·126 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Haziran 2024 19:43 Öncelikle kitap sevgi üzerine yazılmış olsa da başka pek çok şeye değindiği kesin. Neredeyse 7-8 yıldır bekletiyordum okumayı bugüne nasipmiş. Su gibi akıp gittiğini söylemeliyim sevgiye dair her şeyi bu aralar hatim etmek istediğim için özümseyerek yavaşça okumak istedim.
Kitaba gelecek olursam adı üzerinde sevme sanatının gayet açıkça anlatıldığını sevginin aslında nereden gelmesi ve neden, nasıl sevilmesi gerektiğini çok basit bir dille anlıyoruz. Sevginin anlamı çoğu kişi için insan ilişkileri düzeyindeyse de ben buna pek katılmıyorum çünkü sevgi kitapta da anlatıldığı gibi inançtan gelmeli bu illa ki bir Tanrı vs olmak zorunda da değil. İnsanın özünde sevgi olmazsa en başta kişi kendini sevmezse başkasını, başka bir şeyi nasıl sevebilir? Bu şüphesiz ki geçici ve bencilce "edinilen bir sevgi" olabilir. Ne olursa olsun hayatımızın ana kaynağının sevgi olduğunu düşünürsek ki ilgilendiğimiz her şeyde mesleğimizden tutun arkadaşlarımıza, giydiğimiz elbiseden tutun inandığımız bir oluşum veya ideolojide sevgiye dair ufacık bir ibare bile vardır insan sevdiği şeyleri de hayatına sevdiği oranda dahil eder çünkü o bağ onu doyurmalı ve insan olduğunu hissetirmelidir. Hayatımızın her zerresine sevgi böylesine nüfuz etmişken onu gerçekten nasıl inkar edebiliriz? Gerçekten sevme eyleminin ciddiyet gerektiren bir disiplin işi olduğunu da söylemem gerekiyor. Sevme 'sanatı'. Adı üzerinde bir sanata benzetiyor Erich Fromm sevgiyi. Disiplin ve inanç olmazsa herhangi bir işte ilerleyemeyeceğimiz gibi sevgiyi de ciddi bir mesele olarak ele almalı ve ona uygun hareket etmeliyiz. Tıpkı ana rahmine düşen bir tohum gibi doğumundan ölümüne kadar bir çocuğu doğruca yetiştirmek, veyahut bir ağacı ta fideyken yetiştirip onun yıllarca büyümesine emek vermek gibi sevgi de emek vermemizle büyüyor. Okurken insanı insan yapan asıl şeyin sevgi olduğunu tam anlamıyla anlıyoruz bir kere daha.