Puan vermedi·184 syf.····Okunma: 19 Şubat 2024 22:40 Tutuklunun Günlüğü, "meraklısına notlar" bölümünde Attila İlhan'ın belirttiği üzere İzmir'de yazdığı şiirlerden oluşuyor. Bu yönüyle şair, tüm şiirleri aynı şehirde yazılmış tek kitabı olarak görüyor. Kitaptaki şiirler beş bölümde toplanmış. Beni en çok etkileyenler ise "incesaz" ve "bulut günleridir" bölümleri oldu. Bu bölümlerde bestelenip çok beğenilen iki bilindik şiir dikkatlerden kaçmıyor: Mahûr ve Sultanı Yegah.
Şair; şiirlerinde geleneksel Türk şiiri kalıpları ile toplumcu gerçekçi anlayışını buluşturmanın gayreti içerisinde olmuş, kendi tabiriyle "ulusal bileşim" yaratmanın yollarını aramıştır. Meraklısına notlar bölümündeki şu ifadeler Attila İlhan'ın şiir anlayışını daha anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır:
"1968 ile 1973 yılları arasını kapsayan bu dönemde, şiir yönünden iki sorunum vardı, bunlar dan birincisine, önceki kitabımda başlamıştım, daha dibi kurcalanırsa belâ çiçeği döneminde başlamış olduğum bile söylenebilir, klasik türk şiirinin havasını yeni ve toplumsal bir içerikle bağdaştırarak verebilmek! yasak sevişmek’te böyle şiirler bulunuyordu, ne var ki ben tutumu birkaç şiirle geçiştirilecek bir deney olarak görmüyor, yeni ve çağdaş türk şiirinin kurulmasında etkili olacak bir yöntem sorunu gibi alıyordum, böyle alınca yeni denemelere girişeceğim besbelliydi, giriştim de. işte tutuklunun günlüğü’nde bu yeni denemelerin hepsi yer alır, bazıları incesaz gibi, zincirleme rubailer gibi bütün bir bölümü baştan sona doldururlar; diğer bazıları ise, öteki bölümlerin içine serpilmişlerdir."
"sanat eserinin genel içeriği doğa, toplum ve bireydir. bu üç öğe iç içedirler, karşılıklı tepki ve karşıtepki ilişkileri içinde bulunurlar."
"Neden kendi şiir formlarımızdan ayrılmışız da, yaban formların üstüne gitmişiz? batılılaşmak diye bir özentimiz var, ondan olabilir, biz batıyı anlamamışız.batı da bizi anlamamış, yüz yıldır bocalar dururuz. sanatta bocalarız, ekonomide bocalarız, sosyolojide bocalarız, siyaset yapanlarımız var ya, onlar da, orada bocalar dururlar, nemize gerek sonnet’ler yazmak bizim? sonnet nerden gelir, gazel ya da kaside nerden gelir, biz nerden gelir, nereye gideriz? sorması bile ayıp! batılıbazlar nasıl da kızarlar, gözlerinde çıkan ferden anlıyorum, görür gibi oluyorum."
"söz bir yerde değerini yitirdi mi, toplum, sözü yeni den değerli kılmak için şairlerini aramaya başlar."
"politika yapanları izlerim, ‘ayna sizi çirkin gösteriyorsa, niçin aynaya kızıyorsunuz?’ politikacı hep kendini yansıtan ayna ya kızmıştır, bir kez olsun kendi yüzüne kendinin yüzüymüş gibi bakamamıştır. hep ayna kendini çirkin gösteriyor sanmıştır."
"Şarkı yazmaya heveslenişimin ikinci nedeni, 55/60 yılları arasında türk musikisini yeniden ‘keşfedişim’ olsa gerek, zira çocukluk yıllarımla bu yıllar arasında alafranga solcu, farkında olmadan İnönü atatürkçüsü, dolayısıyla türk musikisi düşmanı bir başka attilâ ilhan var olmuştur, paris yaşantısının beni ensemden tutarak getirdiği ulusal bileşim düşüncesi ve zorunluluğu, istesem de istemesem de, divan şiiriyle de, divan musikisiyle de ilgilenmemi gerektiriyordu, işe musikiyle başladım. o tarihte İstanbul’da yaşıyordum, akşamları saatlerce türk musikisi dinlediğimi çok iyi hatırlıyorum. bu, şiirimde etkisini göstermekte gecikmedi. sonradan belâ çiçeği’nde yer alan emirgân’da çay saati, mahûr sevişmek gibi şiirler bu dönemin ürünüdür."
"Ozan, çağının olanaklarına sağır kalırsa, yaptığı şey, verdiği ürün, çağının insanını etkilemez, bir bakıma çağının insanı da ozana sağır kalır."
"Cumhuriyet’le uluslaşırız, şiirimiz de uluslaşmaya heveslenir, fakat Mustafa Kemal’in ölümünden sonra, uluslaşmaya paralel olması gereken ulusal bileşim (terkip) çabası durur, yeniden taklit yörüngesine girilir. 1940 ve 1950 yıllarında beliren iki yenilikçi akım, Garip ve İkinci Yeni akımları, bu nitelikleriyle Edebiyat-ı Cedide’den farksız yabancı akımlardır. Yabancılıkları, şiirin geniş okur yığınlarına dağılmasını engellemiştir. Oysa, yapılması gereken, bilimsel yöntemle ulusal bileşimi aramak, bunun için de çağdaşlaşmayı şiirde, önceki şiir halkaları üzerinde yeni koşullara uygun bir halka olarak bağlamaktı."