Kitap yalnız yaşamak adına babasının memleketine, Les Chirons adındaki hayalî takım adalardan en küçüğüne, Antioche'ye yerleşmiş olan Alec Zender'in günlüğünden kesitler sunuyor. Antioche bildiğimiz Antakya anlamına geliyor ve manidar şekilde "antik" anlamı taşıyor. Bu adanın iki sakini var, birisi Eve, diğeri baş kahramanımız. Eve isminin Havva ile eş anlamlı olduğunu, tek başlarına bir adaya kovulmuş olan bu ikilinin, âdeta insanların cennetinden kovulmuş bir Âdem - Havva alegorisi taşıyor olması ihtimalini akıldan çıkarmayalım. Üstelik Eve tam olarak Havva gibi, medeniyetin nasıl ileri gideceğine dair çok doğru çıkarımlarda bulunmuş, bunu kitaplarında da yazmış olmasıyla, "yasak bilgelik elması"nı yemiş, belki de bildikleri sebebiyle insanlıktan uzaklaşmış, bir nevi "cehaletin mutluluk olduğu medeniyetsizlik cennetinden kovulmuş", bu adada tek başına yaşamaya mahkum olmuş bile diyebiliriz. Nihayetinde kendilerine Empedokles'in dostları diyen bir grup insan ortaya çıkıveriyor. Bütün dünyanın gidişatına müdahil oluyor.
"Empedokles'in Dostları" mevcut medeniyetin dışında kendi medeniyetlerini kurmuş, bu paralel medeniyette ise savaşmak, ırkçılık, gericilik ve daha nice ilerleme düşmanı olan, bildiğimiz insanoğlunun yapmaktan çekinmediği hataların hiçbirini yapmamış. Bunun sonucunda bilinen bilimin, teknolojinin, tıbbın ve hatta felsefenin çok daha üzerine çıkmışlar, bildiğimiz anlamdaki dünya medeniyetimize Aztek'lerle karşılaşan İspanyol kâşiflerin baktığı gibi, yukarıdan bakmışlardır. Kelimenin tam anlamıyla bizlere "medeniyet getirmek" için görünür olmuşlar, saklandıkları uçsuz bucaksız denizlerden gelmiş, insanlığın yok olmaya gittiğini ve bunu engellemek için nükleer silahsızlanma başta olmak üzere birçok adımı atacaklarını bizzat insanoğluna bildirmişlerdir. Bu yönüyle onlar insanlığı kurtarmak için gelen peygamberler olmuşlar, çok ileri bir tıp yardımıyla kâh sakatı iyileştirmiş, kâh ölüyü diriltmişler ve gösterdikleri mucizelerle milyonlarca insanı kendilerine bağlamışlardır. Gelgelelim insanoğlu bunu da bir iktidar mücadelesi gibi ucuz bir kapsamda değerlendirip onlara saldırınca yani yazarın kullandığını tahmin ettiğim alegoriye göre "Kurtarıcı İsa'larımız çarmıha gerilince" bu dünyayı terk edip tekrar saklanmışlar, ancak hazır olduğumuz zaman geri gelme sözü vererek "Kurtarıcı Mesih"imiz olmuşlardır. Hazır olmayı ise bu hayattaki tek düşmanımızın ölüm olduğunu fark etmemiz olarak tanımlamışlar, basit iç çekişmelerin nihai olarak anlamsız olduğunu, insanın bütün kavgasının ölümü yenmek üzerine olması gerektiğini ifade etmişler.
Yazara göre kendimizden üstün bir medeniyet, bizim için iman edilen kurtarıcılara dönüşür, böylece ne kadar modern ve ileri olursak olalım, kendimizden daha ileri bir medeniyet ile karşılaşmamız durumunda son derece aciz "kullar" oluveririz. Yazar medeniyetlerin yok oluşa doğru gittiğini, bunu kurtarmanın neredeyse imkansız olduğunu, gerçek düşmanın ölüm olduğunu anlatırken oldukça fazla mitolojik gönderme yapmaktan çekinmiyor. Bu yönden kitabı oldukça beğendim. Yazarın fikirleri dünya tarihini çok doğru okuyor. İyi Okumalar...