Midas'ın Müritleri, Jack London'ın beş öyküsünün derlendiği bir kitap. Aynı isimle, farklı yayınevlerinden çıkan baskıları da var fakat, kitaba ismini veren öykü dışındakiler tamamen aynı değil. Diğer baskılar için, öykülerin birbiriyle alakasız olmasını eleştirenler olmuş fakat #folkitap baskısındaki öykülerin ortak bir teması var. O da; para ve insan doğası.
Para için asırlar içerisinde değişmeyen tek şey bir ihtiyaç olması. Gerekliliği tartışılmaz fakat mutluluk getirir mi bunun üzerine uzun uzun konuşulabilir. İlk iki öykü, parayı hayatının bile önüne alan insanları konu ediniyor. İkinci öyküde, bir adada yüzlerce insanın ölümüne sebep olan dehşet bir fırtınadan kurtulan birkaç insanın buldukları, çok para getirecek inciye sıkı sıkı tutunmalarını şaşkınlıkla okuyoruz. Ama onları anlıyorsunuz da. Çünkü hayata tutunmalarını sağlayan bir ev hayalini temsil ediyor o inci. Kitabın arka kapağında da belirtildiği gibi her öyküde bu karmaşayı da yaşıyoruz aslında. Kim haklı, kim suçlu, belirsizleşiyor.
Üçüncü ve dördüncü öykü yazarın siyasi görüşünün zaman içerisinde, kafasını karıştıran, çelişkiye düştüğü bir dönemini yansıtıyor bence. Kendisi yıllarca sosyalizmi benimsemiş ama zamanla bu görüşe karşı soru işaretleri oluşmuş kafasında. Özellikle üçüncü öykü, yine kim haklı sorusuyla sıradışı bir kapitalizm bakış açısını yansıtıyor. Son öykü ise, parayla henüz tanışmamış bir grup yerlinin, değişime duyduğu korkuyu resmediyor. Teknoloji olmasa, para icat edilmese, tamamen bir cehalet içinde yaşasak daha mı mutlu olurduk diye düşünüyor insan.
Yazarın kalemini seviyorsanız bu öyküler de mutlaka okunmalı. İnsanı bambaşka açılardan yakalayıp, anlatmayı başarmış. Kesinlikle düşündürücü ve keyifli.