Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol

Gönderi

_Mantık, mutlak varlığın bilimidir. Varlık, sonsuzluğun tedirginliği dürtülen mutlak tinin kendini evrene açmasıdır. Mantık bilimi, kosmos’un nedeni olan mutlak tini ortaya koymaya çalışır. Mutlak tin, Tanrı’dır, İdea’dır.(Kendinde varlık). Özne ile nesnenin, ideal ile gerçekliğin, sonlu beden ile sonsuz ruhun birliğidir idea. Mantık bilimi mutlak idea ile son bulur. İdeanın düşünülmesi olduğu için mantık, metafiziktir. Her varlık, sınırsız oluş içinde, olumsuzlama ile sınırlı belirmedir yani fenomen’dir. Mutlak önce kendinde varlık idea, kendisi için varlık doğa, kendinde ve kendisi için tin varlıktır. Mutlakı araştıran felsefe 3 bölüm: kendinde mutlakı inceleyen mantık, kendi için mutlakı inceleyen doğa felsefesi, kendinde ve kendi için mutlakı betimleyem tinin fenomonolojisi. _Mantık, saf düşüncenin ülkesidir. Bu ülke hem kendini hem de içinde bulunduğu gerçekliği bilir. Bu, doğanın yaratılışından önce kendi ilksiz-sonsuz özü içinde olduğu Tanrının betimlenişidir. _Mantık 3 yöntemden oluşur. 1. Anlama yetisi-soyut kavrayış 2. Olumsuz-diyalektik akıl 3. Olumlu-spekülatif akıl. Çelişmezlik statik akıl yürütmedir. Anlam kavramın içinde kalır. Diyalektik dinin oluş eylemidir. Mantık sonsuzdur ve bu insan aklı için hiçliktir. Mantık mutlakın açılımlıdır ve mutlakla sınırlandırılmış düşüncedir. Diyalektik bir zemindir. Özdeşlik, olumsuzlama ve dolayımın zemini. Kavram 3’e ayrılır: Öznel, nesnel, mutlak. _Mantık, mutlakın düşüncede ortaya çıkmasının yasalarının bilimidir. Varlık, mutlak olarak ele alınabileceği gibi, tanrı olarak da ele alınabilir çünkü tanrıyı metafizikel olarak tanımlamak, onun tabiatını genel olarak düşüncelerde anlatmak demektir. Kategoriler mutlakın tanımlarıdır. Mantık, akıl yürütmeler ile başlangıçta hep var olan mutlakın kavramına ulaşır. Mantık, mutlakın açılımıdır ve mutlakla sınırlanmış düşüncedir. _Varlık, ilk ve soyut kavramdır. Tüm varlıkları içinde barındırır. Kategorilerin bütünlüğü, en üst ilkesidir. Öz şeylerin görünümleri yanındaki kalıcı yanıdır ve mutlakın taşıyıcısıdır. _Özdeşlik, bir şeyi diğerlerinden ayıran kategoridir. Sonrasında ikinci kategori ayrım belirir. Sonraki aşama zemindir ve somutluk kazanır. Çelişki, varlığın dünyalaşmasıdır. Varoluş, ortaya çıkmaktır. Zemin ve varoluş bağından şey çıkar. Şey somut maddedir ve çelişkiyi taşır. _Evrenin özü fenomendir. Öz, fenomenin ötesinde değildir. Var olanın fenomen olması yoluyla varoluş fenomendir. Fenomen madde(içerik) ve biçimden oluşur. İçerik biçimin içeriğe dönmesinden, biçim içeriğin biçime dönmesinden başka bir şey değildir. _Eylem, 3 kategoride ortaya çıkar. Cevher, sebep, etki. Cevher sebeptir, onu harekete geçiren etkidir. Eylem diyalektiktir. Diyalektik ile sebep ve etki dünyaya yansır. _Kavram varlığın özüdür. Tohum gibi bitkiyi içinde kapsamaktadır. _Mantık, akıl yasalarıyla mutlak olanın düşünceye gelişini ortaya koymalıdır _İlkel benlik değişerek bilince sonra özbilince dönüşür. Özbilinç özgürlüğe açılma, form dünyasına yabancılaşmadır. Bilinç öncelikle nesneleri yadsır ve sonra zihindeki düşünceyi nesneye dönüştürmek ister. Tinin dünyaya açılmasıyla varlık kazanan özbilinç onun gözlemcisidir artık. Ayırma etkinliği anlama yetisinin işidir. İnsan kendinde varlığı kavrayamaz. Duyu keskinliği hakikatın bir anıdır ve kavramsız olduğu için doğru bilgidir. Duyu ardardalık ve yanyanalık kategorileri ile kavranır. Geceden sonra gündüz, ağacın yanındaki ev gibi. Duyu keskinliği doğru bilgiyi değil ama öncülü algıyı yaratır. Duyu keskinliğiyle beliren şey 0’dır. Bilinç duyumdan sonra 2. durağa geçer. Algı ayrımı olumsuzlamayı üretir. Bilinç çokluk içinde tekil vrarlığı algıladğında bu dur yargısına ulaşır. Bu bir evdir dediğimde bu bir olumsuzlamadır. Belirmiş şey karşıtlarını dışlayarak diyalektik içinde olumsuzlama ile belirmiştir. Bu nedir diye sorar. Bu varlık şimdi varoluştur. Peki şimdi nedir. Şimdi gecedir dersek yarın öğleyin yanlış olacaktır ama öğlen gecenin oluşumunu erecektir. Hakikat sonlu tekiller değil onların varoluşuna imkan veren mutlaktır. _Kant, Aristoteles'ten bu yana geriye doğru hiçbir adım atmamış, ama ileriye doğru da hiçbir adım atmamıştır. İkincisi, çünkü tüm görünüşe karşın bitmiş ve tamamlanmış görünmektedir. Mantığa, eş deyişle mantık denilen bir önermeler toplağına başka bilimlerden çok erken bir dönemde tamamlanmış olma talihini yükler. Gerçekte Mantığın bir yeniden-şekillendirilmesi gereksinimi çoktandır duyuluyordu. Mantığın bu ölü kemiklerinin tin tarafından iç değer ve içerik kazanmak üzere dirileştirilebilmesi için, Yöntemi onu arı bilim olmaya yetenekli kılabilecek biricik yöntem olmalıdır. _Spinoza, Wolff ve başkaları mantığı felsefeye de uygulama, kavramsız niceliğin dışsal ilerleyişini Kavramın ilerleyişi yapma ayartmasına kapılmışlardır, ki kendinde ve kendi için bir çelişkidir. Bugüne dek felsefe henüz Yöntemini bulmuş değildir; matematiğin dizgesel yapısını kıskançlıkla gözlemiş ve – belirtildiği gibi - onu ödünç almış _Mantığı ileriye devindiren şey, içeriğin içselliği, kendisinde taşıdığı Diyakktiktir. Olumsuzlamanın bir içeriği vardır. Olumsuzlama yeni bir Kavram, ama öncekinden daha yüksek bir Kavramdır; çünkü onun olumsuzlanması ya da karşı yoluyla daha varsıl olmuştur, öyleyse onu, ama ondan da çoğunu kapsar, kendisinin ve karşıtının birliğidir. Bu biricik gerçek Yöntemdir. _Kavramın kendisinin ilerlemesini sağlayan şey kendi içinde taşıdığı olumsuzdur; bu gerçek Diyalektiği oluşturur. Mantığın yalıtılmış bir bölümü olarak görülen ve yanlış tanındığı söylenebilecek Diyalektik bu yolla bütünüyle başka bir konum kazanır. _Kant Diyalektiği daha yükseğe çıkardı - ve bu onun en değerli yanlarından biridir -, çünkü onu sıradan tasarıma göre taşıdığı özenç görünüşünden kurtarıp Usun zorunlu bir etkinliği olarak gösterdi. Diyalektik yalnızca bir göz boyama ve yanılsamalar üretme sanatı sayıldığı için, doğrudan doğruya hileli bir oyunu oynadığı ve bütün gücünün yalnızca aldatmacayı gizlemesi üzerine dayandığı, sonuçlarının yalnızca düzmece sonuçlar ve öznel birer görünüş olduğu varsayımına gidildi. Kant'ın arı usun antinomileri üzerine eytişimsel açımlamaları, bu çalışmanın gidişinde yapacağımız gibi daha ayrıntılı olarak irdelendiklerinde, hiç kuşkusuz büyük bir övgüyü hak etmezler. _Kant, mantık denilen şeyin karşısına bir yenisini daha, yani bir aşkınsal mantığı çıkarmıştır. Burada nesnel mantık denilen şey bölümsel olarak onda aşkınsal mantık olan şeye karşılık düşecektir. Kendinde-Şey gibi bir soyutlamanın kendisinin düşünmenin, ama yalnızca soyutlamacı düşünmenin bir ürünüdür. _Kant'ın Usun hiçbir gerçek içeriği bilemeyeceği ve saltık gerçeklik açısından inanca yöneltilmesi gerektiği gibi sonuçlarının ötesine geçilmez. Ama Kaııt'ta sonuç olan şey bu felsefecilikte dolaysızca başlangıç noktası olarak alınır, ve kendisinden o sonucun ortaya çıktığı ve felsefi bilgi olan önceki açımlama başından kesilip atılır. Kant felsefesi böylece kendini her şeyin daha şimdiden tanıtlanmış ve tamamlanmış olduğu kanısı ile rahatlatan düşünme tembelliği için bir yastık olarak hizmet eder. _Felsefeye girişi yasaklayanlar, felsefenin girişinde kendileri yadsınmalıdır. _Us yalnızca öznel gerçekliği, yalnızca görüngüleri, yalnızca olgunun kendisinin doğasının karşılık düşmediği bir şeyi bilmeye sınırlanır; bilme sanıya indirgenir. _Hiç olmazsa bir tasarımını elde etmek için sanki Gerçeklik elle tutulabilir bir şey olmalıymış sanısı bir yana bırakılmalıdır. Sanki varolan, ama bir başka evrende ya da bölgede olan şeylermiş gibi, ve sanki edimsellik dünyası o bölgenin dışında bulunuyormuş ve o İdealardan ayrı ve ancak bu ayrılık yoluyla olgusal tözsellik taşıyormuş gibi. Platonik İdealara bile. _Eleştirel Felsefe hiç kuşkusuz daha şimdiden Metafiziği, Mantığa çevirmişti. _Sonsuz olan ussal olan olduğu için, Usun ussal olanı bilmeye yetenekli olmadığı anlamına gelir. _Kişinin iradesi, hareketlerini belirlemez, hareketlerini dış bir etken belirler. Ahlak, din… _Dünya demek mantık demektir. İnsanlar mantığın sınırlarını çözdükleri anda beşerin sınırlarını da çözmüş olacaklar. _Doğa mekanik dünyadır ve bu tinin özgürlüğü ile çelişkilidir. Olumlama ile dünyalaşan tin, olumlamayı olumsuzlama yapar ve 2 varoluş ayrımları ile ortaya çıkar. Ayrım ile zeminde belirenler çelişki ivmesiyle ortadan kaldırma gerçekleşir. _Kavram kendi içinde varlıktır, görünüşte belirir, fenomenle oryata çıkışı özdür. _Hiçlik dolaysızlıktır, oysa ortadan kaldırılmış olan dolaylanmış şeydir ve olmayandır. Kendisini ortadan kaldıran hiçliğe dönüşmez. Dolayımlı bir varlıktan çıkmış sonuç olarak kendisinden geldiği ve içinden çıktığı şeyin belirlenmişliğini sürdürür. Ortadan kaldırmanın 2 anlamı vardır. 1 muhafaza etmek 2 son vermek. Saklanmış olan yok edilmemiştir. _İlk olarak bilginin gerecinin hazır bir dünya olarak düşünmenin dışında, kendinde ve kendi için bulunduğu, düşünmenin kendi başına boş olduğu ve bir biçim olarak dışarıdan o özdeğin üzerine eklendiği, böylelikle kendini doldurduğu ve ilkin bu yolla bir içerik kazanarak gerçek bir bilme olduğu varsayılır. Bu iki bileşen birbirine karşı öyle bir hiyerarşi içinde durur ki, nesne kendi başına tamamlanmış ve hazır, buna karşı düşünme ise eksik bir şey olarak görülür ki, kendini ilkin bir gereç üzerinde tamamlayabilecek ve dahası yumuşak ve belirsiz bir biçim olarak kendini özdeğine uygun kılması gerekecektir. Gerçeklik, düşüncenin nesne ile bağdaşmasıdır ve bu bağdaşmayı ortaya çıkarabilmek için düşüncenin kendini nesneye uyarlaması gerekir. _Özbilinçli belirleme yalnızca düşünmeye aittir; öyleyse nesne ile bağıntısında da kendi dışına çıkarak nesneye gitmez; nesne bir kendinde şey olarak salt düşünmenin bir öte-yanı olarak kalır. _Eski metafizik düşünce üzerine modern zamanlarda yaygın olandan daha yüksek bir kavram taşıyordu. Çünkü yalnızca düşünme yoluyla şeylere ilişkin olarak bilinenin onlarda gerçekten gerçek olan olduğunu temel alıyor, böylelikle düşünülen şeyler olarak gerçeklik taşıdıklarını kabul ediyordu. _Aşkınsal İdealizmin daha tutarlı bir yolda geliştirilmesi Eleştirel Felsefenin kalıt bıraktığı kendinde-Şey hayaletinin, tüm içerikten ayrılmış bu soyut gölgenin hiçliğini tanımış ve onu bütünüyle yoketmeyi amaçlamıştır. Bu felsefe Usun belirlenimlerini kendi içinden sergilemesine izin veren bir başlangıcı da yapmıştır. Ama bu girişimin yola çıkışındaki öznel tutum onun tamamlamasına izin vermemiştir. _Mantıksal biçimlerin içeriksizliği daha çok yalnızca onları irdeleme ve ele alma tarzında yatar. Bunlar ölü biçimlerdir ve onlara özünlü ve onların dirimli somut birliği olan tinden yoksundurlar. Kendinde tözsel bir doluluk olacak olan bir özdekten yoksundurlar. _Bilim Kavramının sıradan uslamlama yoluyla temellendirilmesi ya da durulaştırılması en çoğundan Kavramın tasarımın önüne getirilmesine ve onunla tarihsel bir tanışıklığın ortaya çıkarılmasına izin verir. _Tinin ve Doğanın evrensel yasalan vardır ki, yaşamları ve başkalaşımları kendilerini onlara uydururlar dendiği ölçüde, düşünce belirlenimlerinin o denli de nesnel değerleri ve varoluşları olduğu kabul edilmiş olur. _Eleştirel Felsefe hiç kuşkusuz daha şimdiden Metafiziği, Mantığa çevirmişti, ama, daha önce anımsatıldığı gibi, o da sonraki idealizm gibi nesnenin önünde ürkerek mantıksal belirlenimlere özsel olarak öznel bir imlem verdi ve onlar için bir kendinde-Şey, sonsuz bir engel geride bir öte-yan olarak kaldı. _Mantığın iki anabölümü vardır, Öğeler Öğretisi, ve Yöntembilim denebilir; Öğeler Öğretisi altında şu Başlık gelebilir: Düşünme Yasaları; Yöntem dediği şey durumunda, onun bir çıkarsaması düşüneceği en son şeydir. Düzenleme belki de türdeşleri birarada kümelenmekten, daha yalın olanı karmaşık olanın önüne almaktan ve başka dışsal noktalardan oluşur. _Evren-tasarımının varsıllığı ile, başka bilimlerin olgusal görünen içeriği ile karşı karşıya koyulduğunda, ve bu varsıllığın özünü, Tinin ve evrenin iç doğasını, gerçekliği. açığa serme konusunda saltık bilimin verdiği söz ile karşılaştırıldığında, o zaman bu bilim soyut şekli içinde, arı belirlenimlerinin renksiz, soğuk yalınlığıiçinde sanki verdiği sözden başka herşeyi yerine getirecekmiş ve o varsıllık ile karşıtlık içinde tözsellikten yoksunmuş gibi görünür. _Mantıksalın değeri ilkin kendisi bilimlerin deneyiminin sonuçlarında gösterildiği zaman anlaşılır; orada kendini anlığa evrensel gerçeklik olarak sunar. _Mantık, tıpkı dilbilgisi gibi iki değişik bakış açısında ya da değerde görünür. Dilbilgisi öğrenmeye başlayan biri onun biçim ve yasalarında kuru soyutlamalar, olumsal kurallar, genel olarak yalıtılmış bir belirlenimler kütlesi bulur. Buna karşı, bir dile yetenekli olan ve aynı zamanda başka dilleri onunla karşılaştıracak bir düzeyde tanıyan biri, ancak böyle biri bir ulusun dilinin gramerinde onun tininin ve kültürünün bir duygusunu edinebilir; aynı kurallar ve biçimler bundan böyle dolu ve dirimli bir değer taşırlar. _Mantık, bir gölgeler ülkesi, tüm duyusal somutlaşmadan özgürleşmiş yalın özselliklerin evrenidir. Bu gölgeler ülkesinde yaşamak ve çalışmak bilincin saltık kültürü ve disiplinidir. Düşünce böylelikle her şeyden önce özerklik ve bağımsızlık kazanır. Soyutlamalarda ve duyusal dayanak olmaksızın Kavramlar yoluyla ilerlemede kendini kendi yerinde duyumsar ve kendini öyle bir bilinçsiz güce geliştirir ki, bununla tüm başka bilgiler ve bilimler karmaşasını ussal biçim içinde özümser, onları özsel yanlarında yakalar ve kavrar, onlarda dışsal olanı sıyırıp bu yolda onlardan mantıksal olanı çekip çıkarır, ya da yine aynı şey, mantıksalın önceden inceleme yoluyla kazanılan soyut temelini tüm gerçekliğin tözsel değeri ile doldurur ve ona bundan böyle başka tikellerin yanında bir tikel olarak durmayan, tersine tüm bunların üzerine yayılan ve onların özü, Saltık -Gerçek olan bir evrenselin değerini verir. _Mantık kendini düşüncenin bilimi olarak belirler ki, ilkesi olarak arı bilmeyi, soyut değil ama tersine somut olarak dirimli birliği alır. İlk durumda salt kendinde Kavramdır - olgusallığın ya da varlığın Kavramı; ikinci durumda ise Kavram olarak Kavram, kendi için var olan Kavramdır. _Mantık, nesnel ve öznel Mantığa bölünecektir. _Nesnel Mantık daha çok evren üzerine yalnızca düşünceler yoluyla kurulması gereken bilimsel yapı olarak önceki Metafiziğin yerini alır. Eski Metafizik bunu gözardı etti ve bu Biçimleri eleştiri olmaksızın, Kant'ın anlatımına göre kendinde-Şeyin, ya da daha doğru olarak Ussal Olanın belirlenimleri olmaya yetenekli olup olmadıkları ve nasıl öyle oldukları konusunda ön bir araştırma olmaksızın kullanmış olma gibi haklı hir suçlamaya hedef oldu. _Öznel Mantık Kavramın Mantığıdır, - öyle bir üzün Mantığıdır ki, bir Varlık ile ya da onun Görünüşü ile bağıntısını ortadan kaldırmıştır ve belirlenimi içinde bundan böyle dışsal olmayan, ama özgür, kendinebağımlı, kendini kendi içinde belirleyen öznelin ya da daha doğrusu Öznenin kendisidir. _Mantık genel olarak nesnel ve öznel Mantığa ayrılır; ama daha belirli olarak üç bölüm kapsar. 