Mezar yerleri alındıktan sonra,
Cemil Gezmiş imam getirilmesini istedi...

Çocuklarının kendilerine -tören yapılmamak üzere
teslime dildiği hatırlatılarak, bir an önce gömülme
işleminin yapılmasını söylediler...

Cemil Gezmiş -imamın gelmesinin tören olmadığını;
elbette davul-zurna getirmeyeceklerini;
zaten kendilerinden başka, ölülerinin orada kimseciği olmadığını;
kendilerinden korkmamalarını- hatırlattı.

Bir görevli Cemil Gezmiş'e
-Onlar asılma öncesinde imam istemediler- demişti.
Cemil Gezmiş ise bu görevliyi
-Neden istesinler, günahları mı vardı ki?- diye yanıtladı.

Sonra çocuklarını gömme işlemine hazırlandılar.
Mezarlık polis ve görevlilerle doluydu. Oldukça kalabalıktılar.
İlerde gruplar halinde duruyorlardı.

Cemil Gezmiş, Beşir Aslan, Hıdır İnan ve Deniz'in abisi
ölülerinin önünde namaz kılmaya hazırlanıyorlardı.
Bir ara Cemil Gezmiş arkasındaki polis kalabalığına dönerek
-içinizde abdesti olan yok mu?- diye anlamlı bir sesle sordu.
Tek kıpırtı gelmedi o yandan. Cemil Gezmiş'in sözü
beklenmedik bir konuk gibi çalmıştı kapılarını.
Zaten baştan beri sürekli olarak, beklenmedik bir şey
oluverecekmiş tedirginliğiyle seyrediyorlardı...

Deniz'i babası ve abisi kucaklayıp, kollarıyla mezarına
yerleştirdiler. Ve sırayla Yusuf'u... Hüseyin'i...
İlerde, değişik köşelerde Mahir yatıyordu...
Saffet... Niyazi...Hüdai...

Artık mezarlıktan ayrılma vakti gelmiş, onlarla birlikte
oradan, kalabalık da uzaklaşmıştı. Mezarlığı arkada
bırakacak tepeyi dönerlerken, geriye dönüp baktılar.
Uzaktı; çocuklarının mezarları görülmüyordu.
Fakat bazı memurların görevleri orada sürmekteydi...