Sır İstanbul
10/10
·500 syf.··
Beğendi
·
2024 53. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2024 00:00
Herkese Merhaba Bugün sizlere Mustafa Yurttutar kaleminden The Secret of Constantinapolis kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2023 yılı basımlı 500 sayfalık bir kitap. Zaman tünelinde yolculuk yapıyormuş gibi asırlar öncesinde kaleme alınan parşömenler Tuba komiserin günlüklerinde kesişiyor, her biri bir dünyaya açılıyordu, bir yaşam öyküsüne; ama hep aynı şehre İstanbul'a, İstanbul'un bir sırrına. Her sır bir sis perdesini aralıyordu: En Büyük Sırra Yıl 322 Priklitios köle olarak hayatına devam ediyordu. Başına o kadar çok şey gelmişti. Yıl 327'de ise Yeni bir dünyaya adım atıyordu. Tek bir sorunla yine, köle olarak! Constantinopolis, Constantin'in şehri yeni bir dünyaydı gerçekten. Yaşadıklarını bir düşündü! Mısır'dan İskenderiye'den beri başına gelenleri, köle olarak alınıp satılışını, zincirlerle o limandan bu limana sürüklenişini, paganlar, paganların yaptıklarını, Ariusçuları, Arius'un öğrencilerini, inancı için idam edilen Jacop'u, Makrina'yı, Theodora'yı, sonra ayağında prangalarla Constantinapolis'e attığı ilk adımı, yediği ilk kırbacı, İmparatoru düşündü, onun kalbine merhameti koyan Tanrı'yı. Sana bu cevheri veren Tanrı, onun kalbine de merhameti koydu dedi... Yıl 327 Devletin başkenti Roma, pagan dinlerinin ve kültürünün yuvasıydı. Tapınaklar, gymnasyumlar, forumlar her şey bu kültürle dizayn edilmişti. Hristiyanlık her yönüyle eski kültürü reddediyordu. Yeni inancın unsurlarını, eskinin üzerinde kurmak, yaşamak ve yaşatmak zordu. İnsanların ahlaklarını, zevklerini, beklentilerini birdenbire değiştirmek imkânsızdı. Constantin iyi bir yönetici, muktedir bir İmparatordu; ama hiçbir şekilde halkı ile karşı karşıya gelmek istemiyordu. Ne yapacaksa en akılcı, en mantıklı yollardan yapmalıydı. Constantin'in amacı; Akdeniz ile Karadeniz havzasında, Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Balkanlar, Sibirya, Kafkasya, Asya ve Avrupa coğrafyasının tam ortasında yeni bir medeniyet kurmaktı. Hristiyan medeniyeti! Bir Allah'a inanan vahye dayalı bir medeniyet. Şehri baştan başa yeniden inşa etti. 330 yılında 11 Mayıs günü şehrin açılışını yaptı ve Neo-Roma'yı ilan etti. Yıl 2019 Tuba komiser ve ekibinin aradıkları kişi bir Köle, bir sahil kasabasında satıldı Olympos'ta. Orası Türkiye sınırları içerisinde bugün bile çok ziyaret edilen eski bir yerleşim bölgesi, tatil kenti. Deli Hacı, 1570'li yıllarda İslambol'da yaşayan aslen Deli Kilsa isimli sonradan Müslüman olan köle tüccarı bir adamdı. Bezzazistan'da yirmi bin Flori'ye sahip olduğunu ve Padişaha bildirmediği ortaya çıkınca olayların başlaması noktası da burası oluyor. Bir kölenin hayatı ve bir köle tüccarının Müslüman oluşu, arada nasıl bir bağlantı var? Elimizde ne vardı; iki tane kız cinayeti, iki tane el yazması parşömen. Daha kimliklerini bile tespit edemediğimiz kurbanlar dururken, bin yıl önceki adamın mı peşine düşecektik! Bu delilik değil de neydi! Bu nasıl bir cinayetti katil ya da katiller kaçmıyor, önümüzde izler bırakarak bizimle oyun mu oynuyorlardı? Yeni bir cinayet mi işlenmişti? İşaretler neyin nesiydi? Niçin Sultan Ahmet Meydanı ve niçin sadece Dikilitaş ayırt edilmişti. En kötüsü, sormaya cesaret bile edemediğim şey de yine bir genç kız mı kurban edilmişti? Yerebatan Sarayı içinde 16-17 yaşlarında bir genç