1. Varlık Mantığı 2. Öz Mantığı 3. Kavram Mantığı ***************** ***************** *_İnsanın kendini duygusal tutumunda öyle bir soyut evrenselliğe yükseltmesi gerekir ki, onda gerçekte serveti ile nicel ilişkisi ne olursa olsun hiçbir şeyin olması ya da olmaması onun için ilgisiz bir sorun olmalıdır, tıpkı kendisinin olup olmamasının, sonlu yaşamda olup olmamasının ilgisiz bir sorun olması gerektiği gibi. _Bir insana, doğru bir içgörü yükleniyor, ve bu gerçek olanı değil ama yalnızca gerçek olmayanı görebilme gibi ek bir koşul ile veriliyor. Bu, ne denli saçma olursa olsun, gene de nesneyi kendinde olduğu gibi bilemeyen bir gerçek bilgi kadar saçma değildir. _Sonsuz nasıl olur da kendisinden çıkarak Sonluluğa varır?- Bunun kavranılabilir kılınamayacağı sanılır. 'Sonsuz nasıl sonlu olur? 'sorusuna yanıt, önce sonsuz olmak ve ancak daha sonra sonlu olmak, Sonluluğa çıkmak zorunda olan bir Sonsuzun bulunmadığı, tersine, kendi için daha şimdiden sonsuz olduğu denli de sonlu olduğu biçimindedir. Soruyu yanıtlamak yerine, tersine daha çok kapsadığı yanlış varsayımları, sorunun kendisini yadsımak gerekir. _Her felsefe İdealizmdir. ”Sonlu, idealdir,” önermesi idealizmi oluşturur. Felsefenin İdealizmi, yalnızca Sonluyu gerçekten var olan bir şey olarak tanımamaktan oluşur. Gerçekte Tin, idealist olandır. _Mantık, arı Usun dizgesi, arı Düşüncenin ülkesi olarak anlaşılmalıdır. Bu ülke örtüsüzce kendinde ve kendi için olduğu Gerçekliktir. Bu nedenle şöyle de anlatılabilir ki, bu içerik Doğanın ve sonlu bir Tinin yaratılışından önce kendi ilksiz-sonsuz özü içinde olduğu gibi Tanrının betimlenişidir. _Nedensellik ilişkisinde Neden ve Etki ayrılamazdır; bir Etkisi olmayacak bir Neden, Neden değildir, tıpkı bir Nedeni olmayacak Etkinin bundan böyle Etki olmaması gibi. Buna göre bu ilişki, Nedenlerin ve Etkilerin sonsuz İlerlemesini verir; bir şey Neden olarak belirlenir, ama bir Sonlu olarak kendisinin bir Nedeni vardır, ayrıca Etkidir; böylelikle Neden olarak belirlenen aynı şey Etki olarak da belirlenir, - Neden ve Etkinin birliği; şimdi Etki olarak belirlenenin yeni bir Nedeni vardır. Nedenin Etkisinden ayrılması ve ayrı bir Bir şey olarak koyulması gerekir; ama bu yeni Nedenin kendisi yalnızca bir Etkidir, - Neden ve Etkinin birliği; bir başkasını Nedeni olarak alır, - iki belirlenimin ayrılması vb. Sonsuza dek. _Her bir olgu, karşıtını kendisinde taşıdığını ve bunda kendi ile bir araya geldiğini gösterdiği için, olumlu gerçeklik bu kendi içinde devinen birlik, iki düşüncenin bir araya getirilmesi, Sonsuzluklarıdır. _Olumsuzlamanın olumsuzlaması, olumlamada sonuçlanır ve bu sonuç böylelikle kendini onların gerçekliği ve kökenselliği olarak gösterir. Böylelikle ayırt edilenler olarak bu Varlıkta çelişki soyut olarak yitmemiş, ama çözülmüş ve uzlaşmıştır. ****** _Önyargı_ _Önyargılar veya değişik görüşler, bilincimizin doğasını oluştururlar ama usun alanına getirildikleri zaman birer yanılgıdan başka bir şey değillerdir. Felsefe ile onların tüm bölümleri çürütülür ya da felsefeye girişleri yasaklandığı için, girişte kendileri yadsınmalıdır. Eski metafizik bu bakımdan düşünce üzerine modern zamanlardakinden daha çok önem taşıyordu. Çünkü düşünülen şeylerin gerçeklik taşıdıklarını kabul ediyordu. Bu metafizik düşünme, şeylerin özü olduğunu, düşüncenin ve şeylerin gerçek doğalarının aynı olduğunu savundu. Derin-düşünen Anlak, felsefeyi gasp etti. Gerçekliğin duyusal olgusallık üzerine dayandığı, düşüncelerin yalnızca düşünceler olduğu, ve bunun ilkin duyusal algının onlara içerik ve olgusallık vermesi anlamında böyle olduğu, usun kendinde ve kendi için kaldığı sürece yalnızca beynin kuruntularını ürettiği görüşünü dayatır. Usun bu kendini yadsıması üzerine gerçeklik kavramı yiter; us yalnızca öznel gerçekliği, yalnızca görüngüleri, yalnızca olgunun kendisinin doğasının karşılık düşmediği bir şeyi bilmeye sınırlanır; bilme sanıya indirgenir. _Düşünme, kendi başına boştur ve bir biçim olarak dışarıdan o özdeğin üzerine eklendiği, böylelikle kendini doldurduğu, ve ilkin bu yolla bir içerik kazanarak gerçek bir bilme olduğu var sayılır. Gerçeklik, düşüncenin nesne ile bağdaşmasıdır, ve bu bağdaşmayı ortaya çıkarabilmek için düşüncenin kendini nesneye uyarlaması gerekir. Özbilinçli belirleme, yalnızca düşünmeye aittir; öyleyse nesne ile bağıntısında da kendi dışına çıkarak nesneye gitmez; nesne bir kendinde şey olarak salt düşünmenin bir öte-yanı olarak kalır. _Bilim olarak Gerçeklik, kendini açındıran arı özbilinçtir ve Kendinin şeklini taşır, öyle ki kendinde ve kendi için var olan bilinçli Kavramdır ve genel olarak Kavram ise kendinde ve kendi için var olandır. O zaman bu nesnel düşünme, arı bilimin içeriğidir. Buna göre biçimsel olmaktan, edimsel ve gerçek bir bilgi için özdeğe gereksinmekten öylesine uzaktır ki, daha çok yalnızca onun içeriği saltık olarak Gerçek olandır, ya da eğer gene de özdek sözcüğünü kullanmayı istersek, gerçek özdektir - ama bir özdek ki biçim ona dışsal değildir, çünkü bu özdek daha çok arı düşünce, böylelikle saluk Biçimin kendisidir. _Gerçeklik, Varlığın Yokluğa ve Yokluğun Varlığa geçmiş olmasıdır yani oluş sürecidir. Yokluk, arı Varlıkla bütününde aynıdır. Yokluk bizim sezmemizde ya da düşünmemizde vardır. Doğuya özgü özdeyişler - örneğin, Var olan her şey yitişinin tohumunu, doğuşunun kendisinde taşır, ve evrik olarak, Ölüm yeni bir yaşama giriştir. Varlık ve Yokluğun bu birliğini her örnekte, her edimsel şeyde ya da düşüncede göstermek güç olmayacaktır. Ne gökte ne de yerde hiçbir yerde her ikisini de, Varlığı olduğu gibi Yokluğu da kendi içinde kapsamayan hiçbir şey yoktur. *** _Mantıksal Usun kendisi tözsel ya da olgusal olandır, tüm soyut belirlenimleri kendi içinde bir arada tutar ve onların sağlam, saltık olarak somut birlikleridir. Öyleyse genellikle bir özdek denilen şeyi uzakta aramak gereksizdir; eğer Mantığın tözsel bir içerikten yoksun olması gerekiyorsa, bu onun nesnesinin değil ama yalnızca bu nesneyi anlayış tarzının suçudur. Genel olarak Mantık ile anlaşılan şey, metafiziksel imleme hiçbir gönderme olmaksızın irdelenir. Bu bilimin henüz kendini içinde bulduğu durumda hiç kuşkusuz sıradan bilinçte olgusallık olarak ve gerçek bir olgu olarak geçerli olacak türde bir içeriği yoktur. Ama bu nedenle içerikli bir gerçeklikten yoksun biçimsel bir bilim değildir. Gerçeklik alanı hiç kuşkusuz Mantıkta eksik olan o gereçte aranmayacaktır - üstelik bilimin doyumsuzluğu genellikle bu eksikliğe yüklense bile. _Saltık bilme, tüm bilinç kiplerinin gerçekliğidir, çünkü Görüngübilim'in o sürecinin ortaya çıkardığı gibi, yalnızca saltık bilmede nesnenin kendinin-pekinliğinden ayrılması tam olarak çözülmüştür, ve Gerçeklik bu Pekinlik ile eşitlenirken bu Pekinlik de Gerçeklik ile eşitlenir. _Kendi ile özdeşlik biçimi, onları başkası ile bağıntıdan sıyırır ve algılanıp algılanmamalanna karşı ilgisizleştirir. Kendi ile yalın bağıntı biçimi böyle sınırlı ve sonlu bir içeriğin kendisine ait değildir; bu ona öznel anlak tarafından eklenmiş ve ödünç alınmış bir biçimdir; başkalaşabilir ve geçici bir şeydir *** _Sonlu – Sonsuz_ _Sonsuz, erişilemez bir öte-yanın sağlam belirleniminidir - erişilemez bir öte yan, çünkü erişilmemesi gerekir. _Sonsuz, olumsuzlamanın olumsuzlaması, olumlama, kendini engellenmişlikten yeniden kurmuş olan Varlıktır. Gerçek Varlıktır, engelin üzerine yükseliştir. Anlık ışıldamaya başlar, onda tin yalnızca soyut olarak kendi ile birlikte kalmaz, ama kendini kendisine, düşüncesinin, evrenselliğinin, özgürlüğünün ışığına yükseltir. Sonlunun doğasının kendisi, kendi ötesine geçmek, olumsuzlamasını olumsuzlamak ve sonsuz olmaktır. Genel olarak Sonsuzluk genel olarak Sonluluğun ortadan kalkmasında oluşmaz; tersine, Sonlu yalnızca doğası yoluyla kendisi Sonsuz olmaktır. Sonsuzluk onun olumlu belirlenimidir, gerçekte kendinde olduğu şeydir. Böylece Sonlu Sonsuzda yitmiştir, ve var olan yalnızca Sonsuzdur. _Sonluluk doruğa itilmiş nitel olumsuzlamadır. Sonluluk anlağın en dik kafalı kategorisidir. Kesin önesürüm Sonlunun Sonsuz ile uzlaşmaz ve birleşmez olduğu, Sonlunun Sonsuza saltık olarak karşıt olduğudur. _Sonsuz, Saltığın yeni bir tanımı olarak görülebilir. Sonsuz, Sonlunun olumsuzlanması olarak belirlidir. Sonsuzu Sonludan arı ve uzak tutma girişiminin kendisinde onun yalnızca sonlulaştırıldığı görülecektir. _Sonluluk engel olarak koyulmuş engeldir; belirli-Varlıktır ki, kendinde-Varlığına geçme, sonsuz olma belirlenimi ile koyulmuştur. Sonsuzluk Sonlunun Yokluğu, onun kendinde-Varlığı ve Gereğidir, ama bu aynı zamanda kendi içine yansımış, yerine getirilmiş Gerek olarak, yalnızca kendi ile bağıntılı, bütünüyle olumlu Varlıktır. _Sonlunun bu olumsuzlaması olarak kendinde-Varlık belirli ve böylece olumsuzlamanın olumsuzlaması olarak kendi içinde olumludur. _Sonsuz, belirsiz boşluktur. _Sonsuz yalnızca Sonlunun Sınındır ve böylelikle yalnızca belirli, kendisi sonlu bir Sonsuzdur. _Sonlu bu-yandaki belirli-Varlık olarak, Sonsuz ise, Sonlunun Kendindesi olmasına karşın, gene de bir öte yan olarak erişilmesi olanaksız karanlık bir uzağa koyulur ki, dışansında Sonlu bulunur ve bulunmayı sürdürür. _Olumsuzlama onların kendinde­Varlığıdır. Sonsuzun kendisi yalnızca olumsuzlama dolayısıyla, olumsuzlamanın olumsuzlaması olarak, olumlu Varlıkta sonuçlanır. Sonlu ve sonsuzun birlikteliği, nitel başkalıklarında gizlidir, yalnızca temelde yatan içsel birliktir. _Sonlu yalnızca Gerek ile ya da Sonsuz ile bağıntı içinde sonlu, ve Sonsuz yalnızca Sonlu ile bağıntı içinde sonsuzdur. Ayrılmazdırlar ve aynı zamanda birbirlerine karşı saltık olarak başkalandırlar; her biri kendi başkasını kendisinde taşır; böylece her biri kendisinin ve kendi başkasının birliğidir ve belirliliğinde belirli-Varlıktır, kendisinin olduğu ve kendi başkasının olduğu değildir. _En son olarak geçerli sayılan şeydir ki, düşünce bundan böyle onun ötesine geçmez, ve "ve bu sonsuza kadar büyle sürer" anlatımına geldiğinde genellikle hedefine erişmiştir. _Sonsuz ilerleme, gerçekte Sonlunun ve Sonsuzun birliği olarak koyulmuş olur. Deyim yerindeyse sonsuz ilerlemenin güdülendiricisidir. _Sonsuz bu belirlenime göre Sonluyu bir bu-yan olarak karşısına alır ki, bu da benzer olarak kendini Sonsuza yükseltemez, çünkü bir başkasının bu belirlenimini, böylelikle bitimsiz bir şeyin, kendini kendi öte-yanında yeniden ve hiç kuşkusuz o öte-yandan ayrı olarak üreten belirli-Varlığın belirleniminidır. _İdealiteye Sonsuzluğun Niteliği denebilir; ama özsel olarak Oluş süreci ve böylelikle bir geçiştir. _Genel olarak sonlu şeylerin Varlıkları yitip gitmenin tohumunu kendi-içinde-Varlıkları olarak taşımaktır; doğum saatleri ölüm saatleridir. _Yokluk, olması gereken ama kendisine düşüncede bir var oluş yüklenen bu Yoklukta, Sonlunun durumunda belirtilmiş olan aynı çelişki yer alır. _Sonlu ve sonsuz belirlenimler, aynı çatışmanın içindedir - ister zaman ve uzaya, evrene uygulansınlar, isterse Tinin içerisindeki belirlenimler olsunlar; tıpkı birbirleri ile ister bir tuval üzerinde isterse palet üzerinde birleştirilmiş olsunlar, siyah ve beyazın griyi vermeleri gibi. Bir ayrımı oluşturabilecek olan şey, üzerine uygulandıkları ya da içinde bulundukları gerecin ya da nesnenin yapısı değildir; çünkü nesne çelişkiyi kendisinde ancak o belirlenimler yoluyla ve onlara göre taşır _Sonlunun ve Sonsuzun tek bir birlik olduğu öne sürümünde bulunulur; bu yanlış önesürüm karşıt öne sürüm yoluyla düzeltilmelidir: Saltık olarak ayrı ve birbirlerine karşıttırlar; bu yine ayrılmaz oldukları, bir belirlenimde ötekinin yattığı bildirilerek, birlikleri öne sürülerek düzeltilmelidir, ve bu Sonsuza dek böyle gider. _Sonsuzun doğasını görebilmek için yapılması gereken şey kolaydır ve bu sonsuz ilerlemenin, anlağın açınmış Sonsuzunun iki belirlenimin birbirine değişmesi olarak, iki kıpının birliği ve ayrılığı olarak oluşmuş olduğunun bilincini taşımak, ve sonra bu birliğin ve bu ayrılığın kendilerinin ayrılamaz olduklarının daha öte bilincini taşımaktır. _Çelişkinin çözümü, iki öne sürümün eşit doğruluğunun ve eşit yanlışlığının kabul edilmesi değil - bu yalnızca sürmekte olan çelişkinin bir başka şeklidir -, ama ikisinin idealliğinin kabul edilmesidir ki, bunda ayrımları içinde, karşılıklı olumsuzlamalar olarak, yalnızca kıpılardırlar; o tek-düze birbirine değişim bir olgu olarak birliklerinin olduğu gibi ayrılıklarının da olumsuzlamasıdır. *** _Sonsuz_ _Sonsuz nasıl olur da kendisinden çıkarak Sonluluğa varır?- Bunun kavranılabilir kılınamayacağı sanılır. Kavramına ulaşmış olduğumuz Sonsuz, bu açımlamanın ilerleyişinde kendini daha öte belirleyecek ve biçimlerinin tüm türlülüğünde istenen şeyi, Sonsuzun nasıl Sonluya vardığını gösterecektir. Bir felsefenin olup olmadığının bütününde bu sorunun yanıtlanmasına bağlı olması gerekir, ve kararın buna dayanmasını istediklerini ileri sürenler aynı zamanda sorunun kendisinde bir tür bilmece, yenilmez bir tılsım taşıdığına ve bununla sorunun yanıtlanmasına ve dolayısıyla felsefeye ve ona ulaşılmasına karşı sağlam bir güvence bulduklarına inanırlar. Soruda kullanılan 'ortaya çıkma' ve buna benzer duyusal tasarımları içeren anlatımlar, onların sıradan tasarımın alanından doğdukları ve yanıt için de gündelik yaşamda geçerli olan tasarımların ve duyusal bir benzetmenin şeklinin beklendiği kuşkusunu yaratırlar. Eğer Sonsuzun yerine genel olarak Varlık alınırsa, o zaman Varlığın belirlenmesi, ondaki bir olumsuzlama ya da Sonluluk, daha kolay kavranabilir görünür. Varlık hiç kuşkusuz kendisi belirsiz olandır, ama belirli olanın karşıtı olduğu onda dolaysızca anlatılmaz. Öte yandan Sonsuz bunu anlatır; Sonsuz, Sonlu-olmayandır. Bununla Sonlunun ve Sonsuzun birliği dolaysızca dışlanmış görünür; tamamlanmamış derin-düşünce bu nedenle bu birliğe en büyük dik başlılıkla karşı çıkar. Ama, gösterildiği gibi, ve Sonlu ve Sonsuz belirlenimlerine daha öte girmeden dolaysızca açıktır ki, o derin-düşünme tarafından kabul edilen anlamda Sonsuz - yani Sonlu ile karşıtlık içinde duran Sonsuz - Sonlu ile karşıtlık içinde durduğu için, kendisinde kendi Başkasını taşır, buna göre daha şimdiden sınırlıdır ve kendisi sonludur, kötü Sonsuzdur. 