Puan vermedi·250 syf.····Okunma: 13 Haziran 2024 17:02 #Okudum
#KitapYorum
#MeleğinGölgesinde
#ŞaleKöse
#ArtshopYayınları
#Roman
#80Sayfa
#Papatyakitaplığı
Merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere Artshop Yayınları'ndan çıkan, Şale Köse'ye ait, "MELEĞİN GÖLGESİNDE" isimli romanla geldim. Bu kitapla birlikte yazarın dördüncü eserini okumuş bulunuyorum. Yine ve yeniden ham maddesi insan olan, onu psikolojik, sosyolojik ve felsefi anlamda masaya yatıran bir konuyla romanını kaleme almış.
Sevgili Şale Köse: Benim nezdimde pek çok kalemden daha farklı. Şöyle ki; bir kere gerçekten çok samimi, öyle yalancıktan yaranayım insanlara, çıkar sağlayayım, sınıflandırayım, "Burnumu Kaf Dağında bıraktım, kendine güvenen buyursun hele indirsin göreyim!..", "Ben oldum, daha da son noktaya geldim" Derdinde olmamış. Amacı para pul hiç değil. Çok dürüst, kendine dost, kendinin öğretmeni, psikoloğu, doktoru, finansörü, kısaca her şeyi. Başlı başına bir Cumhuriyet. Güçlü, başarılı, cesaretli, Rambo gibi bir kadın. Zira videolarından, yazdıklarından, en çokta gözlerinden anlıyor insan. Hayat ona bir bakırın eskidiçe kalaylandığı gibi, ara ara kalbikarardıça basmış sülfatı. Düşmüş, küllerinden defalarca yeniden doğmuş. Yılmamış, bıkmamış. Şuan; her türlü dahili ve harici dost maskeli yüzlerle savaşmış, sayısız galibiyetler almış.Kadınlar için yaşayan temsili rol model anlayacağınız. Mertliğin, yiğitliğin cinsiyette değil yürekte olduğunu gösteren tüm zamanların, Anadolu'nun baş hatunlarından. Ne yaparım? bitti her şey!.. Diyen kadınlara başarı ve azmi öğretiyor romanlarında.Esasen hepimiz bir tabloda kendi rolünü oynayan melekleriz. İnkâra, yadsımaya, yok saymaya gram neden yok. Utanmak, sıkılmak hayat hikâyemizi değiştirmiyor. Yalancıktan pembe düşlü şeker duvarlı evlerimiz yok zaten. Hepsi bir güneşe bakar. Ne balçıkla sıvanır, ne de erimesine engel olunur.
Şalelerin en güzeli; "Bundan sonra yaşadığım her sıkıntı bana tecrübe, sizi, insanı, doğayı ve hayvanları seviyorum." Paylaşmaya geldim, ilkesi ideasında. İdolü kendisi. Geldik gidiyoruz, benim takıldığım gönül coğrafyasında; Dağlar nasıl aşılır? Aile, dost, akraba kim varsa aynı gemide nasıl yol alınır?, yeni doğan her yeni güne nasıl renk katılır, kalbinin kuyularından nasıl sağ çıkılır? Ters kulaçla akıntıya rağmen nasıl yüzlür? Her şeyden önce ben kimim?, keşfimi hangi bayrakla temsil ederim? ereğinde. Daim olsun. Işıklı yollarına yıldızlar düşsün.
Efendim roman; Pembe yüzlü bir masal. Zaten kapak resminde de melek figürüyle beraber bu yazı var. Melek, Sedat ve melek kanatlı bir çok kadın bu hikâyenin baş rolünde. Bir aşkla başlıyor satırlardaki harflerle dansı bu öykünün. Başlarda çocukluk aşkı Sedatla bir evlilik. Sonrasında bir çocuk isteği. Meleğin reddi. Tabi kırklı yaşların menepoz süreci, yıkılış, kopuş, üzüntü, kadınlık gururunun tuzla buz oluşu. Ayrılık nihayetinde. Esasen roman sondan başa doğru gibi. Kronolojik gidişat bölümlerle ayrılmış. Sonuna doğru giyinen sahte balo kıyafetli insanların bir bir dalından düşüşü. Yalnızlığın keskin anason kokusunda gelen bir haber; Meleği köklerine, evlatlık bildiği hayatında bir nokta koymaya davet ediyor zaman. Yol bir mirasın teslimi için bir kasabaya uzanıyor. Bir ağaç, kökleri, pembe tellerle çevrili pembe duvarlı bir ev. Kokusu is, bazen bahar dalı.İçinde yaşayan insanlar kim? Kapıyı kim açıyor? Üç kuşaktan ortak kaderi temsil eden kadınlar feleğin hangi çemberinde? Hayat kadınlarının da melek kanadı var. Pembe evin sakinleri onlar. Yaşlanınca dövülen, kapıya konan. Hayatın kader mahkümları. Zira onlar ailelerini, yedikleri vurgunu seçmediler ki!.. Candı, kandı yürekleri. Meleği sakladılar. Sonra bir sandalda koca bir şehrin kurtlarına bırakmak zorunda kaldılar. Sonrasında Meleğe hayat öyle bir oyun oynar ki!.. Kardeşini bile doğurmak zorunda kalır!..
Tüm gerçekler bir masalın pembe büyüsünde saklı. Ben sayfaları elim titreyerek açtım. Sanki acı biber sürülmüş parmaklarım soğuk buzlu suya hasretti. Tıpkı Meleğin hayatı gibi. En çokta unutmanın ödülünü, hafızanın bazen de istenmeyen acılara karşı müthiş savunma mekanızmasının işlerliliğine tanık oldum. Bazen sevmediğim rüyaları sabah az buçuk hatırlasam da uyanınca tamamen unutmanın şükrü gibi. Ama buradaki sır bambaşka. Şahitliğe davetlisiniz..
Günahla, sevap birlikte gezer. Hayat, bir çoğumuzda aynı karede buluşturur ama nedense reddederiz aynı resmin içinde olmayı. Birbirimizden farklıymışız gibi; ne biz onları tanımak isteriz ne de onlar bizleri... İki ayrı resimde, bir başımıza devam ederiz yollarımıza...(Say. 80)