·74 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Nisan 2024 17:31 On İki Hayvanlı Türk Takvimi'ne göre Yalpağan Yılı'nda olduğumuzun şerefine değerli arkadaşım Emre Bozkuş tarafından hazırlanan Fantastik Öykü ve Resim Seçkisine hoş geldiniz! Hazırladığı öykü ve resim seçkisine ad vermede yerli bir ad yerine Yerdeniz serisindeki yalpağanın adı seçerek Ursula Kroeber Le Guin'in eserlerine olan sevgisini gösterdi. Gönül isterdi ki bizden bir ad olsaydı da böylece dilimizdeki ejderha kelimesini sildirirdik çünkü popülerlik sayesinde dilimizi sadeleştirirdik.
İsmail YİĞİT'in "Masaj Koltuğu" adlı öyküsü, korku ve gerilim öğelerini başarıyla harmanlayarak okuyucuyu etkisi altına alıyor. Öyküee kullanılan tanıdık isimler, öykünün gerçekçiliğini artırırken bir yanda kalem, insanların trajedilere karşı duyarsızlığını ve bu duyarsızlığın sonuçlarını, kör dilsiz şeytan metaforu üzerinden eleştiriyor. Rıdvan'ın hayaletinin Malik Bey'i hedef alması, adalet arayışının bir yansıması olarak okunabilir. Yiğit'in öyküsü, hem kurgusal bir gerilim öyküsü olarak hem de toplumsal bir eleştiri olarak değerlendirilebilir. Bu özellikleriyle eser, edebiyatın karanlık ve aydınlatıcı yönlerini bir araya getiriyor.
Münevver UZUN'un "Maşinga" adlı öyküsü, düşsel kurgudan ziyade psikolojik gerilim öyküsü olarak kabul edilebilir. Öyküde düşsel kurgu emareleri yerine kabuslardaki dişli güller gibi her insanın karabasanlarında görebileceği semboller kullanılmıştır. Öyküyü okuduktan sonra.düşüncelerinle öyküdeki bütün taşların yerine oturduğunu hissedersiniz.
Ancak öyküde anlamadığınız nokta olan katil neden Mesut'tur? sorusu, öykünün derinliğini artırıyor. Bu soru, okuyucunun kendi yorumunu yapmasına olanak tanır. Belki de Mesut'un iç dünyasında gizli bir sebep vardır ve bu da öykünün sırlarını daha da çekici hale getirir.
Vicdanla yüzleşme ve kişilik bölünmesi teması da öykünün önemli bir parçasıdır. Bayram'ın Hasan'ın ailesine olağanları anlatması, Mualla'nın yaşadığı durumları değiştirebilirdi. Ancak insan doğası gereği, vicdanla yüzleşmek ve kişilik bölünmesini yaşamak kolay değildir.
Ali Okan PANDAR'ın "Mavi Ova" adlı öyküsü, belirli bir kelimenin çıkarılmasıyla tam anlamıyla Türk Düşsel Kurgu öyküsü olarak nitelendirilebilir. Öykü, durum öykücülüğüne dayalı bir anlatımı benimseyerek öykünün içinde yer yer komik unsurları hissettiriyor. Çin ve Batı mitolojilerinde sıkça rastlanan ejderha figürlerinin aksine Türk Mitolojisi'nden esinlenen ejderha kavramını kullanarak savaş temalı bir öykü ortaya koymuştu kalem. Bu yaklaşım, öykünün hem kültürel bağlamını güçlendiriyor hem de yerel mitolojik öğeleriyle özgün bir atmosfer yaratıyor. Pandar'ın öyküsü, Türk edebiyatının düşsel kurgu alanındaki derinlik ve çeşitliliğini gözler önüne seriyor ve okuyucuyu kendi kültürel kökleriyle yeniden bağ kurmaya davet ediyor.
Selin ARAPKİRLİ'nin "Dobruca Cadısının Kızoğlu" öyküsü, alternatif tarih kurgusu ve şehir efsanesi niteliğindeki öykülerine dikkat çektirir. Bu türdeki eserler, Mehmet Berk Yaltırık gibi yazarların kalemlerinden çıkabilecek düşsel kurguların sınırlarını zorlar. Yaltırık'ın bu eseri okuması durumunda, kurgunun hayal gücüne ve anlatım biçimine nasıl bir tepki vereceği merak konusudur.