kız cesedine rastlamışlardı. İşaretler ; Üst üste bindirilmiş kanlı el izleri! Şehirde işaret bırakılan bütün anıtların Constantinus dönemine ait olması bir işaret miydi? Kim yapmıştı bunu? İki cinayet arasında bir bağ var mıydı? Olaylı bir gece daha! Üç yerde kazı yapılmış ihbarlar peş peşe gelmişti. İlki Galata'dan. İkincisi Suriçi. Üçüncüsü Hürrem Sultan Hamamı. Ne arıyorlardı hamamın altında, niçin İstanbul'a bu zulmü yapıyorlardı? İlk kız; Priklitios'un kız kardeşi Fellicia, Nil Nehri'ne atılmıştı, ikincisi Koleksiyoncu'nun kızı Su, Binbirdirek Sarnıcına, üçüncü kız Irmak, Yerebatan Sarnıcı'na atıldılar. Cinayet şekli aynıydı ve sonrasında bırakılan iz; pislik tohumları. Bu kızların babaları birer Koleksiyoncuydu. Üstelik ikinci kızın babası kafası kesik bulunmuştu. Yer Cellat Mezarlığı... Roma toprakları, çok geniş bir coğrafyaya yayılıyordu. İtalya'daki Roma Şehri, Helenizm'in başkenti Yunanistan, İskenderiye ve Constantinapolis. Her şeyin bir tanrısı vardı Romalı için! Ağacın Tanrısı ayrı, ağaçta çiçek açtıran Tanrı ayrı, çiçeği meyveye dönüştüren Tanrı da ayrıydı. Bir şey isteyecekleri zaman heykellerini diktikleri tanrılarına yalvarmakla kalmıyor tapınaklardaki sunak taşlarına birtakım hediyeler de bırakıyorlardı. Başlarına büyük felaketler geldiğinde onlara adaklar adıyorlardı. Hayvanları kesiyorlardı. Koyun, keçi, at, deve, eşek, domuz, tavuk, kaz, ördek, kedi, köpek ne bulursalar kesiyorlar, çoğu zaman onları oralarda günlerce bekletip kokutuyorlardı! Ama bununla da yetinmediler. Kuraklık, kıtlık, deprem, sel, yangın gibi felaketlerde işi büyütüp insan adıyorlardı. Ve bu insan da en savunmasız en naif olan çocuk yaştaki kızlardı. Roma; Dünya'nın merkezindeydi, en güçlü devleti, en büyük hazinelerine sahip, binlerce yıl yaşayan. Ve Constantinapolis hayaller ülkesi. Herkesin gözü buradaydı İstanbul, İslambol, Constantinapolis, Constantin'in şehri Neo Roma; harikalar diyarı. Yerin üstünde hazinelerini gösteren kent. Yerin altı için de cimri davranmamıştı anlaşılan. Bütün bu gayret, bütün bu çaba, bütün bu ince işçilik, plan, akıl yakan, beyin çatlatan ağlar niçindi. Derin bir devletti Roma, insanları kültürlü, güngörmüş köleleri bile! Ama burada aradıkları şey neydi her şeyden önce! Kadınlar birer aracı, kızlar birer adak, bebek sırlara bir kundak, tabut bir kamuflaj her şeyin üstünü örten. Parşömenlerde geçen gömülü bir tabut ve tarihin derinliklerinde bir sır; bunlar neyi arıyordu bir tabutta şehrin derinliklerinde? Belki de o bir şifreydi, bir anahtardı, bir parolaydı belki aradıkları gizeme açılan. Bir işaretti, bir izdi, bir sırdı belki geleceği aydınlatacak geçmişe gömülen! Deli Hacı, Cellat, Cellat Mezarlığı, Koleksiyoncu ve Kızlar aradaki bağlantı neydi? Adak mıydı gerçekten kızlar? İnsanlık mıydı tehlike altında olan? Neyin derdindeydik, neyin peşinde? Neredeydik, sonun başlangıcında mı? Peki Cellat kim dersiniz? Öğrendiğimde tekrar ''KİM'' diye şaşırarak okudum. Kitabın sonunu okuduğumda ise ağzımın açık kaldığını hatırlıyorum... Bu kitabı o kadar çok okumak istedim ki bu yıl içerisinde iyi ki dediklerimden oldu. Yazarımızın kalemine sağlık Kitap ile ilgili düşüncelerinizi yorum bırakabilirsiniz Okumayı ihmal etmeyin im t u b i s ʚĭɞ
Edebiyat Polisiye Roman
The Secret of ConstantinapolisMustafa Yurttutar · Roman Yayınevi · 202449 okunma
·
245 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.