·264 syf.····Okunma: 22 Ocak 2024 12:36 Bir kitabı bitirdiğimde yeni kitaba geçsem bile o kitap hâlâ beynimin içinde dönüp duruyorsa, etkileyiciydi diyorum. İşte bu kitap da onlardan biri. Saplantılı bir ruh halinin yön verdiği, alışıldık ilişkilerin dışına çıkan bir ilk roman bu.
Elli sekiz yaşındaki isimsiz anlatıcımız küçük bir üniversitede edebiyat dersleri veren bir profesör. Yine aynı üniversitede profesör olan kocası John ile kurallarını yıllar önce koydukları, birbirlerinin özel yaşamına saygı gösterdikleri özgür bir evlilikleri var. Ama bu açık evlilik, John’un eski öğrencilerinden faydalanmaya çalıştığı iddiasıyla soruşturmaya alınmasıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Çevresindeki herkes ondan kocasını terk etmesini beklerken o bu baskılar nedeniyle boşanmayı gururuna yediremiyor. Tam da evliliğini, yılların etkisinde kalmış dış görünüşünü, bir yazar olarak kimliğini, kariyerini sorguladığı bu dönemde kampüse misafir öğretim görevlisi sıfatıyla gelen Vlamir’e sapkınca bir tutkuyla bağlanıyor.
Bu kitapta etkileyici olan şey olaylardan ziyade içsel sorgulamalardı. Yolun büyük bölümünü geride bırakıp yaşlı olarak nitelendirildiğiniz döneme girdiğinizde hâlâ bazı arzuların insana garip şeyler yaptırabilmesi, toplumun dayattığı ilişki kalıpları ve bir entelektüel olarak bunlara karşı dururken bile aslında bilinçaltınıza işlemiş olan ahlâk kalıpları.
Aynı zamanda yazar olan karakterlerin kendi aralarında yaptığı edebiyat muhabbetleri ve kitap eleştirileri de ilgi çekiciydi.
Kitapta eleştirebileceğim tek şey yazarın kendini frenlediğini hissetmem oldu. Bu kurgu çok daha cesurca bir anlatımla bizleri çoğu yazarın ayak basmaktan korktuğu bölgelere de götürülebilirdi ama yazar sanki içindeki o gücün önüne set çekmiş gibi geldi. Belki de ilk roman olduğu için böyle düşünmüş olabilirim. Diğer romanlarını da merakla bekleyeceğim.
Bu arada kitabın yurt dışı baskılarında kullanılan kapak tasarımını hiç sevmedim, Domingo Yayınevi’nin seçtiği kapak tasarımı kitabı daha çok yansıtıyor.