11 öyküden oluşan kitapta birçok insani hallerin İran’daki yansımasını görüyoruz.(Ne kadar kibirli bir anlatım) Dikkatimi ilk çeken şey Sadık’ın insanları düşünceden uzak, duyguların esrarı ve büyüsü altında ezilmiş insanlardı. Kimi hüzne boyun eğer, kimi korkuya, kimi ise kendi varoluşunun dehlizlerine. Kendi döneminin bütün çarpık inanışları ile bir araya gelen bu insanlar bazen komik diyebileceğim bazense trajik olayların içerisinde öyle doğallar ki, cinayet işleseler dahi normalleşip kendi iç çekişmelerinin anlık yansıları ile kalıyorlar.
Öykü kurma tekniği ise Cortazar gibi hikayeyi saklamaya ve insanın ruh hallerini yansıtma yönelimindeydi. En azından ben böyle anladım. Zekice hazırlanmış kurgusallık ile bizi şoke eden bir final ile bitiyor neredeyse her öykü.
Benim favorim “Af talebi” tamamen okurken yaptığım heyecandan dolayı.
Şimdiden okuyacak olan arkadaşlara iyi bunaltılar diliyorum.