"İnsan biriyle geçmişi dahil her şeyi paylaşmayı göze almadan, onu gerçekten sevdiğini nasıl iddia edebilir ki?
Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler
Merhabalar herkese... Jan - Philipp Sendker'ın harika kaleminden beni benden alan kitabı Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler'in kendimce incelemesi ile buradayım. Nasıl başlamam gerektiğini bilmiyorum fakat o kadar yüreğime dokundu ve işledi ki gün içinde okuyamadığım anlarda hep aklım kitapta kaldı. Eminim ki okuyan tüm okurların yüreklerinde derin bir iz bırakmıştır. İnsanı kendi içsel yolcuğuna çıkaran, gerçekte sevdiklerimizi ne kadar tanıyoruz sorusunu irdelemeye iten, duyuların niteliklerini kavramamızı sağlayan, sevdiklerimizin yüreklerindeki yaraları ne kadar biliyoruz ve sarıyoruz diye düşündüren muhteşem bir kitap... Kitabın konusuna kısaca değinecek olursak; Julia'nın fakülteden mezun olduğu günün ertesi sabahı başarılı ve ünlü bir avukat olan babası ardında hiçbir iz bırakmadan kaybolur. Birkaç yıl sonra annesi, bulmacanın bir parçasını bulur. Mi Mi adlı gizemli bir kadına 40 yıl önce yazılmış ama gönderilmemiş bir mektup... Babasının geçmişindeki gizemi ve ortadan kaybolmasının nedenini çözme isteğiyle Julia, önünde onu bekleyen hayatı ve kariyerini bir kenara koyar. Babasının kalbinin pusulasını takip ederek Mi Mi'nin yaşadığı yere gider. Yolculuğu onu doğunun esrarengiz ve egzotik bir bölgesine, küçük bir dağ kasabasına götürür. Orada babasını tanıyan ve kendisi hakkında da bilgi sahibi olan bir adamla karşılaşır. Ve tüm hikâyeyi dinler; babası çocukken kör olmuş, manastırda yetiştirilmiş ve hepsinden öte oralı bir kıza delice bir tutku beslemiştir.
Julia bu bilgileri bilen U ba adlı adamla tanışıyor ve babasının inanılmaz ve destansı hikayesini hayret ve benimseyerek dinliyor. Julia'nın babası olan Tin Win'in annesi Mya Mya bir çocuk doğurur. Fakat aşırı derecede batıl inançları olan bu kadın çocuğunu uğursuzluk getirir gerekçesiyle hiç sevmez ve kabul etmez. Ve sürekli başlarına kötü bir şey getireceğine inanır. Bölgedeki astrologdan da bilgi alan Mya Mya ve kocası Khin Maung yıldızların gücüne inanırlar. Astrolog onlara bu çocuğun onlara acı vereceğini söyleyerek kehanette bulunur ve karı koca buna inanırlar. Hâlbuki bu kehanet Tin Win'in kör olacağıdır. Bundan günler sonra Khin Maung bir kazada ölür. Çocuğun uğursuzluğuna daha da çok inanan Mya Mya bir gün ansızın Tin Win'i terk eder. Tin Win belli bir zaman sonra görme yetisini kaybeder. Komşuları olan Su Kyi adlı kadın Tin Win'e bakar büyütür ve manastıra gönderir. Aralarındaki bağ göz yaşartıcıydı. Öte yandan Mi Mi ile tanışır ve hayatı değişir, artık her sabaha mutlu uyanır ve içinde kuşlar şarkı söyler. Mi Mi ayaklarını kullanamayan güzel naif ve zarif bir kızdır. Tin Win ile aralarında çok yoğun bir aşk yeşerir. Gerçek aşkın tasviri budur net.:) Bu aşkta sadece sevgi yok sevginin üstü de var. Adeta ruhsal ve duru bir kalp birleşimi diyebilirim. Gerçekten o kadar büyüleyiciydi ki gözümde yaşlarla okudum çoğu yerini. Tin Win, Mi Mi'yi sırtında taşır. Mi Mi'de onun gözleri olur. Fakat birgün araya olmadık olumsuz gelişmeler girer, amcası Tin Win'i yanına alır ve Tin Win bir daha Mi Mi'yi göremez. Çok detaya girmek istemiyorum. Ama amcasının yaptığı hainlik ve gaddarlık bu güzel tertemiz aşkın üzerine kara bulut gibi çöker. Duygusuz amca onların birbirlerine güzel gönüllerinden yazdıkları mektupları dahi saklar. ( İğrenç adam.) O da, yani bu amca da başındaki uğursuzlukları savmak için akrabası olan Tin Win'e bakmayı kendine kendince görev edinir. Tin Win hayatının ilk aşamalarında uğursuz diye terk edildi. Bu kez de yine bir batıl inanç uğruna amcasının yanında uğurlu diye zoraki tutuldu. Güya Tin Win gelince işleri açılmış. Gerçekten nasıl bir çelişki ve ironi. Tin Win'e ve yaşadıklarına çok üzüldüm. Mi Mi'ye de öyle.
Bu öyle bir aşktı ki duyularla hisleri, tek bir kalp atışının bir kelebek dokunuşu gibi ikisini birden sarmalaması gerçekten olağanüstü kelimelerin yersiz ve yetersiz kalacağı bir sevdaydı. Kitabın dili de gayet açık anlaşılır, sürükleyici, duru, olayları gözde canlandıracak kadar canlı tasvirlerle resmedilen, anlatımıyla da beni etkileyen bir kitap oldu. Yüreğime kazındı. Sonu da çok duygusal ve yaralayıcıydı. Söyleyecek kelime bulamıyorum. Kitapta eksik bulduğum tek bir nokta var Tin Win'in Amerika'ya gidişinden sonraki olayların havada kalması. Fakat yine de; Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler ve yalnızca diğer yarımız o sesi duyar.<3
Bu kitabı tüm okurlara tavsiye ederim.
Keyifli okumalar.
Kitaplarla ve sevgiyle.<3