'Sonsuz nasıl sonlu olur? ' sorusuna yanıt böylece önce sonsuz olmak ve ancak daha sonra sonlu olmak, Sonluluğa çıkmak zorunda olan bir Sonsuzun bulunmadığı, tersine, kendi için daha şimdiden sonsuz olduğu denli de sonlu olduğu biçimindedir. Soru Sonsuzun bir yanda kendi için olduğunu ve ondan çıkarak ayrılık içine giren Sonlunun ondan ayrı olarak gerçekten olgusal olduğunu kabul ettiği zaman, söylenmesi gereken şey aslında bu ayrılmanın kavranamaz olduğudur. Ne böyle Sonlunun ne de böyle Sonsuzun bir gerçekliği vardır; ama gerçek olmayan kavranamazdır. Ama eşit ölçüde denmelidir ki, kavranabilirdirler; onları giderek tasarımda oldukları gibi alarak birinde ötekinin belirleniminin yattığını görmek, bu ayrılmazlıkları üzerine yalın bir içgörü taşımak bile onları kavramak demektir; bu ayrılmazlık onların Kavramıdır. _Öte yandan o Sonsuzun ve Sonlunun kendine-bağımlılıklarında o soru gerçek olmayan bir içerik kurar ve kendi içinde daha şimdiden onların gerçek olmayan bir bağıntılarını kapsar. Bu nedenle soruyu yanıtlamak yerine, tersine daha çok kapsadığı yanlış var sayımları, sorunun kendisini yadsımak gerekir. _Derin düşünme, kurgul ilgiyi kapsamaz - bir ilgi ki, kendi için ve belirlenimleri bağıntılamadan önce bunların var sayılmış oldukları gibi gerçek bir şey olup olmadıklarını saptamaya yönelir. _Sonlunun Sonsuzdan çıkması üzerine söylenecek tek şey, Sonsuzun kendi içinden Sonluluğa çıktığı, çünkü soyut birlik olarak alındığı yolda kendisinde hiçbir gerçeklik, hiçbir kalıcılık taşımadığıdır; böylece evrik olarak Sonlu hiçliğinin aynı zemininden Sonsuzluğa gider. Ya da daha doğrusu söylenmesi gereken şey Sonsuzun ilksiz-sonsuzluk içinde Sonluluğa çıkmış olduğu, kendi başkasını kendisinde taşımaksızın ve yalnızca kendi için alındığında saltık olarak arı Varlıktan daha öte var olmadığıdır. _Sonsuzun Sonluya nasıl çıktığı sorusu henüz daha öte bir var sayımı, kendinde Sonsuzun kendi içinde Sonluyu içerdiği, böylelikle kendinde kendisinin ve kendi başkasının birliği olduğu var sayımını kapsayabilir, öyle ki güçlük özsel olarak ikisinin varsayılmış birliği ile karşıtlık içinde olan ayrılmaları ile bağıntılıdır. _Sonlunun ve Sonsuzun bu birlikleri ve ayrılıkları Sonluluğun ve Sonsuzluğun oldukları o aynı ayrılmazlıktır. _Sonsuzluk, olumsuzlamanın olumsuzlamasıdır. _Kendi-için-Varlık, sonsuz Varlıktır ve kendi-için-var-olandır. Bir şeyin başkalığı, başkası ile bağıntıyı ve ortaklığı ortadan kaldırdığı, onları geri ittiği, onları soyutladığı düzeye dek 'kendi için' olduğunu söyleriz. Kendi-için Varlık olumsuzlama olarak sonsuz kendi içine geri dönüştür. Öz-bilinç, kendi-için-Varlıktır; Sonsuzluğun bulunuşunun en yakın örneğidir. Kendi-için-Varlık, yalın Varlığa çökmüş Sonsuzluktur; belirli-Varlıktır. _İdealizm_ _”Sonlu, idealdir,” önermesi idealizmi oluşturur. Felsefenin İdealizmi, yalnızca Sonluyu gerçekten var olan bir şey olarak tanımamaktan oluşur. Her felsefe İdealizmdir ya da en azından onu ilkesi olarak alır, ve o zaman soru yalnızca bu ilkenin edimsel olarak ne ölçüde yerine getirildiğidir. Felsefe bu düzeye dek din gibidir; çünkü din de benzer olarak Sonluluğu gerçek bir Varlık olarak, bir en son ya da Saltık olarak, ya da koyulmamış, yaratılmamış, ilksiz-sonsuz bir şey olarak tanımaz. İdealist ve realist felsefelerin karşıtlığı buna göre anlamsızdır. Genel olarak sonlu belirli-Varlığa gerçek, en son, saltık Varlık yükleyen bir felsefe, felsefe adına yaraşmaz; eski ya da yeni felsefelerin ilkeleri, Su ya da Özdek ya da Atomlar düşünceler, evrenseller, ideal kıpılardır, dolaysızca bulundukları gibi, duyusal tekillikleri içindeki şeyler değil; giderek Thales'in Suyu bile böyle değildir, çünkü görgül su olmasına karşın, bunun dışında aynı zamanda tüm başka şeylerin Kendindeleri ya da Özleridir, ve bu şeyler kendilerine-bağımlı, kendi içlerinde temellenmiş değil, tersine bir başkasından, Sudan koyulmuş, eş deyişle idealdir. Daha önce ilkeyi evrensel, İdeal olarak adlandırırken - tıpkı özellikle Kavramın, İdeanın, Tinin de İdeal olarak adlandırılması gerektiği gibi -, sonra yine tekil duyusal şeyleri de ilkede, Kavramda ideal olarak, özellikle Tinde ortadan kaldırılmış olarak adlandırdık; bu nedenle burada geçerken kendini Sonsuzun durumunda göstermiş olan bu çifte yana dikkati çekmek gerekir, eş deyişle, bir kez İdeal somut olan, gerçekten var olan iken, ikinci kez bunun kıpıları da eşit ölçüde İdealdir, onda ortadan kaldırılmıştır; ama gerçekte tek bir somut bütün vardır ki, kıpılar ondan ayrılmazdır. _İdeal ile denmek istenen, başlıca tasarım biçimidir, ve genel olarak benim tasarımımda ya da Kavramda, düşüncede, imgelemde vb. olana ideal denir, öyle ki giderek genel olarak imgesel olan bile İdeal sayılır. _Öznel İdealizm, ister genel olarak bilincin bilinçsiz İdealizmi olsun, isterse bilinçli bir yolda ilke olarak bildirilmiş ve saptanmış olsun, yalnızca tasarım biçimini ilgilendirir, ki buna göre bir içerik benimdir; bu biçim öznelliğin dizgesel İdealizminde nesnelliğin ya da realitenin biçimine karşı, o içeriğin dışsal belirli-Varlığının biçimine karşı biricik gerçek, dışlayıcı biçim olarak ileri sürülür. Böyle İdealizm biçimseldir, çünkü tasarımlamanın ya da düşünmenin içeriğini dikkate almaz. İçerik ki, tasarımIamada ya da düşünmede bütünüyle sonluluğu içinde kalabilir. Böyle İdealizm ile hiçbir şey yitirilmemiştir, çünkü bir yandan böyle sonlu içeriğin olgusallığı, sonluluk ile dolu belirli-Varlık saklanırken, öte yandan bunun soyutlanması ölçüsünde, o denli de böyle içeriğin kendinde hiçbir öneminin olmaması gerekir; ve onunla hiçbir şey kazanılmamış, çünkü hiçbir şey yitirilmemiştir, çünkü Ben, tasarım, Tin aynı sonluluk içeriği ile dolu kalır. Öznellik ve nesnellik biçimlerinin karşıtlığı hiç kuşkusuz sonlulukların bir karşıtlığıdır; ama içerik duyumda, sezgide ya da giderek daha soyut tasanın ya da düşünme öğesinde alındığında bile bir sonluluklar bolluğu kapsar ki, bunlar sözü edilen salt bir sonluluk kipinin, öznellik ve nesnellik biçiminin dışlanması ile yitmezler, ne de kendiliklerinden uzaklaşırlar. _Leibniz'in tasarımlayan varlığı, Monad, özsel olarak ideal bir şeydir, yalnızca kendi içindir, kendi için bütünüyle kapalı evrendir. Atomizmde ideallik Kavramı yoktur. _Bir, kendinde yalnızca vardır; hiçbir başkalaşıma yetenekli değildir; başkakasamazdır. Belirsizdir, belirsizliği belirliliktir. Saltık belirlenmişliktir. Bir ve Boşluk en yakın belirli-Varlığı içindeki kendi-için-Varlığı oluşturur. Birin kendi-için Varlığı gene de özsel olarak belirli-Varlığın ve başkasının idealliğidir. Bir kendini kendinden iter. Birin kendi ile olumsuz bağıntısı İtmedir. Bu itme böylece birçok Birin koyulması, ama Birin kendisi yoluyla koyulması olarak, Birin kendisinin kendi-dışına-çıkmasıdır. Başkası için değildirler, ama sonsuz olarak kendileri ile bağıntılıdırlar. Bir yalnızca kendini kendinden iter, öyleyse oluşmaz. Oluş, Varlıktan Yokluğa bir geçiştir. _Kant'ın Uzay, Zamaan ve Özdeğin Bölünemezliği ve Sonsuz Bölünebilirliği antinomileri ya da çatışkıları, her zaman Eleştirel Felsefenin önemli bir bölümü olarak kalacaklardır. Bu, eski Metafiziğin devrilmesine yol açan başlıca etmeni oluştururlar _Her Kavram kendi tikel antinomisini verebilir ve dolayısıyla ne kadar Kavram varsa o kadar çok antinomi kurulabilir. _Kant, antinomilerin sofistik uydurmalar olmadıklarını, ama (Kant'ın anlatımı ile) usun zorunlu olarak çatması gereken çelişkiler olduklarını belirtir, ki önemli bir görüştür. _Algı dünyasının sözde aşkınsal idealliği yoluyla elde edilen eleştirel çözümün sözde çatışmayı öznel bir şey yapmaktan başka hiçbir sonucu yoktur. _Antinominin Savı Kant'ın sunuşuna göre şöyledir:"Evrendeki her bir bileşik töz yalın parçalardan oluşur, ve hiçbir yerde yalın olandan ya da onun bileşiği, olandan başka hiçbir şey varolmaz." ************** ************** GİRİŞ _Mantığın Genel Kavramı_ _Mantık, derin-düşünme biçimlerinden ya da düşünme kural ve yasalarından hiç birini var sayamaz, çünkü bunlar onun içeriğinin kendisinin bir bölümünü oluşturur ve ilkin onun içerisinde temellendirilmeleri gerekir. Kavramsal düşünme, özsel olarak onun içerisinde ele alınır; Mantığın kavramı kendini kendi sürecinde üretir ve bu nedenle üzerine önceden konuşulamaz. _Mantık genel olarak düşünmenin bilimi olarak alındığında, bununla bu düşünmenin bir bilginin salt biçimini oluşturduğu, mantığın tüm içeriği soyutladığı ve bir bilgiye ait sözde ikinci bileşenin, özdeğin başka bir yerden alınması gerektiği, böylelikle bu özdeğin ondan baştan sona bağımsız olduğu, mantığın gerçek bilginin yalnızca biçimsel koşullarını verebileceği, ama olgusal gerçekliğin kendisini kapsayamayacağı, giderek olgusal gerçekliğe götüren bir yol bile olamayacağı, çünkü gerçekliğin sözcüğün tam anlamıyla özsel yanının, içeriğin onun dışında yattığı anlaşılır. _Mantık, düşünmenin ve düşünme kurallarının onun nesnesi olması gerektiği için, onlarda doğrudan doğruya kendine özgü içeriğini bulur; onlarda bilginin o ikinci bileşenini, doğası ile kaygılandığı bir özdeği bulur. _Bugüne dek Mantık Kavramı sıradan bilinçte ilk ve son olarak var sayılan bir bölünmeye, bilginin İçeriği ve Biçimi, ya da Gerçeklik ve Pekinlik arasındaki bölünmeye dayanmıştır. İlk olarak bilginin gerecinin hazır bir dünya olarak düşünmenin dışında kendinde ve kendi için bulunduğu, düşünmenin kendi başına boş olduğu ve bir biçim olarak dışarıdan o özdeğin üzerine eklendiği, böylelikle kendini doldurduğu, ve ilkin bu yolla bir içerik kazanarak gerçek bir bilme olduğu varsayılır. Gerçeklik, düşüncenin nesne ile bağdaşmasıdır, ve bu bağdaşmayı ortaya çıkarabilmek için düşüncenin kendini nesneye uyarlaması ve uydurması gerekir. _Özdek ve biçim, nesne ve düşünme arasındaki türlülük, o bulutsu belirsizlik içinde bırakılmadığı, tersine daha belirli olarak alındığı zaman, her biri ötekinden ayrılmış bir alan olarak görülür. Düşünme buna göre gereci kabul edişinde ve biçimlendirişinde kendi ötesine gitmez, ama onu kabul edişi ve kendini ona uygun kılması kendi kendisinin bir değişkisi olarak kalır, böylelikle kendi başkası olmaz; ve dahası, özbilinçli belirleme yalnızca düşünmeye aittir; öyleyse nesne ile bağıntısında da kendi dışına çıkarak nesneye gitmez; nesne bir kendinde şey olarak salt düşünmenin bir öte-yanı olarak kalır. _Öznenin ve nesnenin birbiri ile ilişkisi üzerine bu görüşler, sıradan görüngüsel bilincimizin doğasını oluşturan belirlenimleri anlatır; ama bu önyargılar sanki Usun içerisinde de aynı ilişki yer alıyormuş gibi, sanki bu ilişki kendinde ve kendi için gerçeklik taşıyormuş gibi Usun alanına getirildikleri zaman birer yanılgıdan başka bir şey değildirler ki, felsefe onların tinsel ve doğal evrenin tüm bölümleri boyunca yerine getirilen çürütülmesidir; ya da daha doğrusu, felsefeye girişi yasakladıkları için, felsefenin girişinde kendileri yadsınmalıdır. _Eski metafizik bu bakımdan düşünce üzerine modern zamanlarda yürürlükte ve yaygın olandan daha yüksek bir kavram taşıyordu. Çünkü yalnızca düşünme yoluyla şeylerde ve şeylere ilişkin olarak bilinenin onlarda gerçekten gerçek olan olduğunu temel alıyor, böylelikle dolaysızlıkları içinde değil ama ilkin düşüncenin biçimine yükseltilmiş olarak, düşünülen şeyler olarak gerçeklik taşıdıklarını kabul ediyordu. Bu metafizik düşünmenin ve belirlenimlerinin nesnelere yabancı bir şey olmadığını, ama tersine onların özü olduğunu, ya da şeylerin ve onları düşünmenin (dilimizin de onların bir akrabalığını anlatması gibi) kendilerinde ve kendileri için bağdaşma içinde olduklarını, içkin belirlenimleri içindeki düşüncenin ve şeylerin gerçek doğalarının bir ve aynı içerik olduğunu savundu. _Derin-düşünen Anlak, felsefeyi gasp etti. Gerçekliğin duyusal olgusallık üzerine dayandığı, düşüncelerin yalnızca düşünceler olduğu, ve bunun ilkin duyusal algının onlara içerik ve olgusallık vermesi anlamında böyle olduğu, usun kendinde ve kendi için kaldığı sürece yalnızca beynin kuruntularını ürettiği görüşünü dayatır. Usun bu kendini yadsıması üzerine gerçeklik kavramı yiter; us yalnızca öznel gerçekliği, yalnızca görüngüleri, yalnızca olgunun kendisinin doğasının karşılık düşmediği birşeyi bilmeye sınırlanır; bilme sanıya indirgenir _İçgörü, onu çelişkiye düşürenin Us olduğunu sanma gibi bir yanlış anlamaya düşer; çelişkinin tam olarak Usun, Anlağın kısıtlamalarının üzerine yükselişi ve onların çözülüşü olduğunu anlamaz. _Bilgi kendini yalnızca görüngülerin bilgisi olarak bildiği için, bunların doyumsuzluğu kabul edilir, ve gene de aynı zamanda sanki şeyleri kendilerinde olmasa da görüngü alanının içerisinde doğru olarak bilebilirmişiz, sanki orada bir bakıma yalnızca nesnelerin türü ayrıymış ve türlerden biri, kendilerinde şeyler değil ama öteki tür görüngüler bilginin alanına düşermiş gibi bir var sayımda bulunulur. Tıpkı bir insana doğru bir içgörü yükleniyormuş, ve bu gene de gerçek olanı değil ama yalnızca gerçek olmayanı görebilme gibi ek bir koşul ile veriliyormuş gibi. Bu ne denli saçma olursa olsun, gene de nesneyi kendinde olduğu gibi bilemeyen bir gerçek bilgi kadar saçma değildir. _Aşkınsal İdealizmin daha tutarlı bir yolda geliştirilmesi Eleştirel Felsefenin kalıt bıraktığı kendinde-Şey hayaletinin, tüm içerikten ayrılmış bu soyut gölgenin hiçliğini tanımış ve onu bütünüyle yok etmeyi amaçlamıştır. Bu felsefe Usun belirlenimlerini kendi içinden sergilemesine izin veren bir başlangıcı da yapmıştır. Ama bu girişimin yola çıkışındaki öznel tutum onun tamamlamasına izin vermemiştir. Daha sonra bu tutumdan ve onunla birlikte o başlangıçtan ve arı bilimin geliştirilmesinden de vazgeçilmiştir. _Bilinç, kendisinin ve nesnesinin ilk dolaysız karşıtlığından saltık bilme noktasına dek ileriye devimi içinde betimlemiştim. Bu yol bilincin nesne ile ilişkisinin tüm biçimlerinin içerisinden geçer ve Bilim Kavramını sonucu olarak alır. _Bilim Kavramının sıradan uslamlama yoluyla temellendirilmesi ya da durulaştırılması en çoğundan Kavramın, tasarımın önüne getirilmesine ve onunla tarihsel bir tanışıklığın ortaya çıkarılmasına izin verir; ama Bilimin, ya da daha tam olarak Mantığın bir tanımı tanıtlanmasını yalnızca üretilişinin o zorunluğunda bulur. _Anaxagoras: “Nous, Düşünce evrenin ilkesidir; evrenin özü Düşünce olarak belirlenecektir.” düşüncesini ilk bildiren olarak övülür. Böylelikle evrenin entellektüel bir göriişü için temeli atrnıştır ki, bu görüşün arı şekli Mantık olmalıdır. Mantıkta düşünmenin dışında kendi başına temelde yatan bir şey üzerine düşünme ile ilgilenmeyiz, ne de gerçekliğin salt ayırmaçlarını vermeleri gereken biçimler ile ilgileniriz; tersine, düşünmenin zorunlu biçimleri ve kendi belirlenimleri İçerik ve en yüksek Gerçekliğin kendisidir. ************** _Nitelik(Belirlilik)_ _Varlık, belirsiz dolaysızdır; belirliliğe karşı da belirlilikten özgürdür. Belirsiz olduğu için, niteliksiz Varlıktır. Varlığın karşısına belirli Varlık çıkar ve böylelikle Varlığın belirsizliğinin kendisi onun Niteliğini oluşturur. _Varlık_ _Varlık, Arı belirsizlik ve boşluktur. - Eğer burada sezmeden söz edilebilirse, onda sezilecek hiçbir şey yoktur; ya da salt bu arı, boş sezmenin kendisidir. Ne de onda düşünülebilecek bir şey vardır, ya da eşit ölçüde yalnızca bu boş düşünmedir. Varlık, bu belirsiz dolaysız, gerçekte Yokluktur ve Yokluktan ne daha çoğu ne de daha azıdır. Belirsiz dolaysızlığında yalnızca kendine eşittir ve başkasına karşı da eşitsiz değildir. _Yokluk_ _Yokluk, arı Yokluk; kendi ile yalın eşitliktir, tam boşluktur, belirlenimsizlik ve içeriksizliktir; kendi içinde ayrımlaşmamışlıktır. Burada sezme ya da düşünme söz konusu edilebildiği ölçüde, bir şeyin mi yoksa hiçbir şeyin mi sezildiği ya da düşünüldüğü arasında bir aynın vardır. Öyleyse hiçbir şeyi sezmenin ya da düşünmenin bir anlamı vardır; ikisi ayırt edilir, böylece Yokluk bizim sezmemizde ya da düşünmemizde vardır; ya da daha doğrusu boş sezmenin ve düşünmenin kendisidir ve arı Varlık ile aynı boş sezme ya da düşünmedir. Yokluk böylelikle arı Varlık olanla aynı belirlenim ya da daha doğrusu belirlenimsizlik ve öyleyse bütününde aynıdır. _Oluş_ _Varlığın ve Yokluğun Birliği_ _Öyleyse arı Varlık ve arı Yokluk aynıdır. Gerçeklik olan ne Varlık ne de Yokluk, ama Varlığın Yokluğa ve Yokluğun Varlığa geçmiş olmasıdır - geçmesi değil. Her birinin karşıtında yitmesidir. Gerçeklikleri öyleyse birinin ötekinde bu dolaysız yitiş devimidir: Oluş; bir devim ki, onda ikisi ayırdedilirler. _Not 1 - Varlık ve Yokluğun Sıradan Düşünmedeki Karşıtlığı_ _Yokluk genellikle Bir şey ile karşıtlık içinde alınır; ama Bir şey daha şimdiden belirli olarak vardır ki, kendini başka Bir şeyden ayırt eder; böylece Bir şeye karşıt olan Yokluk o denli de herhangi Bir şeyin Yokluğudur, belirli bir Yokluktur. _Yalın arı Varlık düşüncesi ilkin Eleatikler tarafından, ve öncelikle Parmenides tarafından Saltık olarak ve biricik Gerçeklik olarak bildirilmiş, ve ondan kalan fragmanlarda kendini ilk kez saltık soyutlaması içinde ayrımsayan düşüncenin katıksız coşkusu ile anlatılmıştır: Yalnızca Varlık vardır, ve Yokluk hiçbir biçimde yoktur. - Bilindiği gibi, Doğunun