·520 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Ağustos 2017 03:04 !!Spoiler İçerir!!
Harika bir kitaptı. Büyüleyici. Arayıcının Efsanesi isimli dizi uyarlamasını yıllar önce izleyip hayran kalmıştım. Özellikle de kırmızı deri elbiseleri ve ellerinde Agielleriyle acımasız ve büyüleyici Mord-Sith'ler... Ama kitabı okuduktan sonra neden dizi-film uyarlamalarına karşı inatla kitaplara bağlı kaldığımı bir kere daha hatırladım.
Kitapta herşey gerçekti. Her karakter kendi nedenleri ve kendi engelleriyle bir yola çıkmış bir amaç edinmiş, gecenin karanlığında ormanda gizlenmiş her canavar belli bir sebepten korkutucu ve yolda karşına çıkan her insan belli bir önseziyle iyi ya da kötü. Kitabı okumak yaşamak gibiydi. Büyülü bir yolculuğa çıkıp acı tatlı pek çok anı edinmek... Çamur adamların selamlaşmalarından tutun da küçük Rachel'ın delicesine sevdiği bebeği Sara'ya kadar herşey hem kendine özgü hem de bizim hayatımızdan bir parçaydı. D'Hara, Orta Diyar gerçek yerlerdi. Gölgelerden ölümüne korktuk, Scarlet'ın sırtında rüzgarı kontrol ettik. Hatta Richard kılıcı her çektiğinde o tarif edilen metal çınlamasını bile duyduk. Büyülere inandık, aşık olup aşka en büyük engelin yine kendimiz olduğunu öğrenince tüm Agiellerin verebileceği acıdan daha büyüğünü yaşadık. Bize aşık bir kadın, bizim aşık olduğumuz kadının daha fazla canımızı yakmasından mutluluk duydu. Çünkü onun sevgisini gösterme yoluydu acı vermek. Sevdiğinden çok sevildiğimizi bilerek beyaz kılıçla kucaklaştı.
Ve saçlar... Yıllarca kendi saçımı kendim kestim. Saçlarım hep Rachel'ınki gibi eğri büğrü oldu. Kitapta saç sosyal statüyü belirliyor kadınlar arasında. Saçı uzun kadınlar kimseden emir almadıklarını açıklamış oluyorlar dünyaya. Bu öyle harika bir detay ki...
Kahlan; cesur, güçlü, bağımsız bir kadın olduğu için yaşadıkları topraklardaki diğer kadınlar ondan nefret ediyordu. Sonradan anlaşılan bazı nedenlerle kurtarmak için kendi hayatını ortaya koyduğu tüm o insanlar ondan korkuyordu. Öyle yalnız yaşamak için doğmuştu ki insanın boğazı düğümleniyordu.
Gelelim Denna'ya... Denna dizide benim için sadece Mord-Sith olarak bir öneme sahipti. İlk gördüğüm sahneyi -kırmızı deri kıyafetini giyerken o otantik melodi eşliğinde ekrana ilk düşüşü- kaç kere izledim sayamadım. Ama kitapta... Kelimeler hislerimi anlatmaya yetmiyor. Deli bir kadın ama onun da elinden birşey gelmiyor...
Kitabın sonu diziyi izlemiş olmama rağmen öyle şok ediciydi ki diziyi yapanlara kitaba sadık kalmadıkları için teşekkür edesim geldi.
Neyse demem o ki: Kitabı elimden bırakamadım. Yazara beni büyülü bir yolculuğa çıkardığı için teşekkür ediyorum ve kitabı ŞİDDETLE öneriyorum :))