Öncelikle herkese merhabalar. Favori yazarım Cassandra Clare'in okumadığım tek serisi olan Son Saatlerin ilk kitabı Altın Zincir yorumu ile karşınızdayım. Kitabımız 1903 Londra'sında Cehennem Makineleri'ndeki karakterlerimizin çocuklarını konu alıyor ve tabiki Cordelia Carstairs'ı... Okurken içimde hep uzun süredir gitmediğim evime geri dönmüşüm hissi vardı. Londra'nın o kasvetli havasını, karakterlerin arasındaki o müthiş bağı okurken tekrar Cehennem Makinelerini okuyormuşum gibi içim sıcacık oldu. Will ve Tessa Herondale'ın çocukları James ve Lucie. Cecily ve Gabriel Lightwood'un çocukları Christopher, Anna ve Alexander. Gideon ve Sophie Lightwood'un çocukları Thomas, Barbara ve Eugania. Henry ve Charlotte'un çocukları Charles ve Matthew. Gerçekten sayarken yoruldum. Bir anda on tane torunum olmuş gibi bir his... Will zaten dünya üzerindeki en sevdiğim karakter ve onu baba olmuşken okumak bana gururlu anne modumu açtırttı.
Kitabın konusu her yerde yazdığı için direkt spoilerlı yorumuma geçiyorum. Kitabın ilk bölümü günümüzden altı yıl öncesinde Lucie'nin, hayalet olan Jesse Blackthorn'la karşılaşmasıyla başlıyor. Tabii o zaman Lucie küçük bir çocuk olduğu için ne Jesse'nin hayalet olduğunu -hayaletleri görmek Herondale ailesinde yaygın rastlanan bir yetenek- ne de Blackthorn olduğunu biliyor. Bu olaydan altı yıl sonrasında da Carstairs'ların gelişinin kutlandığı partide tekrar Jesse ile karşılaşıyor ve onu sadece kendisinin gördüğünün farkına varıyor. Tessa'nın hem büyücü hem de gölge avcısı olmasının izlerini çocukları taşıyor -normal şartlar altında büyücülerin çocuğu olmaz- çünkü James'de çocukluğundan beri gölgeye dönüşüp, iblisleri görebiliyor. James'in başındaki bu belalar yetmezmiş gibi birde Grace Blackthorn var... Tatiana Blackthorn'un evlatlık kızı ve Jesse'nin üvey kardeşi. Okurken ön yargılıydım çünkü Mekanik Prenses'in sonunda Magnus'la olan sahnesi hep aklımdaydı. Ön yargılarımı kırıp Tatiana gibi bir psikopatla ömür geçirdiği için empati yapmaya çalıştım ama yok olmadı yani. Çıldırdım okurken. O kadar bencil ki anlatamam. Bilekliğini kullanarak Matthew'u öpmesi ve yoluma çıkarsan herkese söylerim demesi son noktaydı benim için. Salak yavrum James'de ömrünü ona aşık olduğunu sanarak geçirmiş ve hala öyle devam ediyor. Gözünün önünde ki güzelim Cordelia harcanıyor.
Cordelia'ya bayıldımm. Gerçekten çok aklı başında bir karakterdi. Cassandra'nın en sevdiğim kadın karakterlerinden biri oldu. Umarım bu aklı başındalıkla devam eder. Cehennem Makinelerinde Tessa'nın yaptığı gibi beni çıldırtmaz. James'e karşı hissettiği o platonik aşk çok güzel işlenmişti. Aslında James'in de Cordelia'yı sevmesi ama Grace'in taktığı bileklik yüzünden elinin kolunun bağlanması göğsümü daralttı kitap boyunca. Grace Charles'la nişanlanınca bilekliği James'den geri aldı ve dünya bir kaç bölümlük güzelleşti resmen. O kısacık zamanda Cordelia'yla fısıldayan odada yaşadıkları ve gözünün açılmaya başlamasını okumak çok keyifliydi. Ta ki Grace bilekliği tekrar zorla takana kadar. Zaten o bilekliğinde cehennem prensi (James'in dedesi) tarafından gönderildiğini kitabın sonunda öğreniyoruz.
