Puan vermedi·88 syf.····Okunma: 09 Haziran 2024 22:20 #Okudum
#KitapYorum
#Hünsâ
#ŞaleKöse
#ArtshopYayınları
#Roman
#87Sayfa
#Papatyakitaplığı
Merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere Artshop Yayınları'ndan çıkan Şale Köse'ye ait "HÜNSÂ" isimli romanla geldim. Yazara ait "ŞALE" ve "KİTAPSIZ'" isimli iki romanını okumuş incelemelerini yapmıştım. Şimdi de insanı, onun sosyal toplum, aile içindeki görev, sorumluluk ve güçlükler karşısındaki duruşunu sade, akıcı bir dille anlatmış. Bu defa tür ve içerik diğerlerinden bağımsız ilgi çekici. Mistik, gizemli, şifreli, biraz irdeleyen, eleştirel bakış açısıyla objektif ve soyut bir yaklaşımla yavaş yavaş konu merkezine okuru pür dikkat taşıyan yapıda. Düşündüren, araştırmaya teşvik eden bir içeriği ustalıkla sürdürmüş böylelikle. Farkındalık, analiz ve çıkarımlarla okurun dikkat ve algısına ayna tutmuş. Öyle kibir post modernizim kokusu duyumsadım. Zira tarihten, mitolojiden, tasavvufi mesellerden göndermeleri konuya nakış nakış işlenmiş. Üstkurmacanın hakim olduğu metinlerarasılık, parodi ve pastiş teknikleri sıkça kullanılmış. Yazar hem oluşturduğu metinle hem de parodi, pastiş gibi yöntemlerle gönderme yaptığı metinlerle çıkıyor karşımıza. Aynı anda birçok metni okumuş oluyorsunuz sanki.
Burada Tuğrul ve Hüma karşılıklı aynı bedende konuşuyor aslında. Ayrı ayrı iki insan biri erkek, diğeri dişi olağan akışta zannedersiniz. İlk sayfalarda bunu asla anlamıyorsunuz. İki sevgilinin hali ahvalinin görüntüsü sıkça telkin edilse de bitime yakın bir yerde merakınız bir nedene bağlanıyor. Düğüm çözülüyor. Kitabın ismi tüm yaşananların çıkış noktası. "HÜNSÂ". Anlamını ben ilk kez öğreniyorum. Sözlükte kırılıp bükülmek manasına gelen 'Hanes' kökünden türemiş olan Hünsâ kadınsı davranışlar gösteren erkek anlamında bir sıfattır. İslâm hukuku'nda doğuştan hem erkeklik hem de dişilik organına sahip bulunan veya erkek mi kadın mı olduğu tespit edilemeyen kişiyi ifade eder.
Tüm bu açıklamaların sonunda beni konuya daha çok bağlayan kısımlar var ki!.. Onlar akılda, ruhta ve kalpte çiçekli bir bahçeye ayakkabıları çamurlu, ruhsuz, maddeyi manaya yeğ tutan, ezberci bir zihniyetin karanlık dünyasına götürüyor. Gönlümde insana dair ne varsa sil baştan başlamalı yeniden fikrine hapsediyor. Düşünün bir çocuk doğuyor fakat cinsiyet muallak. Baba hep erkek adamın erkek çocuğu olur kurgusunda, anne babaya biat etmiş. Korkuyor. Eş dost çevre Tuğrul doğdu sevincinde. Babanın sevgisizliği, aşağılayıcı tutumu Tuğrulu ve içindeki baskın kadın nutfesini evden kaçırıyor. Ömrünü ailesinin istediği normal hayatın ilkelerine, kurallarına, topluma uydurmaya çalışırken Tuğrulu içinde kendi öz suyuyla eritiyor. Çocukken okulda kız gibisin "Hermes'!.. diyen çocuklar oluyor. (Burda mitsel bir gönderi var;
Yunan mitolojisindeki Haberleşme Tanrısı Hermes ile Güzellik Tanrıçası olan Afrodit'in adlarından gelmektedir. Bu adlandırma aynı vücutta hem erkek hem dişi bireyin birleşmesiyle ilgili.) Sonra zaman Hümayı anneliğe terfi ettiriyor. Çalıntı bir kız çocuğunu, kanından gösterir. İsmi Hayat olur. Tatmadığı her duyguyu onda yaşatır. Küçük Hüma Hayattır benliğinde. Acılarından süzülmüş, mutlu, sevilen, özlenendir şimdilerde. Kızı Afroditim diye severdi annesini. Tasavvuf fikrinde 'ney'e benzer insan. Neyin yedi deliği insan vücudundaki deliklere benzer, dokuz boğumu, ana rahminde dokuz ayla ilişkili. Ve bu kamış yerden yukarıya doğru ters olarak yeryüzünde yer alır. Tıpkı Hüma'nın tersinden başlayan hayatı gibi. Vücudundaki Tuğrulu hep taşıması belki de. Akıp giden satırlar, en sonunda İnsan'a çıkarıyor yolları. Ne kadın, ne erkek sadece insan ve onun kusursuz yaradılışı.
Kabul görmek için bunca çaba kimi memnun etti acaba? Pek çok sorunun yanıtını içinizde, benliğinizde arayacağınız bu eserle buluşmanız dileğiyle...
Kapak resmi Afrodit Hümanın utangaç bir şekilde içinde öldürdüğü Tuğrul Hermes'e mahcubiyeti'nin resmini tasvir ediyor. Çok başarılı.
Bu hayatta her şey mümkün!.. Yerle, gök birleşebilir. Deniz'le, bulut el ele verebilir. Kar, güneşle kavuşabilir. Kedi, köpekle arkadaş olabilir. Tek bedende hem erkek hem de kadın barınabilir. Aile zehirli olabilir. Bambaşka birisi daha iyi bir anne olabilir. İnsan en çok da kendisine yabancılaşabilir. (say. 78)
İnsanın vatanı çocukluğudur baba... Vatanını söküp alırsan ellerinden, çorak bir toprak gibi öylece kala kalır. Üzerinde ne ot biter ne de dalına konacak bir ağaç bulunur. Çatlamış toprağına bereket için bile olsa tek bir damla dahi süzülmez. Çatlamaya başladığı yerden başlar kırılmaya. (say. 19)