Sezin Karameşe’yi sosyal meydadan yıllardır takip ederim.Paranormal,doğaüstü olaylar çok ilgimi çekmese de Sezin’in anlatış biçimi her zaman hoşuma gitmiştir.Kitap çıkarttığı zaman yine ünlü olup bilgisi olmadığı sektörlere yönelenlerden sanmış ve şaşırmıştım.Yanılmışım.Otuz Yedi’yi de okudum.Bu kitabı da yeni bitirdim.Otuz Yedi’nin sonunda çok şaşırdığımı hatırlıyorum,bence kurgusu güzeldi.Ancak dil ve anlatım bakımından kendini çok geliştirdiğini anladım bu kitabı okuyunca.
—spoiler içerir—
Ben polisiye kitapları çok sevdiğimden sanırım kitabı okurken herkese kuşkuyla yaklaştım.Bu yüzden olsa gerek Atlas’a tam anlamıyla zaten güvenmemiştim.Plakasını almayı başardığı an Atlas olduğunu anladım.Ama yine dediğim gibi ben Agatha Christie okumaktan artık en ufak olayda bir karakteri sorumlu tutma eğilimindeyim.Eğer çok sık polisiye okumayan birisi olsaydım kesinlikle büyük ters köşe olurdum.Leyla’ya kitap boyunca çok kızdım içimden.Yağmur’a çok üzüldüm.Barlas karakterinin bu işe nasıl bulaştığını,insanlara bunun yapılmasını neden onayladığını da okumak isterdim.Hatta keşke evdeki anne baba kavgası kısımlarının yerine Barlas’ın hikayesini okuyabilseydik.Umarım yazar Barlas’a özel bir kitap yazmayı düşünür.Leyla’nın intiharı da beni üzmedi,etkilemedi.Aşk bu kadar gözü kör etmemeli.Aşkın arkasına bu kadar sığınılmamalı.Leyla’yı bu hikayede tamamen haksız buluyorum.Bu seanslara o kadar para harcayacağına,gerçek bir psikiyatristle depresyon tedavisi için çalışsaydı keşke.
Eleştirdiğim noktalar olsa da ben bu kitabı beğendim.Son dönemde kitap okuma sıklığım azalmıştı,artırmak için çabalıyordum ama elim bir türlü gitmiyordu kitaplara.Bu kitabi elimden düşürmeden bir günde bitirdim.Sürükleyiciydi ve sanırım kitap okuma alışkanlığımı geri kazanmama yardımı dokunacak.
Benim aklımda soru işareti de kalmadı açıkçası.Her şeyin cevaplandığını düşünüyorum.Kitap bitince de bir süre bana kader anlayışını düşündürttü.