Cassandra'nın kitaplarına her ne kadar aşık olsamda şu aşk üçgeni işini azaltalım be ablam. Resmen tarih tekerrür ediyor dedirtmek için yeni bir parabatai'ların arasına giren kız yazmaya çalışıyor. Kitap boyunca bunun zeminini çok güzel hazırladı ikinci kitaptan çok korkuyorum bu yüzden. Ayrıca Jem, Will ve Tessa arasındaki üçgen her şeye rağmen çok saygılıydı ama burda Matthew'un "James onu sevseydi Jem gibi aralarından çekilir ve bir daha ondan hiç bahsetmezdim. Ama James onu sevmiyor." gibi replikleri beni çok rahatsız etti aralarındaki parabatai'lık ilişkisine saygısızlık. Matthew gerçekten çok ikonik bir karakter böyle bir hikayede harcamasını asla istemem. Akademi'de yaşadıkları, içten içe daddy issuesunun olması ve alkolik olması onu çok derin bir karakter yapıyor. Geçmişe gittiğimiz bir bölümde katil olduğunu söyledi bununda perde arkasını çok merak ediyorum. Başta Matthew'u Lucie ile shipledim ama Jesse varken hiç olcak iş değil yani, ilerleyen sayfalarda anladım. Jesse müthiş biri. James'e son nefesini verince nasıl ağladığımı bilmeseniz de olur...
Gelelim Neşeli Haydutlara (Merry Thieves). Christopher, Thomas, Matthew ve James... Kitabın belli bi kısmına kadar onlara atanmış kişisel özellikleri varmış ve asla bunun dışına çıkamazlarmış gibiydi. Ama kitabın ilerleyen sayfalarında James ve Cordelia'nın "Hepimiz rollerimizi fazla benimsedik. Bilgin Christopher, iyi kalpli Thomas, hovarda Matthew. Ben de... Aslında ne olduğumdan emin değilim."
"Sen liderlerisin." böyle bir repliği vardı ve karakterlerin aslınsa bu özelliklerinden ibaret olmadığı konuşuldu. Gerçekten çok hoşuma gitti bu sahne. Christopher bu kitapta pek olayların içinde olmasada ikinci kitapta daha aktif olacağını düşünüyorum. Thomas'da çok tatlıydı Alastair'la ilişkisi nereye bağlanacak çok merak ediyorum. Alastair Çok güzel bir şekilde Charles'la olan bütün bağını kopardı. Bundan sonra Thomas'la yolları açılır derken Matthew bombayı patlattı ve akademide yayılan iğrenç Gideon ve Charlotte'un sevgili olma dedikodusunu Alastair'ın yaydığını söyledi. Resmen kanım dondu orayı okurken. Alastair'ı akademide yaptıklarına rağmen gerçekten çok sevmiştim. Çünkü ya ezilen ya da ezen olacaksın mantığıyla yapmıştı her şeyi. Kendi yaşadıklarını Cordelia yaşamasın diye ondan saklaması da tam bir abi hareketiydi ama bu dedikodu olayı baya sınırı aştı bundan sonrasında ne olacağını çok merak ediyorum. Anna'da çok kraliçe bir karakterdi. O dönemde ki belli başlı kalıpları yıkıp bohem bir hayat yaşıyor ve en büyük destekçileri de Gabriel ve Cecliy... Evlatlarım benim. Anna'nın neşeli haydutlarla da Cordelia'yla da olan ilişkisi çok güzeldi. Hele James'in Cordelia'yı fark etmesi için yaptıkları... Kraliçe derken şaka yapmıyordum.
Kitabın sonu James ve Cordelia'nın evliliğe sürüklenip nişanlanmalarıyla bitti. Gerçekten ikinci kitap için çok heyecanlıyım. Bayılıyorum sahte evlilik okumaya. Cordelia zaten yanık her şey James'in bileklikten kurtulmasına bakar. Bakalım bizi ikinci kitapta neler bekliyor.
Kitabın sonuna ek bölüm olarak koydukları Tessa ve Will'in düğününü anlatan on beş sayfa boyunca hüngür hüngür ağladım. Benim bu kitaplara olan sevgim şaka değil.