·336 syf.····Okunma: 11 Ocak 2024 15:17 Evangeline Fox, yakın zamanda hem öksüz hem yetim kalmış; üvey annesi ve üvey kız kardeşi Marisol ile birlikte yaşamakta olan bir genç kızdır. Nişanlısı Luc ondan ayrılıp üvey kız kardeşiyle nişanlanınca Evangeline düğünü engellemek için Kader Tanrılarından Kupa Prensi Jacks'e dua eder. Öpücüğü, gerçek aşkı haricinde herkesi öldüren Jack, Evangeline'nin başkalarına vereceği 3 öpücük karşılığında bu düğünü durdurur. Ama anlaşmanın detaylarını doğru düzgün pazarlık yapmadan kabul eden Evangeline, Jacks'in herkesi taşa çevirerek düğünü durdurduğunu görünce vicdanı bu duruma elvermez ve düğüne katılan herkesi kurtarır. Sonrasında ise bu fedakarlığı yüzünden halkının gözünde kahraman olarak görülür. Genç kız, yolunun yeniden Jacks ile kesişmesinin ardından kendisini pek çok yeni maceranın içerisinde bulur.
Yazar bu seriyi bir peri masalı havasında yazmak istemiş. Zaten hem pazarlama açısında hem de okurların yorumlarında bu yönü öne çıkarılıyor. Kötü üvey anne ve üvey kız kardeş; aşırı saf, temiz yürekli, romantik ana karakter gibi yönlerden gerçekten de peri masalı sıfatına uygun. Yazarın mekan, kişi, nesne ve koku tasvirleri gerçekten insanın gözünde bir masal dünyası canlandırıyor.
Arka planda bahsedilen fakat ucu açık kalan olaylar var. Hikayenin bugününü etkilediği belli olan bu olaylar, açıklama yapılmadan altı boş bırakılınca yetersiz kaldı yer yer. Bunları daha iyi anlamak için önceden Caraval serisini okumuş olmak gerekebilir. Ben de bu ön şartı yerine getirmeden Kırık Bir Kalp'i okuduğum için yazarı bu konuda suçlayamam.
Yetersiz bulduğum noktalardan biri de -pek çok kişinin katılmayacağını biliyorum ama bi'durun- Jacks ile Evangeline'nin aralarındaki kimya. Bu seri hakkında slow Burn dedikleri için ilk kitapta ilişkilerinde fazla bir ilerleme görmememizi normal karşılıyorum ama ikisi arasındaki çekimi hissettiğim anlar o kadar az ki; yorum yazmak için dönüp baktığımda aklıma gelen yok. Halbuki ben bu çiftin macerasını takip ederken bir türlü bir araya gelemedikleri için oturduğum yerde kıvrım kıvrım kıvranmak; onların aşklarından yatağa düşmek isterdim. Olmadı.
Bazı şeyler okuyucuya gösterilmek yerine anlatılıyor, hem de defalarca. Dolayısıyla orada bir bit yeniği olduğunu anlıyorsunuz ama bunu satır aralarından ipuçlarını toplayıp bir sonuca varmanın heyecanıyla değil; kör göze parmak şeklinde verilen donelerle yapıyorsunuz. Örneğin, Evangeline'in sürekli üvey kız kardeşinin ne kadar iyi biri olduğundan bahsetmesi ama buna okuyucuyu inandıramaması Marisol'ün gerçek motivasyonları hakkında okuru şüphelendiriyor. Şüpheler doğrulanınca da elde ettiğiniz şey "Böyle olucağını biliyordum!" tatmini değil; okurken zamanınızı boşa harcadığınız hissi.
Hem Evangeline hem de Jacks'in başına gelince dikkatimi çeken ve takıldığım bir nokta daha var. Yazar, sanki olayları yazmamak için karakterleri sihirden doğan şartları kullanarak orta vadeli uykulara yatırıyor. Acaba yazacaklarını iyice planlamadan bodoslama dalıyor, sıkışınca da acil çıkış olarak bu yöntemi mi seçiyor diye düşündürttü bana.
Kader Tanrıları ve Tanrıçaları, prensler, prenseslerin dolu olduğu bu peri masalı ortamında bir noktada bana "Ne alaka şimdi?" dedirtecek şekilde vampirler zuhur etti. Olay dizisine bağlanan bir kısmı var tabii ki, komple havada kalmıyor ama o kadar abes kaçmıştı ki hakikaten güldürdü.
Bunca şeyi yazdım da yazdım ama kitabı beğenmememdeki en büyük etken Evangeline'in bildiğiniz, dümdüz salak bir karakter olması. Naif, iyi yürekli, saf falan değil (böyle yazmak amaçlanmış olabilir ama değil yani); dümdüz SALAK. Kime güvenip güvenmeyeceğini bilen; fedakarlıklarını doğru kişiler için yapan; kendi kimliğiyle ilgili açığa çıkan işaretleri kullanmada daha akıllı davranan bir karakter olarak yazılsaydı eminim okumaktan keyif alırdım.
Sonuç olarak neden abartıldığını bir türlü anlayamadığım bir kitap okumuş oldum. Ama ben de Evangeline gibi hatalarından ders almayan biri olduğum için Booktok'un tavsiyelerine itimat edip serinin ikinci kitabına bile bir şans verdim.