Helene Grandjean, taşradan Paris'e taşınır taşınmaz eşini genç yaşta kaybetmiş ve erinlik çağındaki kızıyla yaşam mücadelesine atılmış gururlu ve ağırbaşlı bir kadındır. Her şey kirada kaldıkları evin de sahibi olan Dr. Henri Deberle ile yakınlaşmaları ile başlar...
Fransız ve Rus romanlarının olmazsa olmaz konusu olan "yasak aşk" mevzuunu hızla geçip biraz karakter analizi yapmak istiyorum.
Helene'in kızı Jeanne'ın şahsında hırslı, kıskanç, tutkulu bir minik kadını; Mösyö Rambaud'da vefakar, olgun, sabırlı erkeği; Fetü Ana'da ise her türlü çirkin kişilik özelliğine sahip tiksinilesi yaşlı bir insan profili görüyoruz.
Roman, Rougon-Macquart serisinin en popüler romanlarından ikisi olan Meyhane ve Nana arasında bir çeşit "dinlenme durağı" olarak tanımlansa da ben o vıcık vıcık Nana'dan daha çok beğendim bu eseri. Romanın olay örgüsü arasına yedirilmiş Paris tasvirlerinin uzun uzun yapıldığı birkaç bölüm var. Aslında romanın baş karakteri Helene veya Henri değil, Paris şehrinin kendisi diyor insan bu bölümleri okuyunca. Şehrin mimari yapıları, tarihsel kuleleri uzun uzun anlatılıyor. İstanbul'un silüetinin Batılı versiyonu diyesi geliyor insanın. Şehre çöken sisin anlatıldığı bir bölüm var mesela, yaşadığım şehirde çok sevdiğim sisli Aralık ayında okuduğum için hoş bir tesadüf oldu, çok etkiledi beni.
Ama özellikle kitabın sonundaki karlı Paris tasviri muhteşem. Okurken ne kadar sinematografik bir bölüm olduğunu, Zola'nın doğayı gözleme konusunda nasıl usta (natüralist kelimesinin hakkını veren) bir yazar olduğunu anlıyorsunuz. Canlandırıyor resmen o karlı sahneyi gözünüzde, soluk soluğa kalıyorsunuz. Ah bir de o insanın yüreğine taş gibi oturan son cümle olmasaydı! Bundan daha etkileyici bir son cümle okuduğumu hatırlamıyorum doğrusu.
NOT: Spoiler vermiş olabilir miyim diye yeniden okudum yazdıklarımı. Olay örgüsüne hiç değinmeden Zola romanlarının olmazsa olmazı olan uzun tasvirlerden söz etmek spoiler olmasa gerek diye düşünüyorum :) Bir başyapıt değil ama zevkle okunacak değerli bir eser olduğunu düşünüyorum, pişman olmayacaksınız. İyi okumalar...