kitap evrim konusunu din ve bilim çerçevesinde ele almaya ve bunlar arasında bir çatışma ya da ortak bir uzlaşı olup olamayacağına bir ön çalışma sunar. kitabın genel hatlarıyla olaya yaklaşımı şöyledir: biyolog türlerin nasıl oluşageldiğini bilimin yöntemleriyle ele alıp inceleyerek bunların araştırmasını yaptığında herhangi bir sorun ortaya çıkmamaktadır. ancak varılan sonuçlardan pozitif veya negatif bir metafizik üretilmeye çalışılırsa burada problem doğmaktadır. çünkü biyolog açısından anlam üretmek değil, olanı olduğu gibi ele almak ve çözümlemek esas olandır. yani bu bilgilerle bir yaratıcıyı ispat ya da reddetmek mümkün değildir.
aslında sadece biyoloji değil, hiçbir bilim anlam üretme ve olanın ötesine geçerek anlam arama peşinde olmamıştır. dolayısıyla bilim bir metafizik ya da bir din olmak gayesinde değildir. detaylara inilir inilmez zaten bunların birbirinin yerine konulamayacağı, gayelerinin ve hatta yöntemlerinin bile birbirinden oldukça farklılaştığı görülecektir. metafiziksel ya da dini yaklaşımlarsa bu tür bir gaye peşinde değillerdir.
evrim denildiğinde tartışmanın en çok kızıştığı yer insanın evrimleşme sürecidir. dini yaşamın sürdürülmesi, insanın inandığı varlıkla kurduğu bağ, o'na ibadeti/kulluğu gibi dini meselelerin hiçbiri insanın yoktan var edilmesi, topraktan yaratılması ya da başka bir canlıdan evrimleşerek gelmesi açısından bir değişikliğe sebebiyet vermemektedir. dolayısıyla bu durum bize biyolojinin ve dinin konumlarının farklılığını sunmaktadır.
adem-havva kıssası bir başlangıç hikayesi sunmaktan öte insanın iyi-kötü savaşında nerede bulunması gerektiğine, onun ne amaçla yaratıldığına, hangi gaye üzere yaşaması gerektiğine dair vurgular yapan bir anlatı sunar. ki zaten insanın kökenine dair bilimsel bir yaklaşımla adem-havva kıssasını koymakla mesele kapanmaktan çok daha fazla karışıklığı beraberinde getirmektedir. sadece bir anlatıdan ibaret olan, çoğunda israilliyattan gelme rivayetler barındırması, bize insanın kökenine dair sağlam bir bilgi sunmaktan çok uzaktır. öyleyse dini anlatıların da -tabir uygunsa eğer- insanın nasıl varlığa geldiğiyle ilgili bir derdi tasası yoktur. biyoloji ya da diğer bilimlerin uğraştığı alanlar kendilerini, içinde yaşadıkları dünyayı ve evreni keşfetmeleri adına insanlara bırakılmıştır.
sonuç olarak bir biyolog bilimsel araştırmalarını en dakik şekilde yürütmelidir ama buradan metazifik alana geçmemelidir. (biyolog elbette din ya da metafizik konuşabilir ama yöntemleri ve gayeleri farklı olan bu alanları birbirine karıştırmamak şartıyla.) din alanında konuşan kimseler ise biyolog adına konuşmamalıdır. (bilimsel kanıtlar varsa bu alanda bir şeyler söylemelidir ki bu da bilimin verilerini ve araştırmalarını yakından takip etmeden mümkün değildir.)
bu notlara ilaveten kitapta, evrimin karşısına konulan yaratılış hikayesinin nasıl oluştuğuna dair kelam, tasavvuf ve islam filozoflarından da örnekler sunulmakta ve bunların olaylara yaklaşımları öz olarak verilmektedir.