dizgelerinde, özsel olarak Budizm'de Yokluk, Boşluk saltık ilkedir. – Derin kavrayışlı Herakleitos o yalın ve tek-yanlı soyutlamanın karşısına daha yüksek bütünsel Oluş Kavramını çıkararak şöyle dedi: Varlık ancak Yokluk kadar vardır, ya da: Her şey akıştadır, ki Her şey Oluştur demektir. Halksal, özellikle Doğuya özgü özdeyişler - örneğin, Var olan her şey yitişinin tohumunu, doğuşunun kendisinde taşır, ve evrik olarak, Ölüm yeni bir yaşama giriştir - temelde Varlığın ve Yokluğun aynı birleşmesini anlatırlar. Ama bu anlatımların bir dayanağı vardır ki, geçiş onda olur. _Yokluktan Yokluk olur, Yokluk yalnızca Yokluktur'' önermesi kendine özgü önemini genel olarak Oluşa ve dolayısıyla ayrıca dünyanın Yokluktan yaratılışına karşıtlığı yoluyla taşır. ''Yokluk yalnızca Yokluktur" önermesini ileri sürenler, giderek bunu heyecanla yapanlar onunla Eleatiklerin soyut kamutanncılığını, ve olgunun özü açısından Spinoza'nın kamutanrıcılığını doğruladıklarının bilinçsizidirler. "Varlık salt Varlıktır, Yokluk salt Yokluktur" önermesini ilke alan felsefi görüş özdeşlik-dizgesi adını hak eder; bu soyut özdeşlik kamutanrıcılığın özüdür. _Eğer Varlık ve Yokluğun aynı oldukları sonucu kendi için şaşırtıcı ya da paradoksal görünüyorsa, o zaman bu burada daha öte dikkate alınmayacaktır; tersine, kendini felsefede böylesine toy gösteren ve bu bilimde sıradan bilinçte ve o sözde sağduyuda olduğundan bütünüyle başka belirlenimlerin bulunduğunu unutan o şaşkınlığa şaşırmak gerekir - bir sağduyu, bir anlama yetisi ki, kesinlikle sağlam anlama değil, ama daha çok soyutlamalara dek ve soyutlamalara duyulan inanca ya da daha doğrusu boşinanca dek eğitilmiş anlamadır. Varlık ve Yokluğun bu birliğini her örnekte, her edimsel şeyde ya da düşüncede göstermek güç olmayacaktır. Ne gökte ne de yerde hiçbir yerde her ikisini de, Varlığı olduğu gibi Yokluğu da kendi içinde kapsamayan hiçbir şey yoktur. Hiç kuşkusuz, burada herhangi bir şey, edimsel bir şey söz konusu olduğu için, bunda o belirlenimler bundan böyle Varlık ve Yokluk olarak o tam gerçeklik yoksunlukları içinde bulunmazlar, tersine, daha öte bir belirlenim içindedirler ve örneğin olumlu ve olumsuz olarak ayrımsanırlar - birincisi koyulmuş, yansımış Varlık, ikincisi koyulmuş, yansımış Yokluk olarak; ama olumlu kendi soyut temeli olarak Varlığı, olumsuz ise Yokluğu kapsar. - Böylece Tanrının kendisinde Nitelik, Etkinlik, Yaratış, Güç vb. özsel olarak olumsuzun belirlenimini kapsarlar: Bir başkasının üretilişidirler. Varlık ve Yokluğun bu birliği bundan böyle ilk gerçeklik olarak geri alınmamacasına temelde yattığı ve izleyen her şeyin öğesini oluşturduğu için, Oluş dışındaki tüm daha öte mantıksal belirlenimler, belirli-Varlık, Nitelik, genel olarak felsefenin tüm Kavramlan, bu birliğin örnekleridirler. - Ama kendine sağlam diyen sıradan insan anlağına, Varlığın ve Yokluğun ayrılamazlığını yadsıdığı düzeye dek, birini ötekinden ayrı olarak kapsayan bir örnek bulma görevi verilebilir. Bu ayrılmış olanlar yalnızca boş düşünce-şeyler, Varlık ve Yokluğun kendileridirler, ve o anlak tarafından gerçekliğe karşı, ikisinin her yerde önümüzde olan ayrılmazlıklarına karşı yeğlenen şeyler onlardır. _Mantıksal önerme durumunda sıradan bilincin içine düşeceği karışıklıklar vardır. Böyle bir karışıklığın başka birçok zemininden biri de bilincin soyut mantıksal önermeye somut Bir şeyin tasanmlannı getirmesi ve söz konusu olanın böyle somut Bir şey değil, ama yalnızca arı Varlık ve Yokluk soyutlamaları olduğunu ve yalnızca bunlara sarılmak gerektiğini unutmasıdır. _Önerme, arı Varlık ve Yokluk soyutlamalarını kapsar; uygulama ise onlardan belirli bir Varlık ve belirli bir Yokluk yapar. _Bütünün karşılıklı olarak belirleyen bağlantısı açısından metafizik şu - temelde totolojik - önermeyi ileri sürebiliyordu: Eğer tek bir zerrecik yok edilecek olsaydı, bütün evren çökerdi. Söz konusu önermeye karşı getirilen örneklerde bir şey kendi olup olmamasına karşı ilgisiz görünmez, ama Varlıktan ya da olumsuz-Varlıktan ötürü değil, onu başkası ile bir araya bağlayan içeriğinden ötürü. _Kant'ın eleştirisinde, olanaklı olan edimsel olandan daha çoğunu kapsamaz; yüz edimsel Taler yüz olanaklı Talerden en küçük bir fazlasını kapsamaz. "Ama," diye anımsatır Kant, "servet durumum söz konusu olduğunda, yüz edimsel Talerde onun salt kavramında olduğundan daha çoğu vardır. Çünkü ne edimsellikte yalnızca kavramımda analitik olarak kapsanmaz, tersine kavramıma sentetik olarak eklenir, ama kavramımın dışındaki bu Varlık yoluyla düşüncedeki bu yüz Talerin kendisi en küçük bir biçimde anmaksızın." _Varlık ve Yokluk soyutlamalarının her ikisi de belirli bir içerik kazandıklarında soyutlamalar olmaya son verirler; Varlık o zaman olgusallık, 100 Talerin belirli Varlığı, ve Yokluk olumsuzlama, 100 Talerin belirli olumsuz-Varlığıdır. _Kant'ın anlattığı gibi, böylece "Var oluşu yoluyla bir şey toplu deneyimin bağlamına girer," "bu yolla ek bir algı nesnesi daha elde ederiz, ama bu yolla o nesneye ilişkin kavramımız artmış olmaz." - Bu, açıklamamızdan ortaya çıktığı gibi, şunu demeye varır: Bir şey belirli Var oluş olduğu için, Var oluş yoluyla özsel olarak başkaları ile ve bunların arasında bir de algılayan bir özne ile bağlantı içindedir. Yüz Taler Kavramı, der Kant, algı yoluyla arttırılmaz. Kavram burada daha önce belirtildiği gibi yalıtılmış olarak tasarımlanan yüz Taler demektir. Bu yalıtılmış yolda bu yüz Taler hiç kuşkusuz görgül bir içeriktir, ama kopuk, başkaları ile hiçbir bağlantı ve başkalarına karşı hiçbir belirlilik olmaksızın; kendi ile özdeşlik biçimi onları başkası ile bağıntıdan sıyırır ve algılanıp algılanmamalanna karşı ilgisizleştirir. Ama bu sözde yüz Taler kavramı düzmece bir kavramdır; kendi ile yalın bağıntı biçimi böyle sınırlı ve sonlu bir içeriğin kendisine ait değildir; bu ona öznel anlak tarafından eklenmiş ve ödünç alınmış bir biçimdir; yüz Taler kendi ile bağıntılı bir şey değil ama başkalaşabilir ve geçici bir şeydir. _Parmenides ki, kendi tasarımını ve böylelikle ayrıca geleceğin de tasarımını arı düşünceye, genel olarak Varlığa durulaştırmış ve yükseltmiş ve böylelikle bilimin öğesini yaratmıştır. - Bilimde ilk olanın kendini tarihsel olarak da ilk olarak göstermesi gerekirdi. Ve Eleatik Biri ya da Varlığı düşüncenin bilmesinde ilk adım olarak görmeliyiz; Su ve bu türden özdeksel ilkelerin hiç kuşkusuz birer evrensel olmaları gerekir, ama özdekler olarak arı düşünceler değildirler; ve Sayı ise ilk yalın ya da kendi içinde kalıcı düşünce değil, ama kendine bütünüyle dışsal düşüncedir. _Tikel sonlu Varlıktan bütün bir soyut evrenselliği içindeki Varlık olarak Varlığa geri gönderme en ilk kuramsal istem olduğu gibi en ilk kılgısal istem olarak da görülecektir. Örneğin yüz Taler söz konusu olduğunda ona iye olmamın ya da olmamamın servet durumumda bir değişiklik yapıp yapmadığı konusunda, daha da ötesi, benim olmam ya da olmamam, başka bir şeyin olması ya da olmaması gibi noktalar üzerine gürültü patırtı kopanldığı zaman, kendimize anımsatabiliriz ki, insanın kendini duygusal tutumunda öyle bir soyut evrenselliğe yükseltmesi gerekir ki, onda gerçekte serveti ile nicel ilişkisi ne olursa olsun yüz Taler gibi bir şeyin olması ya da olmaması onun için ilgisiz bir sorun olmalıdır, tıpkı kendisinin olup olmamasının, sonlu yaşamda olup olmamasının vb. ilgisiz bir sorun olması gerektiği gibi ve bir Hıristiyan kendinde bu ilgisizliğin çok daha fazlasını bulmalıdır. _Not 2 - Varlık ve Yokluğun Birliği, Özdeştiği, Anlatımının Kusuru_66 _Sonluluk_ _Bir şey ve Başkası; ilkin birbirlerine karşı ilgisizdirler; bir Başkası da dolaysızca bir belirli-Varlık, bir Bir şeydir; Olumsuzlama böylece ikisinin de dışına düşer. Bir şey kendinde kendi başkası-için-Varlığına karşıdır. Ama belirlilik onun Kendindesine de aittir ve onun belirlinimidir ki, eşit ölçüde Yapıya geçer; bu, belirlenim ile özdeş olarak, içkin ve aynı zamanda olumsuzlanmış başkası-için-Varlığı, Bir şeyin Sınırını oluşturur ki Bir şeyin kendisinin içkin belirlenimidir ve Bir şey böylece Sonlu olandır. Belirli-Varlığın kıpıları, Nitelik ve Bir şeydir; bu nedenle eşit ölçüde olumlu belirlenimlerdir. _Bir şey ve Başkası ikisi de ilkin birer belirli-Varlık ya da Bir şeydir. İkinci olarak, her biri eşit ölçüde bir Başkasıdır. Hangisine ilk olarak ve salt bu nedenle Bir şey deneceği ilgisizdir. A da eşit ölçüde B 'nin Başkasıdır. _Bir şeyin bir Niteliği vardır ve onda yalnızca belirli değil, ama sınırlıdır; Niteliği Sınırıdır ki, onunla yüklü olarak ilkin olumlu, dingin belirli-Varlık olarak kalır. Ama bu Olumsuzlama açınır, öyle ki belirli-Varlığı ve bunun içkin Sınırı olarak Olumsuzlama arasındaki karşıtlığın kendisi Bir şeyin kendi-içinde-Varlığıdır ve bu böylelikle kendisinde yalnızca Oluştur, Bir şeyin Sonluluğunu oluşturur. _Şeylere ilişkin olarak onlann sonlu olduklannı söylerken bununla onların yalnızca bir belirlilik taşıdıklarını değil, Niteliğin yalnızca Olgusallık ve kendinde-var-olan belirlenim olduğunu değil, sonlu şeylerin salt sınırlı olduklarını değil - ki böyle olarak Sınırlarının dışında henüz belirli-Varlıkları olacaktır - ama tersine olumsuz-Varlığın onların doğası olduğunu, Varlıklarını oluşturduğunu anlanz. Sonlu olan genel olarak Bir şey gibi yalnızca değişmekle kalmaz ama yitip gider. Tersine, genel olarak sonlu şeylerin Varlıklan yitip gitmenin tohumunu kendi-içinde-Varlıklan olarak taşımaktır; doğum saatleri ölüm saatleridir. _Sonluluğun Dolaysızlığı_ _Şeylerin Sonluluğu üzerine düşünce bu hüznü kendisi ile birlikte getirir, çünkü Sonluluk doruğa itilmiş nitel olumsuzlamadır, ve böyle belirlenimin yalınlığında bundan böyle şeylere yok olma belirlenimlerinden ayn bir olumlu Varlık kalmaz. Yokluğun ve yitip gitmenin Varlığa karşı soyut karşıtlığına geri dönen Olumsuzlamanın bu nitel yalınlığından ötürü, Sonluluk anlağın en dik kafalı kategorisidir. _Geçicilikleri yalnızca kendi Başkalarında, olumlu olanda yitip gidebilir; böylece Sonlulukları onlardan ayrılır; ama bu onların değişmez, onların Başkalarına, olumlularına geçmeyen Nitelikleridir; büylece ilksiz-sonsuzdur. _Sonlu sınırlı olandır, geçici olandır. _Kesin önesürüm Sonlunun Sonsuz ile uzlaşmaz ve birleşmez olduğu, Sonlunun Sonsuza saltık olarak karşıt olduğudur. Sonsuza Varlık, saltık Varlık yüklenir; böylece ona karşı Sonlunun sıkı sıkıya onun olumsuzu olarak tutulması sürdürülür; Sonsuz ile birleşemeyerek, saltık olarak kendi yanında kalır; olumlu olandan, Sonsuzdan olumlama kazanacak, ve böylece yitip gidecektir; oysa Sonsuz ile bir birleşme olanaksız olduğu bildirilen şeydir. Eğer Sonlu olumluda yitip gitmeyecek, ama Sonu Yokluk olarak kavranacaksa, o zaman yine o ilk, soyut, kendisi çoktandır yitip gitmiş olan Yoklukta kalmış oluruz. _Gene de yalnızca Yokluk olması gereken ve aynı zamanda kendisine düşüncede, tasarımda ya da konuşmada bir var oluş yüklenen bu Yoklukta yukarıda Sonlunun durumunda belirtilmiş olan aynı çelişki yer alır, ama o ilk Yokluk durumunda yalnızca yer alırken, Sonlulukta ise kesinlikle vardır. ************** Devamı yorumda
·
619 görüntüleme
Onur okurunun profil resmi
_ÖNSÖZ_ _Aziz YARDIMLI: _Mantık Bilimi, "nesnel düşüncenin" çözümlemesidir. Logos, fiziksel olmadığı gibi tinsel de değildir. Mantık Bilimi bu düzeye dek insan düşüncesinin kendini nesnel düşünce yapma, ya da Kavramın Kavramı ile, bilincimizdeki öznel Kavramın kendinde var olan nesnel Kavram ile örtüşme çabasıdır. Gerçekte yalnızca ussal olan anlaşılır olandır. Var olmayan, oluşta olandır. Varlığın varlığı yadsıdığı zaman bütün bir görüngüsel var oluşu da kuşku ile karşılamak kaçınılmaz olur. _Bildiğimiz gibi, Hegel Tinin Görüngübilimı'ni Varlık ve Kavramın birliği olarak Saltık Bilgi ile, bu kurgul-mantıksal öğe ile sonlandırır. Bununla Mantık Bilimi yalnızca biçimsel-kavramsal olmaktan çıkar, aynı zamanda içeriksel-varlıksal da olur. _Kavram dışsal Varlıkta ona yabancı bir şey ile değil, ama kendi kendisi ile, öznel-düşünce nesnel-düşünce ile karşıtlık içindedir. Ama karşıtlık, salt doğası gereği, birliktir ve karşıtların bu birliği, bu gerçek özdeşlik Düşüncenin ve Varlığın bağdaşması olarak - ya da dilersek Kavramın Kavram ile bağdaşması olarak - 'gerçeklik = bilgi' dediğimiz şeydir, tasarımm tasarıma karşılık düşmesi olarak 'doğruluk' değil. _Hegel, düşüncesinin güdüsünü yine düşüncenin kendisinde buldu. _Düşüncenin özgürlüğünden değil köleliğinden yana davranan bu altyapıcı bakış açısı her durumda düşüncenin ancak dısarıdan, ancak şu ya da bu koşul tarafından belirlendiğini ileri sürer, kendini belirlemesini, öz-belirlenimini, özgürlüğünü değil, çünkü sözcüğün gerçek anlamında özgür düşünme gibi bir yeteneği yoktur, çünkü kendisi dışandan belirlenmekten daha iyisine yetenekli değildir. _Tüm entelektüel, etik ve estetik jingoizmin üstünde ve ötesinde, kültürde ve uygarlıktan her zaman geç kalmayı bilen Almanya, düşünceyi, duyguyu ve estetik duyarlığı yepyeni boyutlara, ve özellikle sanatta sonsuzluk boyutuna yükselten, tini bir süre için de olsa bütünüyle sınırsız entellektüel ve estetik anlatımlar için özgür bırakan yeğin bir klasik idealistik tine teslim oldu. Ve gene de insanlığın bütün bir tarihinde benzeri yalnızca Klasik Atina'da yaşanan böyle bir dönemin Hegel'in felsefesinin dışsal arka tasarı olduğunu düşünmekten çok, tersine, dönemin karakterinin kendisinin zamanın daha başka alanlardaki klasik yapıtlar ile birlikte onun felsefesi tarafından tanımlandığını düşünmek gerekir. _Doğal bilinç, insanın büyüklüğü karşısında insanın küçüklüğüne düşmeyi, özgürlüğün ürkütücü sorumluluğu karşısında köleliğin suçsuzluğuna ve çocukluğuna dönmeyi ister, ve insanı bilgisizliğe indirgeyen bir kuşkuculuğu, onu özgürlüğün yükümlülüğünden kurtaran nihilizmi, düşünmeyi öldürmeyi isteyen materyalizmi yeğler. Bu olgu, kurgu! felsefenin karşılaştığı bu yaygın direnç paradoksal olarak modern dönemin felsefeye o çok gereksindiği özgürlüğü tanımış olan eşitlikçi tininden doğar, çünkü bilimlere ve sanatlara olduğu gibi felsefeye de tüm geleneksel-kültürel bilinç biçimlerinin despotik artıkları ile ilk kez giren eğitimsiz kalabalıklar bu alanlara ilkin ancak nihilizm, pozitivizm, materyalizm, kübizm vb. gibi henüz bütünsel tinsel geriliğe anlatım veren bakış açılarını besleme yatkınlığı ile gelirler. ************** _ArkaSöz_ Aziz YARDIMLI _Hegel, Mantık Bilimi'ni Nürnberg'de müdür olarak geçirdiği yıllarda (1808-1816) yazdı. 