Puan vermedi·184 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Mayıs 2024 09:14 TRAK ( Serkan Türk)
"Geçmiş, arkamızdan ihtiyar bir at gibi yavaş yavaş gelir."
Serkan Türk'ün ikinci romanı da birinci romanı gibi ilginç bir isme sahip:"Trak"
Oyuncunun sözünü unutması anlamına gelir. Söyleyeceği sözü unutanın kesik kesik konuşması gibi kesik kesik bölümlerden oluşuyor kitap. Matruşka gibi öykü içinden öykü çıkıyor.
İkizi ölü doğan kahramanın annesi ve babası tarafından kabullenilmemesi ve ninesi tarafından büyütülmesiyle yazılı edebiyattan sözlü edebiyata dönüş yapılır. Ninelerimizin yavaş yavaş sevecen bir şekilde masal anlatması eserin dilinde kendini hissettirir. Sahi ikizi ölü doğunca yaşayan katil sayılır mı? Sayılmazsa doğana bu tepki neden?
Anlatıcı eserleriyle beslendiği İtalyan yazar Bay Ferrante'yi aramaya koyulur. Bay Ferrante'nin bir eserinde de kardeş katili vardır. Bay Ferrante'yle ilgili bölümler kitabın alt katmanı olarak niteleyebiliriz.
Filisnli Josef, Yahudi Rafal ve diğer kahramanlar Zofia, Uğur üzerinden yakın geçmiş ve günümüzdeki sosyal olaylara da değinmiş yazar. İnsanlığın tarihçesine giderek insan denilen varlığın hiç iç açıcı olmadığını hissettirir. Zira insan sadece kendi acılarına duyarlı, başkasının acılarına duyarsızdır. Başkaları için ağlayanlar da menfaatine dokunulduğunda ağlamayı keser.
"İnsanın kendi hayatına körleştiği bir dünyada başkalarının acılarını ve ihtiyaçlarını görmezden gelmesinin normal olduğunu ekliyor konuşmasına."
Üçüncü tekil anlatıcı ile birinci tekil anlatıcı iç içedir. "İnsan bir dile, bir inanca, bir ülkeye, bir kalbe saplanıp kaldıktan sonra nasıl bulabilir ki çıkışı, o sonlu yolu?
Bay Ferrante'yi tekrar görme fırsatı bulursam bu hikâyeyi ona anlatmaya karar verdim."
Bazı bölümlerin başlarında epigraf konulmuş. Epigraflar; Terry Eagleton, Ergin Günçe, Demir Özlü, Susan Sontag, Emin Gürdamur, Eyüp Peygamber, Olga Tokarczuk, John Berger isimlerini taşıyor.
Kitabın sonunda 2020-2023 Trabzon - Mersin yazısıyla karşılaşıyoruz.
Edebî dilinin yanı sıra bu kitapta felsefî cümlelere sıkça rastlıyoruz:
"Fotoğraflar, diyor, zamanı geriye sarmak isteyenlerin mucizesi sanılır ama bu da yanlış. Hiçbir zaman tekrarlanmayacak olanı gösterir yalnız."
"Evler, diyor, kendimizi korumak için sahip olduğumuzu sandığımız güvenlik alanları."
"İnsan, diyor, kaybedecek bir şeyi olduğunun farkına vardığında fotoğrafa sahip olmak istiyor."
"Aşk: iki gövdenin birbirine doğru aynı anda sıçrayışı."
"Bir dil açıklanmaya ihtiyaç duyarken notalar ne kadar özgür."
"Her topluluk kendi kahramanını omuzlarında taşıyor."
"Biz insanlar düşmanlarımızın suretlerini bir ur gibi içimizde taşıyoruz."
"İnsanın en büyük mutluluğu, dedim, dönecek bir evi olmasıdır."
"Felaket ve mucize aynı eve, yan yana değil, sırayla girermiş."
"Kitaplar buldum, iyi insanlarla karşılaşmış gibi sevindim."
"Doğa, diyor, her şeyi fısıldayan bir dudak."
"İnsan en masum yalana kanmaya teşnedir."
"Rüzgâr her daim üflediği kumu atacağı yüzü bulur."
"İnsan, dedi, yanıtını bildiği şeyler için başkasını oyalamamalı."
"İnsan korkusundan dolayı felaketi kapısında tutar."
"Birinin sana ihtiyacı olduğunu bilmek ayakta tutar seni."
"İnsan başkası için manzaradır."
"Mutsuz bir çocuk kendine benzer olanı hemen görür."
"Körün köre tutunması gibi, belki bu yüzden yan yana düşmüştük."