Dostoyevski, hikâyenin fantastik yanını, stenograf tarafından yazıya geçirilen bir gözlemci gibi değerlendirir. Okuyucu ise hikâyenin stenograf kimliğini, kahramanların psikolojisiyle analiz eder. Okuduğumuz bu eserden kesitleri, böyle bir açıdan ilişkilendirmekte fayda var. Örneğin, tefecinin eşiyle yaşadığı olaydan sonraki süreçteki kırgınlık/aldanma/yıkılma durumu, kadının 'uysal kız' olmaya başladığı zaman dilimidir. Tefeci, eserin başında kızı, 'uysal kız' olarak görür. Ancak yazar, 'uysal kız' profilini bizlere, büyük kırgınlıktan sonra göstermeye başlar. Kızın bir gül gibi solmaya başladığı o süreç, uysallaşmaya başladığı süreçtir. Ve aslında uysallaşma, evliliklerinin başında sunduğu sevgiye, bir karşılık alamadığı dönemle birlikte başlar. Tefeci olduğunu bilerek evlendiği bu adama, eserin o son kısmında, 'hep böyle tefecilik yaparak ömürlerinin sürüp gideceğine yönelik korkusu', okuyucuları hüzne boğar. Bu süreçten sonra ise tefeci, sevgisini eyleme dönüştürmeye başlar. Ancak adam geç kalmıştır ve bu büyük gerçek, kalbini de aynı şekilde acıtır. İşte, o sahnenin muhteşem detayı şöyledir: Kadın, adamın kendi yanında olup olmadığını fark etmeden şarkı mırıldanır. Adamın o mekândaki varlığının bilincinde dahi değildir. Adamın varlığıyla ilgilenmediği o zaman diliminde, kadının kendi kendine şarkı söylediği o süreç, adamda bir yıkım başlatır. 'Varlığımın farkında değil, demek ki beni sevmiyor,' diye düşündüğü o sahne, adamı korkutur. Ne yapacağını bilemez ve sevgisini eyleme dönüştürür. Kadının ayaklarını öptüğü ve yalvardığı o sahne, hüzünlü bir özür sahnesidir. Adam her şeyden vazgeçerken, kadın yaşamaktan vazgeçer ve intiharı seçer. Adam, 'aşkımdan korktuğu için ölümü seçti,' der. Âşık insanın ne yapacağı ya da ne söyleyeceği, işte yine böylece karşımıza, bir bilinmezlik durumu olarak çıkar.
Eserde stenograf anlatıcı kimliği, birçok sahnede vardır. İnsan psikolojisini iyi bir şekilde analiz etmek isteyen okuyucuların, hikâyeyi okuması gerektiğini söyleyebilirim. Ve aynı zamanda okuyucu, tüm bu sahnelerle beraber şunu da anlar: İnsanın söylediği her bir söz ya da sergilediği her bir davranış, temelde bir gerçekliğe dayanır!