7 Kasım 1831 tarihli Önsöz elinden çıkan son metin oldu. 14 Kasımda öldü. _Mantık Bilimi, "nesnel düşüncenin" çözümlemesidir. Logos, fiziksel olmadığı gibi tinsel de değildir. Mantık Bilimi bu düzeye dek insan düşüncesinin kendini nesnel düşünce yapma, ya da Kavramın Kavramı ile, bilincimizdeki öznel Kavramın kendinde var olan nesnel Kavram ile örtüşme çabasıdır. Bunun, yani çaba olmasının bir sonucu öznel Kavramın nesnel Logosu çözümleme girişimi olarak Mantık Bilimi'nin daha da eksiksiz olma olanağına açık olmasıdır. Bu eksiksizliğe ulaşmak öncelikle Hegel 'in kendisinin başlıca amacı oldu. Mantık Bilimi aslında bütün bir Felsefi Bilimler Ansiklapedisi'ne sürekli olarak daha nesnel, böylece daha tam ve anlaşılır bir biçim vermeye çalıştı. Gerçekte yalnızca ussal olan anlaşılır olandır. _Logos hiç kuşkusuz fiziksel-özdeksel değildir; ama tinsel de değildir. Yalnızca meta-fiziksel ya da doğa-ötesi değil, ama ayrıca meta-tinsel ya da tin-ötesidir. Logos vardır. Ama salt Varlık ne fiziksel, ne de tinseldir. Fiziksel olan ve tinsel olan, ya da uzaysal ve zamansal olan - ya da kısaca görgül olan - yalnızca var olmayan, ama, daha yüksek ve daha somut bir belirlenim ile, oluşta olandır, ontolojik değil ama Jenomenolojik denilen şeydir. _Varlığın kendisine varlığını yadsımak ancak ve ancak onu duyusal ve tinsel olana indirgemekle olanaklıdır. O zaman yalnızca varlığın değil ama bütününde evrenselin yadsınması gerekir, ve sözde 'mantıksal' pozitivizme kuramsal temelini sağlayan görgücülüğün yaptığı mantıksızlık tam olarak budur. Ve varlığın varlığı yadsıdığı zaman bütün bir görüngüsel var oluşu da kuşku ile karşılamak kaçınılmaz olur. Görgücülüğün kuşkuculukla demirlemesinin nedeni budur. _Kant bilgiyi salt öznel görüşe indirger, insanı bilgisizliğin eline ve bunun kendilerini daha sonra bir pozitivizm ve nihilizm türlülüğü olarak açındıracak olan vargılarına teslim eder. Hegel Kant'ın felsefesinin bilimin değil ama görüngübilimin önermeleriyle yüklü olduğunu söyler _Bilgi diye bir şey varsa, Hegel 'in felsefesi bu bilgiyi üretmesinde kendini dönemin gerçekten de tümü de Kant felsefesi ile koşullu olarak biçimlenen öteki girişimlerinden bastan sona ayınr. _Kant'ta ve dönemin onun yorumunu yorumlamaktan öteye geçemeyen başka felsefecilerinde kurgu düşünce en iyisinden raslantısaldır, yöntemli değil ama keyfidir. _Hegel onunla aynı kurgul tini paylaşan Schiller'in yirmi yılına patlayan aynı Kantçılık tuzağına düşmedi. _Hegel, düşüncesinin güdüsünü yine düşüncenin kendisinde buldu; düşüncenin biçimini yaratmadı, ve tüm sözde yaratıcılığı, öznelliği, özgünlüğü, kişiselliği onlara bağlı tüm görelilik ve kültürellik ile birlikte bir yana bıraktı. "Nesnel düşünce"nin Hegel olarak onun düşüncesinde ulaştığı açınım için öyle fenomenolojik, hermetik ya da giderek romantik kökenler aramak ve bulmak "nesnel düşünce" karşısında kaba öznelliğini yenmeyi başaramayan doğal bilincin yapabileceği en iyi şeydir. _Hiç kuşkusuz Hegel içinde yaşadığı dönemin öneminin ve anlamının bilincinde idi. _Mantık Bilimi geçici bir dönemin verimsiz felsefi denemelerini düzeltip toparlama gibi gereksiz bir işlevin ötesinde, Aristoteles'in Organon unun bütünsel bir yeniden-toparlanışıdır ve bu analitik "felsefe"de yaşanan sözde Aristoteles rönesansından bütünüyle başka bir tinde, belki de başka herkesten çok Aristoteles'in kendisinin muazzam katkıları ile büyüttüğü kurgul tinde yerine getirilir: Eğer Mantık Aristoteles'ten bu yana hiçbir değişime uğramamışsa, çıkarılacak vargı hiç kuşkusuz özellikle bütünsel bir yeniden toparlama gereksiniminde olduğundandır.. _Tinin Görüngübilimi, görüngünün bilimidir, gerçek olanın değil, yanlış olanın, var olmayanın ama oluşta olanın çözümlemesidir. Yüz yıldır Mantık Bilimi'nin düşünce için, dil için, bilimler için saltık önemini anlamayan sözde felsefi bilincin Tinin Giirüngübilimi ile onu da anlayamayan bu uzun süreli dışlayıcı ve kör ilişkisi kökenini kendisinin Görüngübilim'in nesneleri ile akrabalığında, kendisinin fenomenolojik olmasında bulur. **************** **************** _Önsöz – Hegel_ Nürnberg,1812 (Nesnel Mantık) *_Bilgi için deneyim nasıl birincil ise, kamusal ve kişisel yaşamda beceri için de genel olarak uygulama ve pratik kültür, özsel yanlardır; yalnızca onlar gereklidir ve kuramsal içgörü ise giderek zararlıdır. – Böylece bilim ve sıradan insan-anlağı Metafiziği yıkmak için işbirliği yaparken, kültürlü ama Metafiziksiz bir ulus gibi tuhaf bir görünüm ortaya çıktı - tıpkı başka bakımlardan eksiksiz olarak süslenmesine karşın kutsalların kutsalından yoksun bir tapınak gibi. *_Bir çok alanda olduğu gibi bilimsel alanda da evrensel değişimin göz ardı edilmesi, aşamalı olarak sona ermeye başlamaktadır. Yeni düşünceler, onlara karşı olanlar tarafından bile öğrenilip özümsenmektedir, ve bunlar o düşüncelerin kaynak ve ilkeleri konusunda gürültü patırtı çıkarmayı ve onlara karşı çıkmayı sürdürseler de, sonuçlarına katlanmakta ve etkilerine karşı direnmede başarısız olmaktadırlar; sürekli olarak önemsizleşen olumsuz tutumlarına olumlu bir anlam ve bir içerik verebilmenin biricik yolu, yeni düşünme kipleri ile geçinmektir. _Yeni bir yaratıcılık sürecini başlatan mayalanma zamanı tamamlanmış görünmektedir. İlk görüngüsünde böyle bir yaratı genellikle önceki ilkenin yerleşik dizgeselleştirilmesine karşı fanatik bir düşmanlık gösterir; bir yandan kendini tikelin genişlemesinde yitirme gibi bir korku içinde iken, öte yandan bilimsel gelişimin gerektirdiği emekten kaçınır ve böyle bir şey için gereksinim içinde ilkin boş bir biçimselciliğe sarılır. _Bilimin nesnesi ve biçimi için bugüne dek başka bakımlardan ne yapılmış olursa olsun, asıl Metafiziği ya da Arı Kurgul Felsefeyi oluşturan Mantık Bilimi şimdiye dek çok fazla göz ardı edilmiştir. *_İleri sürüyorum ki, felsefe ancak bu kendini yapılaştıran yolda nesnel, tanıtlanmış bilim olmaya yeteneklidir. Felsefe, eğer bilim olacaksa, başka bir yerde belirttiğim gibi, yöntemini matematik gibi alt güdümlü bir bilimden ödünç alamaz, tıpkı iç sezginin kesin inanç alanı ile doyum bulamayacak ya da dışsal derin-düşüncenin zeminlerine dayalı uslamlamalardan yararlanamayacak olması gibi. Tersine, kendini bilimsel bilgide devindiren yalnızca içeriğin doğası olabilir, çunkü aynı zamanda içeriğin bu kendi yansımasıdır ki belirlımimini ilkin kendisi koyar ve üretir. *_Bilinç somut olarak Tindir, ve dahası dışsallığa yakalanmış bilmedir; ama bu nesnenin daha ileri devimi, tıpkı tüm doğal ve tinsel yaşamın gelişimi gibi, Mantığın İçeriğini oluşturan arı özsellikferin doğası üzerine dayanır. Kendini kendi yolunda dolaysızlığından ve dışsal somutlaşmasından kurtaran görüngüsel Tin olarak bilinç, arı bilme olur ki, o an özselliklerin kendilerini kendilerinde ve kendileri için oldukları gibi kendine nesne alır. Onlar arı düşünceler, kendi özünü düşünen Tindir. Öz-devimleri tinsel yaşamlarıdır ve onlar yoluyladır ki bilim kendini oluşturur ve kendisi yalnızca onların açımlamasıdır. Bununla Tinin Görüngübilimi adını verdiğim bilimin Mantık ile ilişkisi de belirtilmiştir. _Felsefi düşünme yolunda Metafizik adı verilen şeyin deyim yerindeyse kökleri ve dalları koparılmış ve bilimlerin arasından yitmiştir ama mantıkta bir değişim olmamıştır. Bir zamanların varlık biliminin ya da tanrı biliminin sesleri şimdi nerede duyulabilir? Tanrının var oluşu üzerine daha önceki tanıtlamalardan bile yalnızca tarihsel olarak ya da ahlaksal ve duygusal yükselme amacıyla söz edilir olmuştur. İşin gerçeği bundan böyle önceki Metafiziğin bir yandan içeriği üzerine, öte yandan biçimi üzerine, ya da her ikisi üzerine de ilginin yitmiş olduğudur. _Kant felsefesinin dışrak(açık) öğretisi – anlağın, deneyimin ötesine geçmemesi gerektiği, yoksa bilgi yetisinin kendi başına kuruntulardan başka bir şey doğuramayan kuramsal usa dönüşeceği kanısı - kurgul düşüncenin yadsınmasını bilimin kendisi adına aklamaya yönelik bir girişimdi. Bu popüler öğreti modern eğitbilimden gelen şu çığlık ile desteklendi: Zamanın zorunluğu, bakışların dolaysız gereksinime çevrilmesini ister, ve bilgi için deneyim nasıl birincil ise, kamusal ve kişisel yaşamda beceri için de genel olarak uygulama ve pratik kültür özsel yanlardır, yalnızca onlar gereklidir, ve kuramsal içgörü ise giderek zararlıdır. – Böylece bilim ve sıradan insan-anlağı Metafiziği yıkmak için işbirliği yaparken, kültürlü ama Metafiziksiz bir ulus gibi tuhaf bir görünüm ortaya çıktı - tıpkı başka bakımlardan eksiksiz olarak süslenmesine karşın kutsalların kutsalından yoksun bir tapınak gibi. Eski zamanlarda kurgul gizemlerin ve ne yazık ki bağımlı bir Metafiziğin koruyucusu olan Tanrı bilim duygular karşısında, pratik ve popüler olan karşısında ve bilgince bir tarihçilik karşısında bu bilimden vaz geçmişti. _Değişikliğe uygun olarak, halkları tarafından kurban edilen ve ilksiz-sonsuz üzerine düşünmeyi ve yalnızca onun hizmetindeki bir yaşamı - herhangi bir yarar uğruna değil ama kutluluk uğruna yaşanan bir yaşamı – sürdürme gibi bir amaçla dünyadan çekilen o yalnız ruhlar da yitmiştir. Böylece, bu karanlığın ve kendi içine dönmüş tinin kendi ile bu renksiz uğraşının dağılıp yitişinden sonra, var oluş çiçeklerin parlak dünyasına dönüşmüş gibi gôründü - ve, bilindiği gibi, hiçbir siyah çiçek yoktur. _Mantık için işler Metafizik için olduğu kadar kötü gitmedi. Mantığın yararlığının ve böylece amacının sanki insan onunla düşünmeyi öğreniyormus gibi görülmesi - bir bakıma sanki insan ancak anatomi ve fizyoloji çalıştıktan sonra sindirim yapmayı ve yürümeyi öğrenirmiş gibi, bu önyargı çoktandır yitmiştir. _Mantığın şekli ve içeriği aynı kalmıştır; üstelik bu aktarmalar sürecinde içeriğin sürekli olarak sulandırılmış ve hafiflemiş olmasına karşın; edimsel yaşamda olduğundan daha az olmamak üzere bilimlerde de doğmuş olan yeni tinin henüz Mantıkta hiçbir izi yoktur. Ama tinin tözsel biçimi kendini bir kez yeniden şekillendirdikten sonra, önceki kültürün biçimlerini saklama isteği bütünüyle boşa çıkar; bunlar daha şimdiden köklerinde yaratılan tomurcuklar tarafından yerlerinden itilen solmuş yapraklar gibidir. _Bu bilime bir kez daha başından başlamanın zorunluğu, konunun kendisinin doğası, ve onu yeniden kurmak için yararlı olabilecek ön çalışmaların eksikliği hak tanır yargıçlar tarafından dikkate alınabilir. _Anlak belirler ve belirlenimlere sarılır; Us olumsuz ve eytişimseldir, çünkü Anlağın belirlenimlerini hiçliğe çözer; olumludur, çünkü evrenseli üretir ve onda tikeli kavrar. Tıpkı Anlağın genel olarak Ustan ayrı bir şey olarak alınması gibi, genellikle eytişimsel Us da olumlu Ustan ayrı bir şey olarak alınır. Ama gerçekliği içindeki Us Tindir ki, her ikisinden de, anlayan Ustan olduğu gibi uslamlama yapan Anlaktan da daha yüksektir. O olumsuz olandır, eytişimsel Usun olduğu gibi Anlağın da niteliğini oluşturandır; yalın olanı olumsuzlar, böylece Anlağın belirli ayrımını koyar; onu da benzer olarak çözer ve böylece eytişimseldir. _Mantığın bu birinci cildi Birinci Kitap olarak Varlık Öğretisini kapsar; şimdiden baskıya verilen ikinci kitap birinci cildin ikinci alt bölümü olarak Öz Öğretisini kapsar; ve ikinci cilt ise Öznel Mantığı ya da Kavram Öğretisini kapsayacaktır. *** _İkinci Yayıma Önsöz - Hegel_ Berlin-1831 *_Hiç kuşkusuz yabancı dillerden kimi sözcüklerin ödünç alınması gerekse de, bunlar kullanım yoluyla daha şimdiden felsefenin ülkesinde yurttaşlık haklarını kazanmıştır, ve belirleyici olanın, olgunun kendisi olduğu yerde duygusal bir arılaştırmacılık en yersiz şey olacaktır. *_Kültürün ilerlemesi, adım adım daha da yüksek düşünce ilişkilerini gün ışığına çıkarıp daha biıyük evrenselliğe yükseltir. *_(Tanıdık olan tanıdık olduğu için bilinen değildir. Tinin Görüngübilimi ) Mantıksal nesneler ve anlatımları kültürde evrensel olarak tanıdık olsalar bile, başka bir yerde söylendiği gibi, tanıdık olan bu nedenle bilinen değildir; ve tanıdık olan ile uğraşmak zorunda kalmak giderek dayançsızlık bile yaratabilir, ve her yerde kullandığımız, konuşuları her tümcede dile getirdiğimiz düşünce-belirlenimlerinden daha tanıdık ne olabilir? Bilmenin bu tanıdık olanın ötesine ilerleyiş süreci üzerine, bilimsel düşünmenin bu doğal düşünme ile ilişkisi üzerine evrensel kıpıların belirtilmesi bu Önsözün konusu olmalıdır. Bu kadarı, daha önce Girişte kapsananlar ile birlikte, bir bilim durumunda asıl sorun olarak onun kendisinin verilmesinden önce istenen türde genel bir düşünce verebilmek için, mantıksal bilmenin anlamını ortaya koyabilmek için yeterli olacaktır. *_Tasarımlama olmaksızın hiçbir insan isteği ya da istemesi yoktur. *_İlk olarak düşünce biçimlerinin, içine batmış oldukları gereçten kurtarılmaları gerekmektedir. Bu onlar üzerine bilginin başlangıcını verir. _Aristoteles : "Yaşam rahatlıkları ve ilişkileri açısından hemen hemen zorunlu her şeyin sağlanmasından sonradır ki insanlar felsefi bilgi ile uğraşmaya başladılar." "Mısır'da, matematik bilimi erken gelişmiş, çünkü orada rahipler sınıfı erken bir dönemde boş zamandan yararlanabilecek bir duruma gelmiştir.” _Gerçekte arı düşünceler ile uğraşma gereksinimi insan tininin daha şimdiden uzun bir yolu arkada bırakmış olmasını gerektirir; bu gereksinim, denebilir ki, zorunluğun daha şimdiden doyurulmuş gereksinimlerine, insan tininin erişmiş olması gereken gereksinimsizliğe gereksinimdir. _Aristoteles : "Birçok bakımdan insanın doğası Bağımlıdır ama bir kullanım uğruna araştırılmayan bu bilim kendinde ve kendi için özgür olan biricik bilim, mantık bilimidir.” _Kendine gelen ve salt kendi içinde var olan düşünmenin dingin uzaylarında, ulusların ve bireylerin yaşamlarını devindiren çıkarlar suskunlaşır. _Kendimizi bir duyguya, bir ereğe, bir çıkara teslim ettiğimiz ve onda sınırladığımız ve özgür olmadığımızı duyumsadığımız zaman, kendimizi oradan çıkarıp içine geri çekilebileceğimiz ve özgürlüğe geri dönebileceğimiz yer bu öz-pekinlik alanı, arı soyutlamanın, düşünmenin yeridir. _Tini dirilten ve onda devinen ve etkin olan bu mantıksal doğayı bilince getirmektir. _İçgüdüsel etkinliği anlıksal ve özgür etkinlikten ayırt eden şey, genel olarak bu ikincinin bilinçli olarak yerine getirilmesidir. _Tine edimsellik sağlayan Kategorileri arılaştırmak ve böylelikle onlarda Tini özgürlüğe ve gerçekliğe yükseltmek - bu öyleyse en yüksek mantıksal uğraştır. _Bilim, gerçek bilginin koşulu olarak yüksek bir değer taşır. _Arılaştırılmamış ve dolayısıyla özgür-olmayan düşünceye tutsak olduğunun bilinçsizliği… _Gerçekte anlak, gerçeklik nasıl belirlenirse belirlensin daha yüksek gerçeklik için, örneğin dinsel gerçeklik için kullanışsız oldukları, ve genel olarak gerçekliği değil ama bilgilerin bir doğruluğunu ilgilendirdikleri konusunda doğru bilinci saptamıştır. _Kavram genelde düşünce olarak, evrensel olarak, çoğullukları içinde belirsiz sezginin ve tasarımın önünde yüzen şeylerin tekilliği karşısında ölçüsüz bir kısaltmadır; ama öte yandan bir Kavram kendinde ilk olarak genelde Kavramdır. _Mantık Biliminin dışında bırakılması gereken en son şey Logostur. Bu nedenle bu bilimin içerisine alınması ya da ondan atılması salt keyfi bir sorun olmamalıdır. Mantık Bilimi genel olarak anlığımıza içgüdüsel ve bilinçsiz olarak yayılan ve dilde kendilerini gösterdikleri zaman bile nesnelleştirilmeyip gözden kaçırılan düşünce-belirlenimlerini ele alırken, ayrıca derin-düşünme tarafından ayıklanan ve onun tarafından öznel, gerece ve içeriğe dışsal Biçimler olarak saptanan düşünce-belirlenimlerinin de bir yeniden yapılandırılması olacaktır. _Düşünmenin bilimi, matematiği bile aşmalıdır; çünkü hiçbir nesne kendisinde bu özgürlüğü ve bağımsızlığı taşımaz. Kendinde ve kendi için hiçbir nesnenin açımlaması böylesine sağın olarak içkin bir plastikliğe kendi zorunluğu içindeki düşünmenin gelişimi denli yetenekli değildir. Olgunun doğasına göre ancak olumsuzlayıcı derin-düşünceler kabul edilebilecektir. Plastik bir söylem kabul etmede ve anlamada da plastik bir tutumu ister. Platon 'un yazılarındaki dinleyiciler gibi sessiz plastik gençler ve yetişkinler modern bir diyalogda yer alamazlar. Tersine, kendilerine görüşlerinin ve karşı çıkışlarının birer varsayım olan ve kullanılmadan önce kendileri eleştiriye gereksinen kategoriler kapsadığını gösterecek yalın bir gözlemi bile yapamayan karşıtlar tarafından çok sık ve çok sert saldınlara uğradım. Bu konudaki bilinçsizlik inanılmayacak boyutlara vanr; gösterilen yanlış anlama öylesine temeldendir ki, irdelenen bir kategori durumunda bu kategorinin kendisini değil