Puan vermedi·296 syf.····Okunma: 09 Nisan 2024 10:14 Hayat bir masaldan, hikayeden başka bir şey değil"derdi amcası her günün sonunda, çocukluğunda . Hikaye ne peki? Unutulmuş yerlere geri dönme vaadi sadece. Amcası çoktan gitti; şimdi de büyük Hiçliğin rıhtımında, gemisinin gelip onu almasını bekleme sırası onda. İnsan kendine nasıl veda eder.
1922 yılı İzmir malum dönem, Osmanlı'nın yıkılışı ve gider ayak kendi menfati uğruna sevr antlaşması imzalanmış, Ülkenin çoğu yeri düşman işgalinde. Anlatıcımız Niko ölüm döşeğinde bize o dönemde küçücük bir çocukken yaşadıklarını aktarır. Annesi onu doğurduktan sonra kanamaları devam eder ve bir süre sonra ölür. Babası ise Osmanlı için savaşmak üzere Şam'a gönderilir ve bir daha dönmez. Niko büyük Annesi, dahilik ve delilik arasında gidip gelen amcası Polikarp ve ressam halası ile birlikte yaşar. En çok hala ile vakit geçirir.
İşgal sırasında bir Yunan aileyi anlatırken Türk halkının da onlar kadar mağdur olduğunu göstermek için Nazım'ı dahil eder kitaba. İnsan acısı her millette her ulusta aynıdır. Savaş çıkaranlar halkı değil kendi çıkarları için savaş çıkarır. Ve ölenler acı çekenlerde umru değildir. Ölüm döşeğindeyken gelen Papazı Niko istemez çünkü din adamları da savaşı çıkaranların çıkarları için çalışır onlarda rahatlarından ödün vermez küçücük çocukken onu nasıl kullandıklarını hatırlar.
Sahiplendiğimiz hiçbirşey bizim değildir. Biz sadece onların geçici kullanıcılarıyız. Ve hiçbişey sonsuz değildir.
Evrenin bir köşesine ait olma duygusundan ibaretti. Tıpkı bir annenin çocuklarını sahiplendiği gibi, insanın ruhunu sahiplenen bir toprak parçası.Bizi sahiplenen topraktır, ama bi onu sahiplenmek için savaşırız.