayli etki altında bırakmış gibi.
Hayranlıkla okuduğum bu seyahatname tarih araştırmalarım için eşsiz bir kaynak oldu. Tavsiye ederim.