ama başka birşeyi düşünecek denli kötü, eğitimsiz tutumdan doğar. Bu bilinçsizlik her şeyden çok mantığın ilk Kavranılan ya da ilkeleri olan Varlık, Yokluk ve Oluş üzerine karşı çıkış ve saldınlann büyük çoğunluğunda açıktır. _İlk yayımdaki işlenişinin kendisinde taşıdığı eksikliğin de bütünüyle bilincindeyim; okurun hoşgörüsüne sığınmak için yeterince nedenimin olduğuna inanıyorum. _Düşünce biçimleri ilkin insan dilinde sergilenir ve saklanır; İnsan için içsel bir tasarıma dönüşen tüm şeylerin içerisine dil yayılmıştır, ve insanın dile dönüştürdüğü ve onda anlattığı her şey bir Kategori kapsar; bu insanın kendine özgü doğasıdır. _Mantıksal olan hiç kuşkusuz doğaüstü olandır ki, insanın doğa ile her ilişkisinin içine yayılır ve onu salt biçimsel bile olsa genel olarak insansal bir şeye, tasarımlara ve ereklere dönüştürür. _Bir dil eğer mantıksal anlatımlarında varsıl ise, bu bir dilin üstünlüğüdür. Çin dilinin gelişiminde bu evreye ulaşmamıştır. Alman dilinin bu noktada başka modern diller karşısında birçok üstünlüğü vardır; giderek sözcüklerinden kimileri yalnızca değişik değil ama karşıt anlamlar taşıma gibi bir özgünlük bile gösterir, öyle ki onda dilin kurgul tinini tanımamak olanaksızdır; böyle sözcüklerle karşılaşmak ve sözlükte karşıt anlamlar taşıyan bir sözcükte karşıtların birliğinin safça sergilendiğini bulmak düşünce için sevindirici olabilir, gerçi kurgu! düşüncenin bu sonucu anlağa saçma gelse de. Felsefe buna göre hiçbir özel terminolojiye gereksinmez. _Genel olarak felsefi düşünce henüz somut nesneler; Tanrı, Doğa, Tin ile ilgilenmeyi sürdürmektedir; ama Mantık bunlarla yalnızca kendileri için eksiksiz soyutlamaları içinde ilgilenir. Bu nedenle genellikle ilkin gençlerin öğretiminde bu Mantığa bir yer ayrılır, çünkü gençlik henüz somut yaşamın çıkartan ile ilgilenmez ve onlar açısından rahatlık ve boş zaman içinde yaşar; Aristoteles'in yukanda değinilen düşüncesine aykırı olarak Mantık Bilimi bu araçlar arasında sayılır; onunla uğraş bir ön çalışmadır, yeri okuldur, ve yaşamın ciddiliğinin ve gerçek erekler uğruna etkinliğin ilkin onun arkasından gelmesi gerekir. _Yaşamda kategoriler kullanılır. Öte yandan, kategoriler nesnel ilişkilerin daha yakından belirlenmesine ve bulunmasına hizmet eder, ama buraya karışan düşüncenin içerik ve ereği, doğruluk ve gerçekliği bütünüyle bulunan şeyin kendisine bağımlı kılınır ve düşünce-belirlenimlerine içeriği belirlemede kendileri için hiçbir etkinlik yüklenmez. _Duyumlarımız, itkilerimiz(güdü), ilgilerimiz açısından onların bize hizmet etmelerinden söz etmeyiz; tersine, bağımsız kuvvetler ve güçler olarak geçerlidirler, öyle ki şöyle ya da böyle duyumsamanın, şunu ya da bunu istemenin, ilgimizi ona yöneltmenin kendisi 'biz' olan şeydir. Ama yine belki de duygularımız, itkilerimiz, tutkulanmız, ilgilerimiz ve hiç kuşkusuz alışkanlıklarımız durumunda onlara iye(kendinde şey) olduğumuzun, ve üstelik onlarla içsel birliğimizden ötürü bize birer araç olarak hizmet ettiklerinin bilincinde olmaktan çok, tersine bizim kendimizin onların hizmetinde olduğumuzun bilincindeyizdir. Kendimizi bu tikelliklere yakalanmış, egemenlikleri altına düşmüş görürüz. Buna göre ister salt kuramsal olsunlar, isterse duyuma, itkiye, istence ait bir gereç kapsıyor olsunlar, tüm tasanmlanmızın içerisine yayılan düşünce biçimlerinin bize hizmet ettiklerini, onlann bize değil ama bizim onlara iye olduğumuzu düşünebilmek çok daha güçtür; Kendimizi bir duyguya, bir ereğe, bir çıkara teslim ettiğimiz ve onda sınırladığımız ve özgür olmadığımızı duyumsadığımız zaman, kendimizi oradan çıkarıp içine geri çekilebileceğimiz ve özgürlüğe geri dönebileceğimiz yer bu öz-pekinlik alanı, arı soyutlamanın, düşünmenin yeridir. Ya da benzer olarak, şeylerden söz etmek istediğimiz zaman, doğalarını ya da özlerini onların Kavramları olarak adlandırırız, ve bu salt düşünme için vardır; ama şeylerin kavramları söz konusu olduğunda, onlara egemen olduğumuz ya da düşünce-belirlenimlerinin - ki o şeyler bu belirlenimlerin birer karmaşasıdır - bize hizmet ettikleri ise hiç söylenemez; tersine, düşüncemiz kendini onlara sınırlamalı, ve özencimiz ya da özgürlüğümüz onları kendine uydurmayı istememelidir. Öyleyse, öznel düşünme ediminin bizim en asıl, en içsel etkinliğimiz olması ve şeylerin nesnel kavramlarının olgunun kendisini oluşturması ölçüsünde, o edimin dışına çıkamayız ve üzerinde duramayız, tıpkı şeylerin doğasının ötesine de geçemeyeceğimiz gibi. Ama gene de bu son belirlenimi göz ardı edebiliriz; belli bir düzeye dek birincisi ile çakışır, çünkü düşüncelerimizin olgu ile bir bağıntısını verir, ama bu yalnızca boş bir şeydir, çünkü onunla olgu kavramlarımız için bir kural olarak alınmış olur, oysa tam bu olgu bizim için ona ilişkin kavramlarımızdan başka bir şey olamaz. Eleştirel Felsefe bu üç terimin ilişkisini öyle bir yolda anlar ki, biz düşünceleri kendimiz ve olgular arasına birer aracı olarak yerleştirir ve bunu bu aracın bizi olgular ile bir araya bağlamak yerine, tersine onlardan dışlayacağı bir yolda yaparız; oysa bu görüşe yalın bir gözlem ile karşı çıkılabilir ve tam bu bizim ötemizde ve kendileri ile bağıntılı düşüncelerin ötesinde öteki uçta durması gereken olguların kendilerinin düşünce-şeyler olduklarını, bütünüyle belirsiz olarak yalnızca birer düşünce-şey olduklarını, boş soyutlamanın sözde kendinde şeyi olduklarını söyleyebiliriz. _Tüm tasarım, erek, ilgi ve eylemlerimizin içerisinde işleyen düşünme etkinliği, söylendiği gibi, bilinçsizce iş başındadır (doğal mantık); bilincimizin önüne aldığı şey içeriktir, tasarımların nesneleridir, ilgiyi dolduran şeylerdir; bu ilişkiye göre düşünce-belirlenimleri biçimler olarak geçerlidir ki, yalnızca içeriğin üzerine eklenirler, içeriğin kendisi değildirler. _Her bir bireysel insan sonsuz ölçüde kendine özgü olmasına karşın tüm özgünlüğünün birincil olarak insan olmada, her bir tekil hayvan birincil olarak hayvan olmada buluyorsa, o zaman bu temel uzaklaştırılınca, birey başka yüklemler ile ne denli varsıl olarak donatılmış olursa olsun, o öğeye de tıpkı başkaları gibi bir yüklem denebilse bile, böyle bir bireyin ne olacağını söylemek olanaksızlaşır. Vazgeçilemez temel, kavram, evrensel ki düşüncenin kendisidir; yalnızca bir içeriğe eklenmiş ilgisiz bir biçim olarak görülemez. Daha derin temel kendi için ruh ya da arı Kavramdır ki, nesnelerin en içi, onların kendilerinin olduğu gibi giderek öznel olarak düşünülmelerinin de yalın yürek vuruşudur. Tini dirilten ve onda devinen ve etkin olan bu mantıksal doğayı bilince getirmek – görev budur. _İçgüdüsel etkinliği anlıksal ve özgür etkinlikten ayırt eden şey, genel olarak bu ikincinin bilinçli olarak yerine getirilmesidir; anlığı devindiren şeyin içeriği özne ile dolaysız birliğin dışına çıkarılıp nesnellik olarak onun önüne getirildiği zaman daha önce düşünmenin içgüdüsel etkinliğinde kategorilerinin bağlarına yakalanmış ve sonsuz türlülüğü içindeki gerece dağılmış olan Tinin özgürlüğü başlar. _Tinin doğası için en önemli nokta yalnızca kendinde ne olduğunun edimsel olarak ne olduğu ile ilişkisi değil, ama kendini ne olarak bildiğinin edimsel olarak ne olduğu ile ilişkisidir; Tin özsel olarak bilinç olduğu için, bu kendini-bilme edimselliğinin temel belirlenimidir. Salt içgüdüsel kipte itkiler olarak etkin olan ve bilince ilkin tekilleşerek ve dolayısıyla başkalaşabilir ve birbirleri ile karışmış olarak giren, ama bu nedenle Tine tekilleşmiş ve güvenilmez bir edimsellik sağlayan bu kategorileri arılaştırmak ve böylelikle onlarda Tini özgürlüğe ve gerçekliğe yükseltmek - bu öyleyse en yüksek mantıksal uğraştır. _Bilimin hem kendi için hem de gerçek bilginin koşulu olarak yüksek bir değer taşıdığı önceden kabul edilen başlangıcı olarak belirttiğimiz şey, Kavramların ve genelde Kavram kıpılarının, düşünce-belirlenimlerinin ilkin gereçten ayrı ve yalnızca ona eklenmiş biçimler olarak ele alınması - bu yaklaşım hemen mantığın konusu ve ereği olarak verilen gerçeklik için baştan sona yetersiz olduğunu gösterir. Çünkü böyle salt içerikten ayrı biçimler olarak görüldüklerinde, onları sonlu olarak damgalayan ve kendi içinde sonsuz olan gerçekliği anlamaya yeteneksiz kılan bir belirlenim içinde duruyor olarak kabul edilirler. _Salt biçimsel kategorilerin kısırlığı karşısında sağlam sağduyunun içgüdüsü sonunda öylesine güçlü olduğu duygusuna kapılmıştır ki, bir küçümseme tutumuna girerek onlarla tanışıklığı okul mantığının ve okul metafiziğin alanına terk etmiştir. _Arılaştırılmamış ve dolayısıyla özgür-olmayan düşünceye tutsak olduğunun bilinçsizliği içindedir. Böyle biçimlerin yalın temel-belirlenimi ya da ortak biçim-belirlenimi özdeşliktir ki, bu 'toplama' mantığında özdeşlik yasası olarak, A = A olarak, çelişki ilkesi olarak ileri sürülür. Sağlıklı us böyle gerçeklik yasalarını elinde tutan ve henüz onların peşinden giden okul için saygısını öylesine yitirmiştir ki, onunla ve yasaları ile alay eder ve böyle yasalara göre "Bitki bir - bitkidir," "Bilim - bilimdir" vb. gibi doğru bildirimlerde bulunabilen birini dayanılmaz bulur. _Gerçekte anlak, gerçeklik nasıl belirlenirse belirlensin daha yüksek gerçeklik için, örneğin dinsel gerçeklik için kullanışsız oldukları, ve genel olarak gerçekliği değil ama bilgilerin bir doğruluğunu ilgilendirdikleri konusunda doğru bilinci saptamıştır. Düşünmeyi, gerçekliği bir yana atarak irdeleyen bu yolun eksikliği ancak düşünsel irdelemeye yalnızca genellikle dışsal biçime ait sayılan şeyin değil ama içeriğin de getirilmesi ile giderebilir. Çok geçmeden açığa çıkar ki, sıradan derin-düşünmede ilkin İçerik olarak Biçimden ayrılmış olan şeyin gerçekte Biçimsiz, kendi içinde belirlenimsiz olmaması gerekir - yoksa salt boş bir şey, bir kendinde-şey soyutlaması olacaktır -, tersine, İçeriğin kendisinde Biçimi taşır, aslında ancak Biçim yoluyla bir dirilik ve iç değer kazanır ve yalnızca bir İçerik görünüşüne olduğu gibi böylelikle bu görünüşe dışsal bir şeyin görünüşüne dönüşen de Biçimin kendisidir. İçeriğin mantıksal irdelemeye bu getirilişi ile nesne olan bundan böyle şeyler değil ama asıl olgu, şeylerin Kavramıdır. _Kavram genelde düşünce olarak, evrensel olarak, çoğullukları içinde belirsiz sezginin ve tasarımın önünde yüzen şeylerin tekilliği karşısında ölçüsüz bir kısaltmadır; ama öte yandan bir Kavram kendinde ilk olarak genelde Kavramdır, ve bu yalnızca birdir ve tözsel temeldir; ama ikinci olarak hiç kuşkusuz belirli bir Kavramdır ki, ondaki bu belirlilik İçerik olarak görünen şeydir. Kavram duyusal olarak sezilmez ya da tasarımlanmaz; yalnızca düşünmenin nesnesi, ürünü ve içeriği ve kendinde ve kendi için var olan olgu, var olanın Logosu, Usu, şey adını taşıyanın gerçekliğidir. _Didaktik bir tavırda - başka bir sözcük bulamıyorum - bir aptallık yatar; ama olgu açısından, bir yandan bu tür önermeleri yalnızca var saymak ve dosdoğru kabul etmek aklanamaz bir şey iken, öte yandan daha da çoğunu, öyle bir bilgisizliği ele verir ki, bu böyle sonsuzluk olmaksızın bir sonlunun gerçek bir şey olup olmadığı, yine böyle soyut sonsuzluğun, dahası biçimsiz bir içeriğin ve içeriksiz bir biçimin, ya da hiçbir dışı olmayan bir içi ve içeriksiz bir dışsallığın vb. gerçek bir şey ya da edimsel bir şey olup olmadığı gibi sorulan yoklamanın tam olarak mantıksal düşünmenin gereksinimi ve işi olduğu olgusunu bile ayrımsayamaz. - Ama düşünmenin ona plastik bir tavır kazandıran ve raslantısal gözlemlerin dayançsızlığının üstesinden gelmesini sağlayan bu eğitim ve disiplini yalnızca daha ileri giderek, çalışarak ve bütün açınımı üreterek sağlanabilir _Görevin büyüklüğü göz önüne alındığında, dışsal bir zorunluğun belirlediği koşullar altında, zamanın ilgilerinin büyüklük ve çok-yanlılıklarının kaçınılmaz oyalamaları altında, giderek günlerin gürültülü şamatasının ve kendini o ilgilere sınırlamakla gururlanan bir kibrin sağır edici gevezeliğinin yalnızca düşünceye dayalı bilginin izin verdiği tutkusuz dinginliğe katılacak bir yer bırakıp bırakmadığı kuşkusu altında, yazar başarılabilecek olanla yetinmek zorunda kalmıştır. ************* *************
Onur okurunun profil resmi
_Sonsuzluk_ _Sonsuz, Saltığın yeni bir tanımı olarak görülebilir; belirlenimsiz kendi-ile-bağıntı olarak Varlık ve Oluş olarak koyulur. Belirli-Varlığın biçimleri, Saltığın tanımları olarak görülebilecek belirlenimler dizisinin dışına düşerler, çünkü o alanın biçimleri kendileri için dolaysızca yalnızca belirlilikler olarak, genelde sonlu olarak koyulurlar. Ama Sonsuz kendinde saltık olarak kabul edilir, çünkü açıkça Sonlunun olumsuzlanması olarak belirlidir ve böylelikle Sonsuzda engellenmişlik ile bağıntı belirtik olarak bulunur. Sonsuz henüz gerçekte engellenmişlikten ve Sonluluktan kurtulmuş değildir; başlıca sorun Sonsuzluğun gerçek Kavramını kötü sonsuzluktan, Usun Sonsuzunu anlağın sonsuzundan ayırt etmektir; gene de bu sonuncusu sonlulaştırılmış Sonsuzdur ve tam olarak Sonsuzu Sonludan arı ve uzak tutma girişiminin kendisinde onun yalnızca sonlulaştırıldığı görülecektir. _Sonsuz, yalın belirleniminde Sonlunun olumsuzlanması olarak olumludur; ama böylece Sonlu ile almaşık belirlenim içindedir ve soyut, tek-yanlı Sonsuzdur; bu Sonsuzun tıpkı Sonlu gibi tek bir süreç olarak kendini ortadan kaldırması - bu gerçek Sonsuzdur. _Genel Olarak Sonsuz_ _Sonsuz, olumsuzlamanın olumsuzlaması, olumlama, kendini engellenmişlikten yeniden kurmuş olan Varlıktır. Sonsuz vardır, ve ilk dolaysız Varlıktan daha yeğin anlamda vardır; gerçek Varlıktır, engelin üzerine yükseliştir. Anlık ışıldamaya başlar, onda tin yalnızca soyut olarak kendi ile birlikte kalmaz, ama kendini kendisine, düşüncesinin, evrenselliğinin, özgürlüğünün ışığına yükseltir. Sonsuzun Kavramı için ortaya ilk olarak çıkan şey belirli-Varlığın kendinde-Varlığında kendini sonlu olarak belirlemesi ve engelin ötesine geçmesidir. Sonlunun doğasının kendisi, kendi ötesine geçmek, olumsuzlamasını olumsuzlamak ve sonsuz olmaktır. Sonsuz böylelikle Sonlunun üzerinde kendi için hazır bir şey olarak durmaz, öyle ki Sonlu onun dışında ya da altında kalıcılığını taşısın ve sürdürsün. Ne de yalnızca öznel bir us olarak bizim Sonlunun ötesine Sonsuza geçmemiz söz konusudur. Örneğin Sonsuzun us-kavramı olduğu ve us yoluyla zamansalın üzerine yükseldiğimiz söylendiği zaman bunun ona dışsal kalan o yükselme ile hiçbir ilgisi olmayan Sonlunun ondan herhangi bir zarar görmeden yer alması gibi. Ama Sonlunun kendisinin Sonsuza yükseltildiği düzeye dek, bunu ona yapan hiçbir biçimde ona yabancı bir güç değildir; tersine, engel olarak - hem genelde engel hem de Gerek biçimindeki engel olarak - kendi ile bağıntılı olmak ve onun ötesine geçmek ya da daha doğrusu kendi-ile-bağıntı olarak engeli olumsuzlamış ve onun ötesinde olmak onun doğasıdır. Genel olarak Sonsuzluk genel olarak Sonluluğun ortadan kalkmasında oluşmaz; tersine, Sonlu yalnızca doğası yoluyla kendisi Sonsuz olmaktır. Sonsuzluk onun olumlu belirlenimidir, gerçekte kendinde olduğu şeydir. Böylece Sonlu Sonsuzda yitmiştir, ve var olan yalnızca Sonsuzdur. _Sonsuz vardır; bu dolaysızlıkta aynı zamanda bir başkasının, Sonlunun olumsuzlanmasıdır. _Sonluluk engel olarak koyulmuş engeldir; belirli-Varlıktır ki, kendinde-Varlığına geçme, sonsuz olma belirlenimi ile koyulmuştur. Sonsuzluk Sonlunun Yokluğu, onun kendinde-Varlığı ve Gereğidir, ama bu aynı zamanda kendi içine yansımış, yerine getirilmiş Gerek olarak, yalnızca kendi ile bağıntılı, bütünüyle olumlu Varlıktır. _Sonlunun