Günlük hayatta sıklıkla olmasa da duyduğumuz, kullandığımız bir kelime kalıbı var: “Kendin olmak”. Peki, nedir bu “kendin olmak”? Zaten kendimiz değil miyiz, bir başkası olabiliyor muyuz? Bu tabir biraz da “var oluş” tabirine benziyor. “Var oluşumuzu gerçekleştirmek” şeklinde tabirler var psikoloji alan yazınında ama biz zaten “var” değil miyiz? Belki de sadece dünyaya gelmek ve sadece nefes almak varlığımızı hissetmemiz için yetmiyor. Ferhat Jak İçöz, bu kitabında fiziksel, sosyal, psikolojik ve bireysel olarak nasıl “kendimiz” olabileceğimizi, dinleyicisiyle sohbet eder gibi anlatıyor. Kitabı bitirdiğimde kendimi, kitabın hakkını verircesine kuş gibi özgür hissetmiştim. Sadece okuyarak hafifleyeceğiniz bu kitabın bakış açılarıyla yenilenmiş zihninizle hayatınıza yeniden başlamayı deneyin. Bu noktada bu hafifliğin neden dayanılmaz olduğunu da anlayabilirsiniz.
Kitabın tanıtımına geçmeden önce kısaca yazarı tanıyalım. Kitabın başında yazar hakkında oldukça mütevazi bir paragraf yer almakta. Kendisinden Hasan Kalyoncu Üniversitesi’nde yüz yüze ders almış biri olarak bu alçakgönüllü girişe şaşırdım diyemem. Ferhat Jak İçöz, bir klinik psikolog bir varoluşçu terapisttir. Psikanaliz, Gestalt terapi , psikodrama, logoterapi, yoga alanlarında eğitimlerini tamamlamıştır. Doktorası varoluşçu psikoterapi üzerinedir. Psikoterapistliğin yanısıra yazarımız, eğitmenlik, yazarlık, akademisyenlik, çevirmenlik, editörlük, süpervizörlük yapmaktadır. İstanbul’daki varoluşçu psikoterapistler yetiştiren Varoluşçu Akademi’nin de kurucusudur.
Kendin olmanın Dayanılmaz Hafifliği kitabı; dört bölüm ve bir okuma listesinden oluşmaktadır. Bölümler: 1. Fiziksel bir şekilde var olmak üzerine, 2. Sosyal bir şekilde var olmak üzerine, 3. Bireysel bir şekilde var olmak üzerine, 4. Tinsel bir şekilde var olmak üzerine şeklindedir. Yazar giriş bölümünde kitabın içinde hayatın vazgeçilmez kırk konusuna değindiğini ve kitabın ismini alma sürecini anlatıyor. Kitabı bir kitapçıda raftan alıp, içeriğine bir göz atan okuyucu, giriş kısmındaki samimi ve doğal havaya kendini kaptırabilir, bizden söylemesi. Kendisini yaşamın sırrını çözmüş bir psikoterapistten ziyade ömrünün sonuna kadar öğrenci olacak bir “deneyimci” olarak gören yazarımız Kierkegaard’dan bir alıntı yapıyor: “ Hayat çözülecek bir sorun değil, yaşanacak bir deneyimdir.” Bu alıntının da gösterdiği gibi, kitabın içeriği aslında alanına tutkuyla bağlı bir psikoterapistin kendi deneyimlerini sade ve etkili bir dille okuyucuya aktarmasıdır.
Yazarımızın tek bir dileği var okuyucudan; okuyucunun düşünerek okuması. Yani bir yerde okuyucunun aldığı bakış açılarını olduğu gibi kabul etmeyip, kendi zihinsel süzgecini kullanması ve kendi görüşlerini oluşturması isteniyor. Sayfa 31’de yer alan “ Vücudumuz aslında biziz.” Cümlesini okuduktan sonra bir sonraki cümleye geçebilirsiniz. Bir başka okuyucu kitaptan başını kaldırıp şöyle bir düşünebilir, ben vücudumu dinliyor muyum? Belki de bu okuyucu hayatında stresli durumlarla karşılaştığında bedeninden gelen cümleleri artık okuyabilecek. Kitap eleştirel bir bakış açısıyla okunduğunda amacına hizmet edecektir nitekim kitabın kendisi de ara ara eleştiriler içermektedir. Örneğin “canlılık” bölümünde enerjiklik durumunun “yerinde duramama, çok heyecanlı hissetme” halinden ziyade; bizi sarmalayan dünyaya; yüksek dikkat, açık algı, farkındalık ile bakabilmek olduğu açıklanıyor. Kitapta aşktan, sosyal medyaya, depresyondan kaygıya, bağımlılıklardan travmaya daha burda sayamayacağım hayatın her hali var. Kitabı yazarın istediği şekilde düşünerek ve sorgulayarak okuyan okuyucu kendini bulacak, fark edecek ve değişecektir. Bununla birlikte hafiflik hissedecek ancak değişimin ve farkındalığın sancısı altında bu “ hafiflik” beraberinde “dayanılmazlığı” da getirecektir.
Az çok felsefeye meraklı biri misiniz, varoluşçu bakış açısı dikkatinizi çekiyor ancak kavramlara boğulmak istemiyor musunuz? Buyrun size açık ve sade bir dilde yazılmış bir o kadar da derin konular üzerine düşündürüren o kitap. İyi okumalar diliyorum.