Bir fuar aracılığı ile hem yazar hemde eser ile tanıştım. Yazarın ilk eseri olmasına rağmen hiçte acemice olmayan çok güzel bir eserdi. İnsan bulunduğu yeri çok iyi gözlemleyemez. Dışarıdan biri daha iyi gözlemler diye düşünüyorum. Ben bu topraklara ilk geldiğimde neler dikkatimi çektiyse hepsinin bu eserde yazılı olduğunu gördüm. Çay içmeden yatmamaları, çocuklarına zorla banyo etmelerini söylemeleri, kıtlama şeker ile çay içmeleri ufak ama daha bir çok şey eserde yazılmış, yazar doğu kültürünü çok iyi bir şekilde yansıtmış.
İlk bi 40 sayfasını aşırı bir keyifle okuduğum, sonrasında ise hüzne büründüren bir kitaptı. Maddi durumu iyi olmayan bir ailenin oğulları Sadık'ı çobanlık yapması için başka bir köye göndermeleri ile hikayemiz başlıyor. Başta gurbette olmanın zorluğunu hissediyor sonrasında ise saf, temiz duygulara yelken açıyorsunuz. Fakat her zaman olduğu gibi kötülük burayı da buluyor. Gizli, saklı bir cinayet, mazide kalmış bir sevda ve bir de kardeşin, kardeşe kurduğu tuzaklar. Sonu ise tam bir ters köşe. Sadık, o kadar çok rüya görüyor ki, okurken acaba mı diyorsunuz. Acaba rüya olabilir mi okuduklarım. Olayların birbiri ile bağlantıları, Sadık'ın sürekli ikilem de kalıp, bize acaba şimdi ne olacak dedirtmesi. Kitabı bir solukta bitirmenize sebep oluyor.
Ayrıca yazarın kendi yaşadığı toprakları çok objektif bir şekilde anlatması, ve eserini doğup büyüdüğü yerler üzerine yazması, bana göre çok naif bir davranıştı. Kendi yaşadığınız topraklar üzerine böyle güzel bir eser okumak. Eserle daha içten, samimi bir bağ kurmanızı sağlıyor. Ben bütün içtenliğimle yazarın başarılarının devamını diliyorum. Ve eserde ki en haklı cümleyi incelememin sonuna sakladım.
"Öyle ya bu topraklarda kış dediğimiz mevsim üç ay sürmüyor."
Gerçekten de öyle.....
Hakan ÇelebiGavan