Selamlar,
Haftanın son iş günü size kısa ama düşündüren, sorgulatan insanları anlamanın, kötülüğü kabul etmekten başka çaremizin kalmadığını fark ettiren bir kitap önerisi ile geldim.
Küçük mis kokulu kahve dükkanıyla, çiçekçisiyle birbirinin iç içe geçmiş insanları hayatlarına konuk oluyoruz.. Sardunya sokağı.. Sokağın sakinleri ..Biz Peter ile taşınıyoruz başta, kendisi kazara eşini kaybetmiş ve minicik kızı ile baş başa kamış bir baba.. Kızını koruma iç güdüsü o kadar derinde ki zamanla bu bir saplantı halini alır ve yıllar geçtikçe evinden dışarı çıkmamaya, temizlikten bi haber yıllanmış ve artık çürümeye yüz tutmuş eşyalarla dolu evinde kendini kapatmış vaziyettedir. Sadece eve kapanmakla da kalmaz kızı Lidya herşeyden çok uzaktadır, yaşadığı çağdan bir haber, eğitimsiz kalmış ve dışarıdaki hayatı kendince anlamlandırmaya çabalamaktadır. Baba sorumsuz, baba zihnini herşeye kapatmış ama bu kuyunun dibinde kızı da köreliyor farkında değil..
Sokakta her şey kendi halinde ilerlerken biz Çınar ile de tanışıyoruz o da gelecek vaat eden bir piyanist öğrenci iken felçli kalır.. Sonra Nergis belki bu hikaye de en umutlu olduğum karakterdi kendisi kemanı ile Çınar’ı hayata döndürecekti bir ihtimal.. Ama bu hikayede hiçbirşey toz pembe değil. Peter’in bir anlık öfkesi, ve başkalarının acı çekmesindense ölmelerinin daha doğru olduğunu kendince karar vermesi ve bunu uygulaması ile zaten kötü giden hayatları daha da tepetaklak olur..
Lidya kurtuldu mu sizce bu karanlık dünyadan?
Hiçbir yer sokağı insanları huzura kavuştu mu?
Biz insanlar, kötülüğümüzün bir sınırı var mı?
Kapanışı böyle beklemediğimi de belirteyim. Pişman değilim okuduğuma bilakis iyi ki tanıdım kaleminizi Eray Dedik
Hayatın tüm acımasızlığına ve kötülüğüne karşın İçinizdeki umut ışığınız hiç sönmesin…