bu olumsuzlaması olarak kendinde-Varlık belirli ve böylece olumsuzlamanın olumsuzlaması olarak kendi içinde olumludur. _Sonsuz belirsiz boşluktur. Sonsuz kötü-Sonsuz olarak, Anlak Sonsuzu olarak adlandırılacaktır ki, bu onun için en yüksek gerçeklik, saltık gerçeklik olarak geçerlidir; Anlak onları böyle uzlaştırarak gerçekliğe erişmiş olduğu sanısı ile doyum bulsa da, uzlaştırılmamış, çözülmemiş, saltık çelişki içine düştüğünün bilincini kazanabilir, ve bunu bu kategorilerinin uygulamasına ve açımlamasına yöneldiği zaman her yanda içine düştüğü çelişkileri görerek yapabilir. _İki belirlilik vardır; iki dünya vardır ki, biri sonsuz, öteki sonludur ve bağıntılarında Sonsuz yalnızca Sonlunun Sınındır ve böylelikle yalnızca belirli, kendisi sonlu bir Sonsuzdur. _Sonsuz, Sonluya karşı belirliliği olarak yalnızca ilk, dolaysız olumsuzlamayı taşır, tıpkı Sonlunun o olumsuzlamaya karşı olumsuzlanmış bir şey olarak yalnızca bir başkasının imlemini taşıması ve buna göre henüz Bir şey olması gibi. Böylelikle kendini bu sonlu dünyanın üzerine yükselten Anlak kendi en yüksek varlığına, Sonsuza çıktığı zaman, onun için bu sonlu dünya bir bu-yan olarak kalmayı sürdürür, öyle ki Sonsuz yalnızca Sonlunun ötesine koyulur, ondan ayırılır ve tam olarak bu yolla Sonlu Sonsuzdan ayınlır, - ikisi değişik yerlere koyulur: Sonlu bu-yandaki belirli-Varlık olarak, Sonsuz ise, Sonlunun Kendindesi olmasına karşın, gene de bir öte yan olarak erişilmesi olanaksız karanlık bir uzağa koyulur ki, dışansında Sonlu bulunur ve bulunmayı sürdürür. Böyle ayırıldıklarında eşit ölçüde özsel olarak onları ayıran olumsuzlama yoluyla birbirleri ile bağıntılıdırlar. Kendi içlerine yansımış Bir şeyler olarak onları bağıntılayan bu olumsuzlama karşılıklı olarak birinin ötekine karşı Sınırıdır, ama olumsuzlama onların kendinde­Varlığıdır, böylece her biri Sınırı kendisinde kendi için, başkasından ayrılığı içinde taşır. _Sonsuzun kendisi yalnızca olumsuzlama dolayısıyla, olumsuzlamanın olumsuzlaması olarak, olumlu Varlıkta sonuçlanır, ve bu olumlaması, yalnızca yalın, nitel Varlık olarak alındığında, onda kapsanan olumsuzlama yalın dolaysız olumsuzlamaya ve böylelikle belirliliğe ve Sınıra indirgenir ki, bu sonra benzer olarak Sonsuzun kendinde-Varlığı ile çelişki içinde ondan dışlanmış olarak, ona ait olmayan, tersine onun kendinde-Varlığına karşıt bir şey olarak, Sonlu olarak koyulur. Böylece her biri kendi içinde ve kendi belirleniminden kendi başkasının koyulması olduğu için, ayrılmazdırlar. Ama bu birlikleri nitel başkalıklarında gizlidir, yalnızca temelde yatan içsel birliktir. _Sınırın kendisi yalnızca ortadan kaldırılması ya da ötesine geçilmesi gereken türde bir şeydir. Böylelikle yine boşluk, Yokluk doğmuştur ki, onda benzer olarak o belirlilik ile, yeni bir Sınır ile karşılaşılır - ve bu Sonsuza dek böyle gider. _Önümüzde Sonlunun ve Sonsuzun almaşık(sıra ile) belirlenişi bulunur; Sonlu yalnızca Gerek ile ya da Sonsuz ile bağıntı içinde sonlu, ve Sonsuz yalnızca Sonlu ile bağıntı içinde sonsuzdur. Ayrılmazdırlar ve aynı zamanda birbirlerine karşı saltık olarak başkalandırlar; her biri kendi başkasını kendisinde taşır; böylece her biri kendisinin ve kendi başkasının birliğidir ve belirliliğinde belirli-Varlıktır, kendisinin olduğu ve kendi başkasının olduğu değildir. _Bu kendi kendisini ve olumsuzlanmasını olumsuzlayan almaşık belirlenim Sonsuza ilerleme olarak ortaya çıkan ve birçok şekilde ve uygulamada bir en son olarak geçerli sayılan şeydir ki, düşünce bundan böyle onun ötesine geçmez, ve "ve bu sonsuza kadar büyle sürer" anlatımına geldiğinde genellikle hedefine erişmiştir. Bu ilerleme ayrılmaz birlik içinde olmalarına karşın gene de her birine ötekine karşı kendine-bağımlı bir belirli-Varlığın yüklendiği her yerde ortaya çıkar. Bu süreç buna göre bir çelişkidir ki, çözülmez, ama her zaman yalnızca bulunduğu bildirilir _Sonlu Sonsuzun kendisinde onun başkası olarak yeniden ortaya çıkar, çünkü bu Sonsuz yalnızca kendi başkası olarak Sonlu ile bağıntı içinde vardır. Sonsuza ilerleme buna göre yalnızca kendini yineleyen tekdüzeliktir, bu Sonlunun ve Sonsuzun bir ve aynı usandırıcı almaşıdır. _Sonsuz ilerleme, gerçekte Sonlunun ve Sonsuzun birliği olarak koyulmuş olur. Deyim yerindeyse sonsuz ilerlemenin güdülendiricisidir. _Sonsuz, erişilemez bir öte-yanın sağlam belirleniminidir - erişilemez bir öte yan, çünkü erişilmemesi gerekir, çünkü öte-yanın, var olan olumsuzlamanın belirliliği bırakılmaz. Sonsuz bu belirlenime göre Sonluyu bir bu-yan olarak karşısına alır ki, bu da benzer olarak kendini Sonsuza yükseltemez, çünkü bir başkasının bu belirlenimini, böylelikle bitimsiz bir şeyin, kendini kendi öte-yanında yeniden ve hiç kuşkusuz o öte-yandan ayrı olarak üreten belirli-Varlığın belirleniminidır. _Olumlu Sonsuzluk_ _Birinden ötekine ve sonra yine geriye gidip geliş, Kavramın dış olgusallaşmasını oluşturur. Biri öteki olmaksızın, Sonsuz Sonlu ve Sonlu Sonsuz olmaksızın kavranamaz. _Sonsuzun ne olduğu, yani Sonlunun olumsuzlanması olduğu söylendiğinde, Sonlunun kendisi de birlikte söylenir; Sonsuzun belirlenimi ondan yoksun olamaz. _Yalnızca iki Sonlu bulunur. Sonsuzun Sonluluğu, öyleyse Sonlu ile birliği tam olarak Sonludan ayınlmasında, böylelikle tek-yanlı bir şey olarak saptanmasında yatar. _Her birinin kendisi, kendi içinde ikisinin birliğidir. 109 _Kendi-İçin-Varlık_ _Kendi-için-Varlık, sonsuz Varlıktır. Başlangıcın Varlığı belirlenimsizdir. Kendi-için Varlıkta, Varlık ve belirlilik ya da Olumsuzlama arasındaki ayrım koyulur ve eşitlenir; Nitelik, Başkalık, Sınır, tıpkı Olgusallık, kendinde-Varlık, Gerek vb. gibi, Olumsuzlamanın Varlıktaki tamamlanmamış anlatımlarıdır. _Kendi-için-Varlık ilk olarak dolaysızca kendi-için-var-olandır, - Bir. İkinci olarak Bir Birlerin Çoğulluğuna geçer, - İtme; ve Birlerin bu başkalığı onların idealliklerinde ortadan kalkar, - Çekme. _Bir şeyin başkalığı, başkası ile bağıntıyı ve ortaklığı ortadan kaldırdığı, onları geri ittiği, onları soyutladığı düzeye dek 'kendi için' olduğunu söyleriz. Başkası onda yalnızca ortadan kaldırılmış bir şey olarak, onun kıpısı olarak bulunur; kendi-için-Varlık öyle bir yolda Sınırın, Başkalığının ötesine geçmekten oluşur ki, kendi-için Varlık bu olumsuzlama olarak sonsuz kendi içine geri dönüştür. - Bilinç, giderek böyle olarak bile, kendinde kendi-için-Varlık belirlenimini kapsar, çünkü duyumsadığı, sezdiği vb. bir nesneyi tasarımlar, nesnenin içeriğini kendi içinde taşır ve nesne bu kipte ideal bir şey olarak bulunur; sezme ediminin kendisinde, genel olarak olumsuzu ile, başkası ile karışmasında bilinç kendi kendisindedir. _Öz-bilinç tamamlanmış ve koyulmuş olarak kendi-için-Varlıktır; bir başkası ile, dış bir nesne ile o bağıntı yanı uzaklaştırılmıştır. Öz-bilinç böylece Sonsuzluğun bulunuşunun en yakın örneğidir -bir Sonsuzluk ki, hiç kuşkusuz bütünüyle soyuttur, ve gene de aynı zamanda genel olarak kendi-için-Varlıktan bütünüyle başka somut bir belirlenimdir, çünkü bu sonuncunun Sonsuzluğu henüz bütünüyle yalnızca nitel bir belirlilik taşır. _Kendi-için-Varlık, yalın Varlığa çökmüş Sonsuzluktur; belirli-Varlıktır, ama ancak olumsuzlamanın olumsuzlaması olan Sonsuzluğun olumsuz doğasının bundan böyle Varlığın dolaysızlığının koyulmuş biçiminde, yalnızca genelde olumsuzlama olarak, yalın nitel belirlilik olarak bulunduğu düzeye dek. Belirlilik ki genel olarak belirli-Varlıkta bir başkası ve başkası-için-Varlıktır, kendi-için-Varlığın sonsuz birliğine geri bükülür, ve belirli-Varlık kıpısı kendi-için-Varlıkta Bir-için-Varlık olarak bulunur. _Leibniz 'in Monadı_ _Leibniz'in idealizmi, soyut Kavramın sınırının daha içerisinde yatar. - Leibniz'in tasarımlayan varlığı, Monad, özsel olarak ideal bir şeydir. Tasarımlama bir kendi-için-Varlıktır ki, onda belirlilikler Sınırlar değil ve böylelikle bir belirli-Varlık da değil, ama yalnızca kıpılardır. Tasarımlama da hiç kuşkusuz benzer olarak daha somut bir belirlenimdir, ama burada idealitenin imleminden daha öte bir imlemi yoktur; çünkü Leibniz'in durumunda genel olarak bilinçsiz olan bile tasarımlayan, algılayan bir şeydir. Bu dizgede öyleyse başkalık ortadan kaldırılır; tin ve beden ya da genel olarak monadlar birbirleri için birer başkası değildirler, birbirlerini sınırlamaz, birbirleri üzerinde hiçbir etkide bulunmazlar; genel olarak bir belirli-Varlığı temel alan tüm ilişkiler yitip gider. Çokluluk yalnızca ideal ve içseldir, monad onda yalnızca kendi ile bağıntılı kalır, başkalaşımlar monadın içerisinde gelişir ve onun başkaları ile bağıntıları değildirler. Olgusal belirlenime göre monadlann birbirleri ile belirli ve var olan bağıntıları olarak alınan şey bağımsız, yalnızca eşzamanlı bir Oluştur ki, her birinin kendi-için-Varlığında kapalıdır. _Kant ve Fichte'nin idealizmleri gibi daha başka idealizmler Gereğin ya da sonsuz İlerlemenin ötesine geçmez ve belirli-Varlık ve kendiiçin-Varlık ikiciliğinde kalır. _Birlerin her biri yalnızca kendi içindir, başkalarının belirli-Varlığına ve kendi-için Varlığına karşı ilgisizdir, ya da genel olarak Bir için hiçbir başkası yoktur. Monad kendi için bütünüyle kapalı evrendir; başkalarından hiç birine gereksinmez; ama kendi tasarımlama ediminde taşıdığı bu iç çokluluk onun kendi için var olma belirleniminde hiçbir şeyi değiştirmez. Leibniz'in idealizmi çoğulluğu dolaysızca verili bir çoğulluk olarak alır ve onu monadların bir itmesi olarak kavramaz; buna göre çoğulluğu yalnızca soyut dışsallık yanına göre alır. Atomizmde ideallik Kavramı yoktur; Biri kendisinde kendi-için-Varlık ve onun-için-Varlık kıpılarını kapsayan ve öyleyse ideal bir şey olarak kavramaz; onu yalnızca yalın, kuru kendi-için-var-olan bir şey olarak alır. _Atomizm_ _Buna göre şeylerin özü Atom ve Boşluktur. Yalın Bir ve Boşluk belirliliğini tüm şeylerin ilkesi yapan bu soyutlama dünyanın sonsuz karmaşasını bu yalın karşıtlığa indirgemede ve birinciyi ikinciden bilme yürekliliğini göstermede ne denli yüksek olsa da, tasarımsal derin-düşünce için burada Atomları ve yanlarında Boşluğu tasarımlamak da eşit ölçüde kolaydır. Boşluk, devimin kaynağı olarak kabul edilmiştir. Böyle bir anlayışta Boşluk devimin zemini değil, ama yalnızca var sayımı ya da koşulu olacaktır. Boşluğun, devimin zeminini oluşturduğu görüşü genel olarak Olumsuzda Oluşun, öz-devimin dinginliksizliğinin zemini yattığı biçimindeki daha derin düşünceyi kapsar. _Ama başka bakımlardan eskilerin Atomların şekli, konumu, devimlerinin yönü üzerine daha öte belirlenimleri oldukça keyfi ve dışsaldır ve Atomun temel belirlenimi ile doğrudan çelişki içinde durur. Molekülleri ile, parçacıktan ile fizik Atomdan, bu en yüksek dışsallık ve böylelikle en yüksek Kavramsızlık ilkesinden tıpkı bireylerin tekil istencinden başlayan Devlet kuramı gibi sıkıntı çeker. ___ _Bir_ _Kendi-için-Varlık, bu yolda Bir ve Boşluk olarak belirlendiği için, yine bir belirli-Varlık kazanmıştır. Bir ve Boşluk kendi ile olumsuz bağıntıyı ortak, yalın temelleri olarak taşırlar. Kendi-için-Varlığın kıpıları bu birlikten ortaya çıkar. (Kendi düşüncem : Kendi için varlık = atom, bir = proton, Boşluk = nötron ve birleşimden kendi için varlık oluşuyor ve sonsuza kadar devam ediyor çünkü her şey karşıtıyla var ve etki tepki olarak oluşuyorlar.) _Kendi-için-varlık kendi kendisinin ve kıpısının, Bir-için-Varlığın yalın birliğidir. Kendi-için-Varlık böylece kendi-için-var-olan Bir şeydir ve, bu dolaysızlıkta iç anlamı yittiği için, kendi kendisinin bütünüyle soyut Sınırıdır. _Bir kendi-için-Varlığın kendi ile yalın bağıtısıdır ki, onda kıpıları kendi içlerine çökmüşlerdir ve buna göre kıpıları şimdi belirli olarak var olurlar. _Kendi-için-Varlık Varlığın ve belirli-Varlığın başkası ile bağıntının ve kendi ile bağıntının saltık birleşmesi olarak Birde koyulmuş birliğidir. _Bir, kendinde yalnızca vardır; hiçbir başkalaşıma yetenekli değildir; başkakasamazdır. Belirsizdir, belirsizliği belirliliktir. Saltık belirlenmişliktir; koyulmuş kendi içinde-Varlıktır. Kendini-belirlemenin bu kıpılanna göre gideceği hiçbir başkası yoktur, ve kendi içine geri döner. Yokluk Birdeki Yokluk olarak koyulur, Boşluk olarak Yokluktur. - Boşluk böylece dolaysızlığı içindeki Birin Niteliğidir. _(Boşluk) : Bir olumsuzlamanın kendi ile soyut bağıntısı olarak Boşluktur. Ama Yokluk olarak Boşluk yalın dolaysızlıktan, Birin olumlu da olan Varlığından saltık olarak ayrıdır, ve tek bir bağıntı, yani Birin kendisinin bağıntısı içinde durduktan için, türlülükleri koyulur; ama var olandan ayrı olmakla Boşluk olarak Yokluk var olan Birin dışındadır. _Bir ve Boşluk_ _Bir ve Boşluk en yakın belirli-Varlığı içindeki kendi-için-Varlığı oluşturur. Bu kıpılardan her biri belirlenimi olarak olumsuzlamayı alır ve aynı zamanda bir belirli-Varlık olarak koyulur. Bir Varlık belirleniminde olumsuzlama, Boşluk olumsuz-Varlık belirleniminde olumsuzlamadır. Birin kendi-için Varlığı gene de özsel olarak belirli-Varlığın ve başkasının idealliğidir. _Ama aslında bu hiçbir biçimde bir Oluş değildir; çünkü Oluş Varlıktan Yokluğa bir geçiştir; öte yandan, Bir, yalnızca Bir olur. Bir, bağıntılı olan, olumsuzu bağıntı olarak kapsar, öyleyse onu kendi içinde taşır. Oluş yerine öyleyse ilk olarak Birin kendi içkin bağıntısı bulunur; ve ikinci olarak, bağıntı olumsuz olduğu ve Bir aynı zamanda var olduğu için, Bir kendini kendinden iter. Birin kendi ile olumsuz bağıntısı İtmedir. Bu itme böylece birçok Birin koyulması, ama Birin kendisi yoluyla koyulması olarak, Birin kendisinin kendi-dışına-çıkmasıdır. Bir çoğun Oluşu ya da Bir çoğun üretilme-süreci koyulma-süreci olarak dolaysızca yiter; üretilenler Birlerdir, başkası için değildirler, ama sonsuz olarak kendileri ile bağıntılıdırlar. Bir yalnızca kendini kendinden iter, öyleyse oluşmaz, ama daha şimdiden vardır; itilen olarak tasarımlanan şey benzer olarak bir Birdir, var olan bir şeydir. _Kant 'ın, Özdeği Çekme ve İtme Kuvvetlerinden Yapılaştırması, fizik için felsefi bir başlangıç ve temel olarak görülmüş ve ötesine geçilmemiştir. İtme, Özdek Kavramında hemen düşünülür, çünkü onda dolaysızca verilidir; buna karşı Çekme ise Kavrama tasımlar yoluyla eklenir. Kant, Çekim-Kuvvetini içe yatkın bir Kuvvet olarak belirler ki, onun yoluyla bir özdek bir başkasının parçaları üzerinde değme noktasının ötesinde bile dolaysızca etkide bulunabilir; buna karşı İtme-Kuweti bir yüzey Kuvveti olarak belirlenir ve onun yoluyla özdekler yalnızca ortak değme yüzeyinde birbirleri üzerine etkiyebilirler. _Kant, Çekme-Kuvveti yoluyla özdeğin bir uzayı yalnızca kapladığı, ama onu doldurmadığı belirlenimini kabul eder (aynı yer) ; özdek Çekme-Kuvveti yoluyla uzayı doldurmadığı için, bu kuvvet boş uzay boyunca etkide bulunabilir, çünkü araya girebilecek hiçbir özdek ona sınır koyamaz _Eğer İtme yoluyla özdek, bir uzay dolduracaksa, sonuçta Çekme-Kuvvetinin bıraktığı uzay onun yoluyla yiter. Gerçekte İtme boş uzayı ortadan kaldırmada atomların ya da Birlerin olumsuz bağıntısını, İtmelerini de ortadan kaldırır; İtme kendi kendisinin karşıtı olarak belirlenir. _Yalnızca kendisi değil, ama belirlenimlerinde de yalnızca deneyime ait görünen bir nesnenin bu metafiziksel açımlaması dikkate değerdir. _Fizik, bir cismin parçalanması vb. için bir Kuvvet ister ki, bu cismin parçalarının karşılıklı Çekiminden daha güçlü olacaktır. ****** _KANT_ _Hegel : Anımsatmam gerek ki, bu çalışmada Kant felsefesine sık sık göndermede bulunmamın nedeni (ki bu birçoklarına gereksiz görünebilir) bu