Kitapta 1800'lü yıllarda siyahi bir köle olarak doğan ve yaşamını mücadele ile geçiren Josiah Henson'ın esaret, işkence, mücadele, özgürlük ve sonrasında tarihte iz bırakacak atılımlarını da içeren hayat hikayesini okuyoruz. Özellikle ilk yılları ile ilgili farklı kaynaklarda ufak tefek bilgi değişiklikleri olsa da oldukça ayrıntılı bir şekilde ele alınan gerçek bir hayat hikayesi bu. Kitabın sonundaki notlar ve kaynaklar kısmına baktığınızda da okura oldukça kapsamlı ve doğru bilgi aktarabilmek için ne kadar emek verildiğini görüyorsunuz.
Tarih ve dönem anlatılarında akıl almaz, insan insana bunu nasıl yapmış dediğimiz olaylarla karşılaşıyoruz maalesef. Burada yazarın dikkat çektiği nokta o şaşkınlığı biraz daha ileri seviyeye taşıyor. Çünkü eziyetin dışında bir aşağılama söz konusu. Ten renginden dolayı insan iradesi nasıl paramparça edilir bunu izliyorsunuz. Yazar bir noktada: "Modern aklın köleliğin psikolojisini kavraması zordur. Birinin özgürlük iradesi nasıl bu kadar toz haline getirilebilir?" demiş ama aslında verdiği detaylarla bunu anlayabiliyorsunuz. Öncelik eğitimdir değil mi, o yüzden hiçbir şekilde eğitim hakkı verilmiyor mesela. En kötüsü birey olarak kabul edilmiyorlar. Alınıp satılıyor ve miras olarak eşya gibi varislere aktarılıyorlar. Ve bu algı normalleştiriliyor. Özellikle bir bölümde kaçma şansları varken, tuhaf bir onur ve aidiyet hissiyle kaçmamaları, benliklerine yerleşen travma ve psikolojik sendromları açıkça ortaya koyuyor.
Bu yüzden ilerleyen yıllarda Josiah'ın özgürlük mücadelesi iki yönden dikkatimizi çekiyor. Öncelikle o algıdan çıkıp, ailesi ile birlikte kaçmaya karar vermesi, diğeri ise özgürlüğünü yakaladıktan sonra hem kendisi hem de tüm köleler için iz bırakacak atılımlar yapması. Başkalarının da özgürlüğe kaçmasına yardım ettiği gibi her şeyin o noktada bitmediğini anlayıp, önceliği eğitime vererek, yaşamlarını iyileştirmek, yol göstermek için de hayatı boyunca çalışıyor. Okunması gereken kitaplardan birisi.