Monroe, babası olmayan, uyuşturucu bağımlısı bir seks işçisi annenin kızı. 10 yaşında iken annesi ölüyor ve yetiştirme yurduna gidiyor. Sonrasında ise evlat edinildiği evde hizmetçi gibi kullanıldığı yetmezmiş gibi aynı zamanda evin babası Monroe’yu taciz ediyor. 18 yaşına çok kısa bir süre kalınca bir gece evden kaçan Monroe soluğu bambaşka bir şehirde alıyor ve hem çalışıp hem okumak için elinden geleni yapıyor. Ancak yine de etrafındaki erkeklerin tacizlerinden kurtulamıyor.
Bir gün yabancı bir numaradan rastgele bir mesaj geliyor ve Monroe bu mesaja dalga geçen bir cevap veriyor. Karşısındaki kişi hala doğru kişiye mesaj attığı konusunda inatlaşınca hareket çekerek bi selfie atıyor karşı tarafa ve konuşmayı bitiyor. Ancak Monroe’nun bilmediği şey ise ona mesaj atan ve gönderdiği fotoğraftan dolayı ona ilk görüşte aşık olan ülkenin Golden Boy’u ve Hockey tanrısı Lincolm Daniels olduğudur.
Lincoln, kimseyi sevemeyen bi adam olmasına rağmen Monroe’yu aklından atamaz ve iflah olmaz bi stalker’a dönüşür. Monroe’yu elde etmek için her şeyi yapmaya kararlıdır.
Bence gayet eğlenceli, fast-paced bir roman.