Öykü, gerçek bir efsanenin izlerini taşıyor gibi görünse de yapay bir halk öyküsü olma ihtimali de bulunmaktadır. Anlatımın etkileyiciliği, okuyucuyu öykünün sonuna kadar sürükleyebilirken gerçeklikle kurgu arasındaki sınırların belirsizliği düşündürücüdür. Eserde işlenen temalar, Osmanlı İmparatorluğu'nun devşirme sisteminin eleştirisine yer verir ve bu sistemin Müslüman olmayan insanlar üzerindeki etkilerini sorgular. Tarihi ve toplumsal normlara bağlılığın vurgulandığı bu öykü, okuyucuya tarihsel olayların yankılarını hissettirir ve geçmişten dersler çıkarmayı öğütler. Bu yönüyle; eser sadece bir öyküden öte, tarihsel ve toplumsal bir eleştiri olarak da değerlendirilebilir.
Aşkın GÜNGÖR'ün "P. İ. Ç." adlı eseri, öyküye konunun ortasından başlaması ve karakterler arasındaki ilişkilerin yeterince açıklanmaması nedeniyle okuyucuyu ilk etapta bir durağanlık hissine sürükler. Ancak Pertev İhsan ve sahafçı arasındaki üzerinde P.İ.Ç. yazılan kara kitap üzerine diyaloglar, öykünün akışını canlandırarak kırılma noktası olarak işlev görür. Öykünün sonunda sahafçının ölümü ve geçmişteki suçları, okuyucuda Pertev İhsan'ın rolü üzerine sorular uyandırır. Bu, öykünün gizemini artırırken karakterlerin motivasyonları ve geçmişleri hakkında spekülasyon yapmaya zorlar. Ayrıca öyküde kullanılan büyü dili ve komik ifadeler, esere bir sitcom havası katmakta ve okuyucunun eseri farklı bir perspektiften değerlendirmesine olanak tanımaktadır. Bu özellikler, eserin hem edebi bir inceleme hem de toplumsal bir yorum yapısına sahip olduğunu gösterir.
Ezo Evrim HARSA'nın "Kara Puma" öyküsü, küresel bir düşsel kurgu olarak nitelendirilebilir; zira karakter ve mekan adları, farklı dillerin özelliklerini yansıtarak evrensel bir çekicilik sunar. Ancak öykünün betimlemelerindeki eksiklikler, Yabanıllar'ın ilkel insanlar mı yoksa kahinler mi olduğu gibi belirsizliklere yol açmakta ve karakterlerin cinsiyet ayrımını belirginleştirecek detaylardan yoksun olması, onların okuyucunun zihninde somut bir şekilde canlanmasını engellemektedir. Öyküde sakat doğan bebeklerin ormana terk edilmesi, ölen kadınların bedenlerinin Kara Puma'ya kurban edilmesi ve annelerini doğumda kaybeden bebeklere "anne katilleri" denilmesi gibi unsurlar, düşsel kurgunun karanlık ve rahatsız edici yönlerini ortaya koymaktadır. Bu ögeler, eserin sadece düşsel bir anlatıdan ibaret olmadığını aynı zamanda derin ve kışkırtıcı temaları işlediğini göstermektedir. Öykünün bu yönleri, okuyucuyu hem öykünün kurgusal dünyasına çekmekte hem de toplumsal normlar ve etik değerler üzerine düşünmeye sevk etmektedir.
Özlem ERTAN'ın "Pythia" adlı eseri, distopya ve düşsel kurgunun iç içe geçtiği, kıyamet sonrası bir dünyada geçen bir öyküdür. Salgın sonucu insanlığın bir kısmının yok oluşu ve bir kısmının hortlaklaşarak hayatta kalanlara saldırması gibi karanlık bir tablo çizen eser, Sibel Bilici isimli genç bir Türk kızının hayatta kalma mücadelesini anlatır. Hortlaklardan kaçarken gizemli bir sesin rehberliğinde kayıp Ahit Sandığı'na ulaşan Sibel, sandığın içine girerek kendini kurtarır. Yazar, sandığın aslında Grek kültürünün hakim olduğu bir döneme açılan bir zaman kapısı olduğunu ima ederek okuyuculara öykülerin çok katmanlı okunabileceğini öğretir.
Öyküde, Ahit Sandığı'nın kullanımı ve Pythia ile olan ilişkisi değil de İbrani mitolojisine atıfta bulunacak şekilde kurgu kullanılsaydı okuyucuda merak uyandırır. Sandığın; İbrani efsanelerine değil de Grek mitolojisine açılan bir kapı olması, eserin mitolojik referanslarının zenginliğini ve yazarın kültürel motifleri nasıl yeniden yorumladığını gösterir. Bu öykünün sadece bir distopya veya düşsel kurgu olmanın ötesinde, tarihsel ve mitolojik öğeleri modern bir bağlamda ele alarak okuyucuya derin bir okuma deneyimi sunduğunu vurgular. Öykü, bu yönüyle mitoloji ve tarihin günümüz dünyasındaki yansımalarını keşfetmeye davet eden bir edebi çalışma olarak değerlendirilebilir.