felsefenin modern Alman felsefesinin temelini ve başlangıç noktasını oluşturmuş olması ve bu değerinin ona yüklenebilecek hiçbir şeyden zarar görmeden kalmasıdır. Aramızda en yaygın olan felsefecilikte Kant'ın Usun hiçbir gerçek içeriği bilemeyeceği ve saltık gerçeklik açısından inanca yöneltilmesi gerektiği gibi sonuçlarının ötesine geçilmez. Kant felsefesi böylece kendini her şeyin daha şimdiden tanıtlanmıs ve tamamlanmış olduğu kanısı ile rahatlatan düşünme tembelliği için bir yastık olarak hizmet eder. Buna göre bilgi için ve böyle verimsiz ve kuru bir rahatlıkta… _Kant 'ın, Özdeği Çekme ve İtme Kuvvetlerinden Yapılaştırması_ _Özdeğin kendi içinde Kuvvetler taşıdığı söylendiğinde bu birlikleri ile öyle bir bağlantı anlaşılır ki, onda aynı zamanda kendi içlerinde birbirlerinden özgür olarak var oldukları var sayılır. _Bu yapılaştırmayı daha yakından incelemek yararsız olmayacaktır. Yalnızca kendisi değil, ama belirlenimlerinde de yalnızca deneyime ait görünen bir nesnenin bu metafiziksel açımlaması dikkate değerdir, çünkü bir yandan Kavramın bir sınaması olarak en azından daha yeni doğa felsefesine - Doğayı bilimin temeli yapmayan, ama onun belirlenimlerini saltık Kavramdan türeten felsefeye - bir dürtü vermiştir; öte yandan birçok durumda Kant'ın o yapıllaştırması fizik için felsefi bir başlangıç ve temel olarak görülmüş ve ötesine geçilmemiştir. _Kant'ın yöntemi temelde analitiktir, yapılaştırıcı değil. Özdek, var saydığı belirlenimleri sürdürmek için hangi Kuvvetlerin gerekli olduğunu sorar. Böylece bir yandan Çekme-Kuvvetini ister, çünkü Çekme olmaksızın yalnızca İtme yoluyla aslında hiçbir Özdek belirli olarak var olamaz. Öte yandan İtmeyi de benzer olarak Özdekten türetir. Dahası, buna göre İtme, Özdek Kavramında hemen düşünülür, çünkü onda dolaysızca verilidir; buna karşı Çekme ise Kavrama tasımlar yoluyla eklenir. Bu, açıktır ki, deneyim üzerine düşünen bilginin yöntemidir, öyle ki bu bilgi ilkin görüngüde belirlenimler algılar, sonra bunları temele koyar ve bunların sözde açıklaması için karşılık düşen temel-gereci ya da Kuvvetleri varsayar ki, görüngünün o belirlenimlerini üretmeleri gerekir. _Güçlüğü oluşturan ve bu boş gerekçeye neden olan şey Kant'ın Özdek Kavramına daha başından tek-yanlı olarak yalnızca dokunma duyusu yoluyla algılamamız gereken içine-işlenemezlik belirlenimini yüklemesi, bu nedenle bir başkasının kendi uzağında tutulması olarak İtme-Kuvvetinin dolaysızca verili olmasıdır. _Hiç kuşkusuz Özdeğin başkası-için-Varlığı (direnç göstereni) ortadan kaldıran kendi-için-Varlığının dışında, ayrıca kendileri-için-var-olan parçaların birbirleri ile bir bağıntısını, uzaysal bir uzamı ve iç-tutunmayı da taşıdığı, katılıkta, sağlamlıkta çok sağlam bir iç-tutunmasının olduğu da pekala algılanabilir. Açıklayıcı fizik bir cismin parçalanması vb. için bir Kuvvet ister ki, bu cismin parçalarının karşılıklı Çekiminden daha güçlü olacaktır. Derin-düşünce bu algıdan tıpkı İtme-Kuvveti durumunda yaptığı gibi yine dolaysızca Çekme-Kuvvetini türetebilir ya da onu verili olarak alabilir. _Bilginin bu dışsallığı devimin her zaman özdekte daha şimdiden dışsal olarak bulunduğunu var sayar ve onu içsel bir şey olarak görmeyi ve devimin kendisini özdekte kavramayı düşünmez ki bu sonuncusu tam bu nedenle kendi için devimsiz olarak ve süredurumlu olarak kabul edilir. Bu duruş noktasının önünde yalnızca sıradan mekanik bulunur, içkin ve özgür devim değil. _Kant, Çekim-Kuvvetini içe yatkın bir Kuvvet olarak belirler ki, onun yoluyla bir özdek bir başkasının parçaları üzerinde değme noktasının ötesinde bile dolaysızca etkide bulunabilir; buna karşı İtme-Kuweti bir yüzey Kuvveti olarak belirlenir ve onun yoluyla özdekler yalnızca ortak değme yüzeyinde birbirleri üzerine etkiyebilirler. _3 Atom_ _Bir atomun bir başkası üzerinde etkide bulunmasına karşın, daha uzak bir üçüncüsü, ki onunla ilk çeken atom arasında başka atom bulunacaktır, ilkin ona daha yakın olan aradaki atomun çekim alanına girecek, ve öyleyse birincisi üçüncü üzerinde dolaysız, yalın bir etki uygulamayacaktır; buradan Çekme-Kuvveti için de İtme-Kuvveti için olduğu gibi dolaylı bir etki doğacaktır; dahası, Çekme-Kuvvetinin gerçek yayılması zorunlu olarak özdeğin tüm parçalarının kendilerinde ve kendileri için çekici olmalarından oluşabilir, belli bir sayıda atomun edilgin ve yalnızca bir atomun etkin olarak davranmasından değil. Ama İtme-Kuvvetinin kendisi açısından hemen belirtmek gerek ki, sözü edilen pasajda birbirlerine değen parçalar ve öyleyse tamamlanmış bir özdeğin sağlamlığı ve sürekliliği bulunur ki, içinden bir itme kuvvetinin geçmesine izin vermeyecektir. Ama bundan böyle parçalan birbirine değen ve boşluk yoluyla birbirinden ayrılmayan özdeğin bu sağlamlığı daha şimdiden İtme-Kuvvetinin ortadan kaldırılmışlığını var sayar; birbirlerine değen parçalar burada egemen olan duyusal İtme tasarımına göre birbirlerini itmeyen parçalar olarak alınırlar. Değen parçaların birbirlerine yalnızca henüz kendilerini birbirlerinin dışında tuttukları düzeye dek değdikleri üzerine düşünülürse, bu tam olarak İtme-Kuvvetinin yalnızca özdeğin yüzeyinde değil, ama yalnızca Çekim alanı olması gereken alanın içerisinde olduğu vargısına götürür. Kant bundan sonra Çekme-Kuvveti yoluyla özdeğin bir uzayı yalnızca kapladığı, ama onu doldurmadığı belirlenimini kabul eder (aynı yer) ; özdek Çekme-Kuvveti yoluyla uzayı doldurmadığı için, bu kuvvet boş uzay boyunca etkide bulunabilir, çünkü araya girebilecek hiçbir özdek ona sınır koyamaz. _İtme vardır ki, onun yoluyla Birler kendilerini birbirlerinden uzak tutarlar; boş uzay yoluyla. Burada uzayı boş tutan şey Çekme-Kuvvetidir; uzayı atomlar arasındaki bağıntısı yoluyla doldurmaz, atomları birbirleri ile olumsuz bir bağıntı içinde tutar. _Burada Kant'ın bilinçsizce olgunun doğasında yatan şeyi yerine getirdiğini, Çekme-Kuvvetine tam olarak ilk belirlenime göre karşıt kuvvete yüklediği şeyi yüklediğini görürüz. O iki kuvvetin ayrımının saptanması işi ile uğraşırken, biri ötekine geçiyordu. Böylece öte yandan, eğer İtme yoluyla özdek, bir uzay dolduracaksa, sonuçta Çekme-Kuvvetinin bıraktığı uzay onun yoluyla yiter. Gerçekte İtme boş uzayı ortadan kaldırmada atomların ya da Birlerin olumsuz bağıntısını, İtmelerini de ortadan kaldırır; İtme kendi kendisinin karşıtı olarak belirlenir. _Kant'ın karşıt kuvvetleri açımlamasının analitik olmasından doğan karışıklık da eklenir; ve ilkin öğelerinden türetilmesi gereken özdek bütün bir söylem boyunca daha şimdiden hazır ve yapılandırılmış olarak sunulur. _Kant'ın Uzay, Zamaan ve Özdeğin Bölünemezliği ve Sonsuz Bölünebilirliği Antinomisi_ 145 _Uzay, zaman, özdek’in sonsuz bölünebilirliği çatışkısı ya da antinomisi Kesikliliğin ve Sürekliliğin bu yalın birliği olarak Niceliğin doğasından gelir. _ Kant'ın bu antinomileri her zaman Eleştirel Felsefenin önemli bir bölümü olarak kalacaklardır; eski Metafiziğin devrilmesine yol açan başlıca etmeni oluştururlar ve daha yakın zamanların felsefesine başlıca geçiş olarak görülebilirler, çünkü özellikle sonluluk kategorilerinin içerikleri açısından birer hiç oldukları kanısının doğmasına yardımcı olmuşlardır; bu eski metafizik bir öznel idealizmin biçimsel yolundan daha doğru bir yoldur, çünkü bu idealizme göre o kategorilerin eksiklikleri kendilerinde ne olduklarına değil, ama yalnızca öznel olmalarına bağlı olmalıdır. Ama bu açımlama büyük değerine karşın çok eksiktir; bir yandan kendi içinde engellenmiş ve dolaşıktır, öte yandan bilginin sonlu kategorilerden başka hiçbir düşünce biçiminin olmadığını var sayan sonucu açısından çarpıktır. - Her iki bakımdan da bu antinomiler duruş noktalarını olduğu gibi yöntemlerini de daha yakından aydınlatacak, ve her şeyin çevresinde döndüğü başlıca noktayı ona dayatılan yararsız biçimden kurtaracak daha sağın bir eleştiriyi hak ederler. _İlk olarak Kant'ın dört evrenbilimsel antinomisine kategorilerin şeması dediği şeyden aldığı bölümleme ilkesi yoluyla bir tamamlanmışlık görünüşü vermeyi istediğini belirtmem gerekir. Ama usun antinomik ya da daha doğrusu diyalektik doğası üzerine daha derin bir içgörü genel olarak her Kavramı karşıt kıpıların birliği olarak gösterir ki, dolayısıyla tümüne de antinomik önesürümler biçimi verilebilir. Oluş, belirli-Varlık vb. ve başka her Kavram kendi tikel antinomisini verebilir ve dolayısıyla ne kadar Kavram varsa o kadar çok antinomi kurulabilir. _Kant antinomileri, Kavramların kendilerinde değil, ama evren bilimsel belirlenimlerin daha şimdinden somut olan biçiminde ele almıştır. Antinomiyi arı olarak alabilmek ve yalın Kavramı içinde irdeleyebilmek için gerekli olan şey düşünce-belirlenimlerini evren, uzay, zaman, özdek vb. tasarımlarına uygulanmış ve onlarla karışmış olarak değil, ama o belirlenimler üzerinde hiçbir gücü ve etkisi olmayan bu somut gereç olmaksızın almaktı, çünkü antinomilerin özünü ve zeminini yalnızca o belirlenimler oluşturur. _Kant, antinomilerin sofistik uydurmalar olmadıklarını, ama (Kant'ın anlatımı ile) usun zorunlu olarak çatması gereken çelişkiler olduklarını belirtir, ki önemli bir görüştür. - "Us antinomilerin doğal zeminini gördüğü zaman bundan böyle onların görünüşü tarafından ayartılmasa da, her zaman onlar tarafından aldatılacaktır" . Başka bir deyişle, algı dünyasının sözde aşkınsal idealliği yoluyla elde edilen eleştirel çözümün sözde çatışmayı öznel bir şey yapmaktan başka hiçbir sonucu yoktur - bir sonuç ki, onda yanılsama hiç kuşkusuz her zaman aynı yanılsama olarak, önceki gibi çözümsüz olarak kalır. Çatışmanın gerçek çözümü ancak bir ve aynı Kavram için zorunlu olan iki karşıt belirlenimin tek-yanlılıkları içinde ve her biri kendi başına alındığında geçerli olamayacaklarının, ama gerçekliklerini yalnızca ortadan kaldırılmışlıklarında, yalnızca Kavramlarının birliğinde taşıdıklarının anlaşılmasından oluşabilir. _Kant'ın antinomileri, daha yakından irdelendiğinde, bir belirlenimin her biri ötekinden yalıtılmış olarak kendi için alınan iki karşıt kıpısının bütünüyle yalın kategorik öne sürümünden başka hiçbir şey kapsamaz. Ama orada bu yalın kategorik ya da daha doğrusu assertorik(iddialı) öne sürüm sıradan uslamlamalardan kurulan derme çatma bir çatı ile örtülür ki, bununla bir tanıtlama görünüşü üretilir ve daha yakın bir irdelemenin göstereceği gibi öne sürümün salt assertorik yapısının örtülüp tanınmaz kılınması amaçlanır. Buraya ait olan antinomi özdeğin sözde sonsuz bölünebilirliğini ilgilendirir ve Nicelik Kavramının kendi içinde kapsadığı Süreklilik ve Kesiklilik kıpılannın karşıtlığı üzerine dayanır. _Antinominin Savı Kant'ın sunuşuna göre şöyledir:"Evrendeki her bir bileşik töz yalın parçalardan oluşur, ve hiçbir yerde yalın olandan ya da onun bileşiği, olandan başka hiçbir şey varolmaz." _Şimdi, Sav süreklilik yerine yalnızca bileşimden söz ettiği için, aslında doğrudan doğruya analitik ya da totolojik bir önermedir. Bileşiğin kendinde ve kendi için Bir olmaması, tersine yalnızca dışsal olarak birleştirilen bir şey olması ve başkasından oluşması onun dolaysız belirlenimidir. Öyleyse bileşiğin yalından oluştuğunu söylemek totolojiktir. _Eğer bir şeyin neden oluştuğu sorulursa, birleştirilmesi o bir şeyi oluşturan bir başkasının belirtilmesi istenir. Eğer mürekkep yine mürekkepten oluşturulursa, o zaman onun başkasından oluşmasına ilişkin soru anlamını yitirir ve soru yanıtlanmamış ama yalnızca kendini yinelemiş olur. _Şimdi Kant'ın Savı tanıtlamasına gelince, bu da Kant'ın geri kalan tüm antinomik önermeleri tanıtlaması gibi apagojik olma dolambacını yapar ki, bütünüyle gereksiz olduğunu gösterecektir. ****************** ****************** _Kurgul felsefe (Spekülatif felsefe ): _Deney ve gözlemlere başvurmadan yapılmaya çalışılan salt düşünsel felsefedir. Metafizik ve onun çeşitli idealist biçimleri bütünüyle kurgul felsefelerdir. Özellikle Alman idealizmi anlayışının ünlü üçlüsü Fichte, Schelling ve Hegel’in felsefeleri de Spekülatif felsefe adıyla anılmaktadır. Felsefe, çağının bilimlerinden daha hızlı gelişmesi ve çağının bilimleriyle doğrulanma imkânından yoksun bulunması yüzünden, yüzyıllar boyunca spekülatif kalmıştır. Metafiziğin doğuşu da bu yüzdendir. Nitekim, doğa bilimlerinin gelişmeye başlaması ve bilimlere karşı genel ilginin gün geçtikçe güçlenmesi metafiziği ve idealizmi çöküşe doğru itmiştir. Çağımız felsefesi tümüyle bilimselleşmiş bulunmaktadır. _İye - iye olmak: _Kendinde şey, yaratıcı güç, ilk neden. Türk, Altay ve Tatar mitolojilerinde koruyucu ruh. Nesnelerin içinde var olan, olağanüstü doğasını aktaran gizli güçtür. Onun koruyucusudur. Ayrıca iyiliksever ruhlara verilen isimdir. Türk mitolojisinde pek çok doğa unsurunun özellikle de belirli bir anlamı ve değeri bulunanların mutlaka bir İyesi vardır. _Jingoizm - Şovenizm : Faşist bir milliyetçilik. Bir ülkenin kendi ulusal çıkarlarını savunmak için barışçıl yöntemler yerine saldırgan bir dış politika tercih etmesi. _İnakçılık – Dogmatizm : Asla değişmeyeceği kabul edilen mutlak değerleri kabul eden, bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa verilen isimdir. Bu tür savlara, öğretilere ve inançlara ise dogma veya nas denir. _Analitik : Çözümlemek, analiz etmek _İrrasyonalizm : Aklın gerçeği bütünüyle bilemeyeceğini, bilginin akıl dışı yollarla elde edilebileceğini ileri süren doktrin _Doğa felsefesi - Doğayı bilimin temeli yapmayan, ama onun belirlenimlerini saltık Kavramdan türeten felsefe _Teorem (Aksiyom, belit, postulat, koyut) : Mantıksal akıl yürütmeyle kanıtlanan önerme. Bilimsel açıklamadır. Olaylara ve varsayımlara dayanarak mantık yoluyla ispatlanan bir açıklamanın ifade tarzı. _Dışrak : Gizli kapalı olmayan, açık. _İtki : Güdü, tici neden _Eytişimsel – Diyalektik : Aklı doğru kullanmak _Taler : Roma parası _Başkalaşma : Değişme, dönüşme _Özün : Şan _Dirim : Yaşama gücü. Yaşam _Diri : Canlı, güçlü, zinde _ Dirimlik : Mal mülk, _Temellendirme : Mantıksal olarak açıklamak ve kanıtlamak veya çürütme. _Aklama _Almaşık : Sıra ile, değişe değişe, diziliş. Almaşık kurgu: iki ya da daha fazla kurgusal karakterin veya evrenin tek bir hikâyede yer almasına denmektedir. _Göz ardı etmek : Gereken önemi vermemek, dikkat etmemek. _İveğen - Akut : Hızlı başlayan, ani gelişen _Hermetik : “Gerçeklik madde değildir” söylemi, “madde, enerjinin özel bir şeklidir” diyen modern bilimin kanıtladığı bir kabuldür. Hermetizm, Antik Mısır'da yaşamış bilge Hermesin(thot) öğretisidir. _Olumsuzlamanın Olumsuzlamasına _Belirsizliği belirliliktir _Daha derin bir temel _Derin-düşünme _Duyusal tasarımlar _Bilimin doyumsuzluğu _Soyut sonsuzluğuk _İçkin bir plastiklik _İstek ve istem _Özbilinçli sezgi _Kutsalların kutsalı _Yaratıcılık sürecini başlatan mayalanma zamanı _Hak tanır yargıçlar. _Mantık Bilimi, asıl Metafiziği ya da Arı Kurgul Felsefeyi oluşturur. _Kurgul düşüncenin bu sonucu anlağa saçma gelir. _Yabancı dillerden kimi sözcüklerin ödünç alınması, felsefenin ülkesinde yurttaşlık haklarını kazanmıştır ve Felsefe buna göre hiçbir özel terminolojiye gereksinmez. _Kuvvete bağımsızlık kazandıran soyutlama _Kendisinin verilmesinden önce istenen türde genel bir düşünce verebilmek _Kantçılık tuzağı : Hegel onunla aynı kurgul tini paylaşan Schiller'in yirmi yılına patlayan aynı Kantçılık tuzağına düşmedi. _Kafa kanştıncı bir hantallık _Varlık ve Yokluk arasında, belirli Varlık ve olumsuz Varlık _Ölü biçimler ************* *************
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.