Gönderi

"Küçücük çocuklara her şeyi neden anlatmak gerek?"
10/10
·183 syf.··
2024 2. kitabı
Hakikaten de sevgili Portuga, bana her şeyi çok erken anlattılar... (syf:183) Ne yazsam sana şimdi Zeze!! Öyle karmaşık duygular içerisine girdim ki kitabın bitimiyle, yutkunmak istedikçe boğazımda düğümlendi tükrüğüm.. Üzgünüm Zeze!! Hem de çok üzgünüm.. Kitabı henüz beş yaşındaki akıl küpü bir afacanın dilinden dinliyorsunuz.. Hatta belki de büyümüş ama çocukluğunu büyütememiş bir yazarın geçmişini izliyorsunuz demeliyim.. Acı geçmiş, asla geçmemiştir bir bakıma.. Acıtarak geçtiği içindir belki de unutulmazlığı.. Kendi başına okumayı, şarkı söylemeyi öğrenmiş, babasını kırdığı için koca boya sandığını yüklenip sırf babasının gönlünü alabilmek adına akşama kadar boyayacak bir kaç ayakkabı aramış sonunda sigara almaya yetecek kadar parayı elde ederek babasını mutlu etmeyi başarmış ama yine de : "Her adımda babamın gözlerine basıyordum sanki. Acımı gözlerinin içinde çekiyordum. Hissettiğim ıstırap her türlü açlıktan beterdi.. (syf:51)" diyebilecek kadar büyümüş bir çocuk, Zeze.. "Fabrika bir ejderhaydı; her sabah insanları yutan, akşamlarıysa yorgun insanlar kusan bir ejderha.. (syf:62)" Babasının işsiz oluşundan sebep mutsuzluğunu farkedip fabrikaları ejderhaya benzetecek kadar da zeki bir afacan aynı zamanda.. Öylesine sefalet içindeydiler ki, şu sözden dahi durumun vehameti anlaşılabiliyordu: "Beslenme saatimiz için yiyeceğimiz yoktu, bu sadece diğer çocuklarda gördüğümüz bir şeydi.. (syf:95)" Dile kolay on iki kardeş, çalışan bir anne ve abla, ne bulsa yapmaya çalışan bir abi, her doğanı büyüten diğer çocuk, işsiz bir baba, bir de üzerine müthiş bir sefalet.. Belki de Zeze'nin afacanlığına olan tahammülsüzlükleri yaşamlarına olan isyanlarından kaynaklanıyordu, kim bilir!? Yada her yaramazlığında hayata karşı atamadıkları öfkelerini henüz beş yaşındaki Zeze üzerinden gideriyorlardı.. Onca dayağa, aşağılanıp hor görülmeye rağmen Zeze'nin çocuk penceresinden görünen dünya henüz temizliğini yitirmemişti.. Öyle ki yaşamın şenliğini şu satırlardan okuyabiliyordunuz: "Sokağımızda her türlü hava görülürdü. Bilye havası. Topaç havası. Sinema yıldızı kartı biriktirme havası. En güzeli de uçurtma havasıydı. Gökyüzünün her yanı rengarenk uçurtmalarla dolardı. Her şekilde güzeller güzeli uçurtmalar. HAVADA SAVAŞ KOPARDI. Toslamalar, dalaşmalar, düğümlenmeler ve kesikler..(syf:102)" Havada kopan savaşlar yalnızca uçurtma savaşlarıydı, desene.. Yoksa kıyametin gökyüzünde kopup, ölümün çocuk işi olduğu Gazze'ye bu kadar sessiz ve sağır kalabilir miydi dünya?? Çocukluk işte.. Bir uçurtmaya, bir oyuna, bir oyuncağa geçiyor küslüğü.. Kirlenmiyor pencereleri, hep bi bahar havası kalplerinde.. Öyle diyordu Zeze: "Eğer bu doğruysa, her şeyi güzelleştiren şey göğsümde pır pır eden yüreğimdi. (syf:148)" Öyleydi de gerçekten.. Bir yüreği güzeller, bir çocuklar, bir de sessiz kullarıydı Allah'ın her şeyi güzelleştiren.. Çocuk için sokaktaki oyunun anlamını anlatırken : " Dünya bir tek sokak çocuklarına ait olurdu adeta.. (syf:102) " diye ekliyordu yazar.. Onca yaraya rağmen hatırlanan güzel çocukluk anıları işte.. Geçemiyor insan, bir türlü gelemiyor geçmişten ve hiç bir zaman var olmuyor anda.. Ya geçmişte öldürüyor kendini yada gelecekte yaşatıyor olmayanı.. Ona bazı zamanlar sahip çıkan kardeşi Totoca ve daima arkasında duran ablası Gloria dışında kimse sevmiyordu, yada o öyle hissediyordu.. Bir de başlarda hoşlanmayıp sonrasına herşeyi olan Portekizli amcası Portuga gibi.. Daima dertleşip hayallerini anlattığı Şeker Portakalı Xururuca'yı da unutmayalım.. Küçücük bedenine ağır gelen dertler, gücü çocuğa yetenler, bulduğu sığınağı çok kısa bir süre sonra kaybedenler.. Zeze'nin acısını şu sözler anlatmaya yetiyordu : "Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey. (syf:169)" Acı neydi gerçekten!! Görülen bazı vahim olaylar, çekilen şiddetli ağrılar bazı sancıların yanında nimet geliyor aslında.. Ahh Zeze!! Çok üzgünüm.. Çocukken büyümek zorunda bırakıldığın için...
Çocukluk Yaralarımız
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2025275,2bin okunma
·
131 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.