Mustafa EVERDİ'nin "Kadın! Tadın Yok" başlıklı denemesi, adı ve içeriği arasındaki uyumsuzlukla dikkat çeker. Öykü, birden fazla temayı ele alırken, bu temaların öykünün bütünlüğü içinde yeterince işlenmediği bir izlenim bırakır. Türk tarihi ve mitolojisiyle ilgili eleştiriler, eserin tarihî hassasiyetten yoksun olduğu yönünde yorumlara yol açabilir. Timur'un etnik kökeni ve tarihteki rolü üzerine yapılan tartışmalar, eserin tarihsel doğruluk konusunda sorgulanmasına neden olur. Öncelikle Ülgen'in kadın değil erkek olduğunu unutulmuş. Bir de Özbekler farklı bir ulus değil aksine bir Türk boyu olduğundan dolayı kurguda Özbek kadın değil Özbek Türk'ü kadın denilmelidir. Ayrıca Ensest ilişkiyi de sanki marifetmiş bir öyküde anlatılıyor.
Kadının tarihsel süreçteki kimlik bunalımına dem vurduktan sonra komşu kadının öykücülüğüyle öyküyü bitirirken aslında eserin edebi bir yapıttan ziyade, yazarın kişisel görüşlerini ve toplumsal eleştirilerini dile getiren bir metin olarak algılanabileceği söylenebilir. Bu bağlamda, eserin seçkiye dahil edilmesi, edebi değerler ve tarihsel hassasiyetler açısından tartışmalı bulunabilir.
Emre İNANÇ'ın "Çan Kulesi" öyküsü, seçilen karakter adlarının yerli düşsel kurgu özelliklerini yansıtmaması ve yoğun betimlemelerle anlatımın karmaşıklaşması nedeniyle okuyucuda anlam bozukluğu yaratmış. Öykünün içeriğinin net olarak anlaşılamaması, eserin bu sayıda yer almasının tartışmalı olduğunu gösteriyor. Eserin, anlatı bütünlüğü ve tematik açıklık açısından daha dikkatli bir kurgulama gerektirdiği söylenebilir. Bu durum, öykünün edebi değerlendirmesi ve seçkiye dahil edilme kriterleri üzerine yeniden düşünülmesini gerektirebilir.
Evrim GÖKÇELİK'in "Orm'un Kökleri" başlıklı makalesi, ejderha figürünün mitolojideki yerini ve önemini incelerken, okuyuculara bilgilendirici bir perspektif sunar. Makale, Yerdeniz serisindeki "Orm Embar" isminin kökenine ve bu karakterin hikâyedeki rolüne dair daha fazla bilgi verilmesi gerektiğini öne sürer. Ejderha kelimesinin Persçe kökenli olup "yılanların padişahı" anlamına gelmesi ve Türkçede "dragon" kavramını karşılaması, dilimizin mitolojik varlıkları nasıl benimsediğine değinilirdi. Grek mitolojisindeki ejderha betimlemelerinin ayrıntılı incelenmesi bazı okuyucular için yorucu olabilirken Çin ve Türk takvimlerindeki Ejderha Yılı gibi kültürel ögelerin karşılaştırmalı olarak ele alınsaydı bu mitolojik varlıkların evrensel etkisini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.
Sanatın çeşitli yönlerine olan ilgi ve takdir, bireysel zevklerin ve düşüncelerin bir yansımasıdır. Resimlerin bazı bölümlerine olan bu özel ilgi, alışılmadık ve olağandışı olanı arayan bir gözlemcinin arzusunu göstermektedir. Aynı zamanda Batı ve Çin kültürlerini taklit edilmeden yaratılan düşsel dünyalar için öykü yazarlarına sunulan teşekkürler, edebiyatın sınırlarını zorlayan ve kültürel çeşitliliği kucaklayan yazarların eserlerine olan takdiri ifade etmektedir. Her öykünün herkes tarafından aynı şekilde beğenilmemesi, edebiyatın subjektif doğasını ve farklı bakış açılarının zenginliğini vurgular. Bu çeşitlilik, edebi dünyanın her birimizin benzersiz zevklerine ve düşüncelerine hitap edebilecek kadar geniş ve kapsamlı olduğunun bir kanıtıdır.